Değişmeyen Hastalık: Ötekileştir-me

Erdem Türsen’in bizi bize anlattığı, ötekileştirme kavramına değindiği yazısı Preminger Kalem Dairesi’nde.

Dipnot:
Tekrardan merhaba Preminger ailesi. Uzun bir aradan sonra yeniden sizlerle buluşmanın sevinci içerisindeyim. Hikayeyi en baştan anlatalım: Geçen günlerde hayat olağan seyri ile giderken hayatımda bir eksiklik olduğunu fark ettim ve daha sonra bunun üzerine biraz kafa yordum. Bunun sonucunda Preminger’de uzun süredir yazı yazmadığımı ve bunun hayatımda eksiklik oluşturduğu kanısına vardım. Sonrasında ise bu yazıyı kaleme aldım. Umarım beğenirsiniz.

Uyarı!
Şimdi iyice bir geriye yaslanın, yanınıza kahvenizi alın ve beni dinleyin. Çünkü birazdan duyacaklarınız sizi size anlatmanın hikayesidir.

İlk önce bir tanıyı koyalım değil mi? Gelişmiş toplumların hastalığı olan ötekileştirme nedir, ne değildir?

Toplum dediğimiz kavram, diğer bireylerle birlikte olduğumuz yaşam alanıdır. Her bireyin başka bireyle kurduğu ilişki farklıdır ki bu farklılık sayesinde birey kendi kişiliğini oluşturabilir. Bir bireyin kendini tanıması ve anlaması için elbette başka birilerine de ihtiyacı vardır.

Yavaş yavaş kendini tanıyan insan içinde bulunduğu toplumsal gerçeklikler, değer yargıları, beğeniler ve inanışları doğrultusunda kendi sosyal kimliğini belirler. “Büyüdük ve kirlendi dünya,” derler ya işte tam da öyle olur sonraları. Hepimiz bir sosyal gruba ait olmaya, benliğimizi kabul ettirmeye, yaşadığımız toplumda bir yer edinmeye çalışırız. Aynı zamanda bu, yaşadığımızın bir göstergesi ve hayattaki en temel varoluşsal eylemlerimizden birisidir.

Hepimizin bir sosyal rolü ve buna bağlı olarak oluşan sosyal gruplarda sergilenen davranışları vardır. Toplumsal aidiyetle birlikte sahip olduğumuz bu kimlikler birer etikete dönüşür ve toplum bu etikete damga basmaktan asla kaçınmaz. Karmaşadan sıyrılmak için çeşitli durumları, olayları, kişileri kategorize etmek zorunda kalırız . Bu kategorizasyon esnasında ”ben” oluşurken bunun öbür tarafında da “öteki” meydana gelir . Yani geleceğim nokta şudur ki; insanoğlu kabul ettiklerinin yanı sıra reddettikleri ile de var olma durumundadır. Bu reddettikleriyle birlikte öteki kavramını oluşturmuş olur.

Birey bir kimlik oluşturabilmek için dil, din, ırk ve kültür açısından farklı olan toplumsal etiketler olarak adlandırılan ötekine ihtiyaç duyar. Öteki ve ben ayrılmaz birer ikilidir aslında. Kişi aynaya baktığında mutlaka benliğinin yanında ötekini de görür.

Öteki, biz olmayanın kişiselleştirmesi sonucunda yaşadığımız çağın getirdikleri ile zihinlerde tehdit içeren bir unsur olarak modernize edilmiştir. Bunun sonucunda literatürümüze yeni bir kavram hediye edilmiş ve kutudan ötekileştir-me kavramı çıkmıştır . Kendimiz olmayanı dışlama anlamına bu kelime insanların bünyesine bir virüs gibi bulaşmıştır. Ve bulaşmaya devam edecektir.

Tek panzehiri sevgi ve hoşgörü olan bu virüsün insanoğlunun vücudundan bir an önce atılmasını diliyorum ve ekliyorum: Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır.

Yazar Hakkında

Erdem Türsen

1995 yılının başlarında dünyanın başını ağrıtma göreviyle dünyaya getirildim. Şu aralar İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde Medya ve İletişim okuyorum. Kendimi sade bir tiyatro olarak nitelendirebilirim.Tiyatroya sahip çıkmak için buradayım.İnsana dair her şey ile sizlerle buluşacağız sayın ilgili.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti