Yedi Tepeli Şehrim…

İstanbul’un Tepeleri…

Livaneli’nin “Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü” dediği Yedi tepeli şehri tanıma vakti geldi de geç bile kaldık. Bilindiği üzere İstanbul’a Yedi tepeli şehir denir ama çoğu kişi bu tepeleri tam anlamıyla bilmez, merak etmez. Öncelikle söyleyelim ki bahsi geçen Yedi Tepe asıl İstanbul dediğimiz Sur içi İstanbul’unda bulunmaktadır Çamlıca Tepesi asıl İstanbul’un bir tepesi değildir. 🙂 Bugün bu yedi tepeden bahsedeceğiz.

 

1- Günümüzde Topkapı Sarayı ve çevresinin bulunduğu bölge İstanbul’umuzun ilk tepesidir. Doğu Roma’nın temelleri burada atılmış, birçok devlet ve millet bu bölge için savaşmış, iki büyük devlete yönetim merkezi olmuş ve dünya buradan yönetilmiştir. Zamanı gelmiş bir çağ bitiren ve başka bir çağı başlatan yine bu tepedir. Şiirlere, türkülere konu olmuş birçok medeniyete ev sahipliği yapmış İstanbul’un ilk ve en önemli tepesi.
Tarihin izleri bütün şatafatı ve cümbüşüyle günümüze kadar gelmiş, her türlü dönemden, milletten, kültürden bir şeyler ayakta kalabilmiştir. Topkapı Sarayından Hipodroma, Ayasofya’dan Sultanahmet’e, Alman Çeşmesinden Milyon Taşına kadar bir sürü eser ve daha niceleri bulunuyor. En yakın zamanda sizi tarihi bizzat yaşamaya davet ediyorum.

 

1-tepe

 

2- Çemberlitaş’ın bulunduğu bölge ise İstanbul’umuz ikinci tepesidir. Doğu Roma’nın burada çok bariz bir hatırası vardır ki 1686 yıllık tarihiyle Çemberlitaş bize meydan okur. İstanbul’da şehirleşmeyi başlatan Doğu Roma Kralı Konstantin kendi heykelinin en üstte olacağı şekilde 30 metrelik dev kaideyi diktirmiş etrafınıda İstanbul’un ilk meydanlarından birisi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı döneminden ise günümüze Nuruosmaniye Camii ve Çorlulu Ali Paşa Medresesi kalmıştır. Nuruosmaniye camii, Çemberlitaş’ın kuzeyinde 1.Mahmud’un emriyle 1748’te inşasına başlanmış fakat 1.Mahmud’un ölümü üzerine camiyi 3.Osman 1755’te tamamlatmıştır. Camii’nin en önemli özelliği ise Osmanlı Devrinde Batılı bir üslup yapılan ilk camii olmasıdır. Osmanlı Mimarisinin dönüm noktasıdır.
Çemberlitaş köklerini tarihe salmış ama maalesef korunamamış. Konstantin formundan günümüzde tramvay yolu geçiyor, meydan olduğu bile belli olmayacak durumda. Bölgede birçok eser göz ardı edilmiş durumda bundan sonrası için daha dikkatli, bilinçli olabilmek umuduyla.
2-tepe

 

3- Süleymaniye Camii ve Beyazıt Camii’nin bulunduğu bölge İstanbulumuzun üçüncü belki de en ihtişamlı İstanbul tepesidir. Bu bölgedeki eserlerin geneli Osmanlı’nın klasik çağ dönemini yansıtır. Bir yanda Osmanlı’nın altın çağını yaşatan 10.Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’un en güzel eserlerinden Süleymaniye diğer yanda Kanuni’nin dedesi 2.Bayezid’in Bayezid Cami-i şerifi. Ve de bu iki güzel mabede nazire yapar gibi etrafına serpilmiş Hanlar, hamamlar, kütüphaneler ve daha niceleri…
Buraya her uğrayışımızda bize ait yaşayan bir şeyler hala bulabilirsiniz. Ummadığınız bir zamanda karşınıza başka bir güzellik çıkıverir. Hala görme imkânınız varken kaçırmayın derim. Ayrıca bütün Bayezid meydanının simgesi olan, günümüzde İstanbul Üniversitesinin geçmişte Seraskerlik binasının şatafatlı kapısını görmeden geçmeyelim.

 

3-tepe

 

Fatih Camii

4- İstanbulumuzun dördünce tepesinde ise bu güzel şehrin günümüzde vatanımızın bir parçası olmasını sağlayan El-Feth Fatih Sultan Mehmed Han’ın imzası var. Fatih Camii; medresesinden darüşşifasına, hamamından tabhanesine tam manasıyla bir külliye. Camii’nin yapımına fetihten dokuz yıl sonra 1462’de başlanmış 1470’de tamamlanmıştır. 1766 yılında yaşanan büyük depremle büyük bir hasara uğramış hakiki görünümünü kaybetmiştir. Cumhuriyet döneminde 1932 ‘de ilk Türkçe ezanda burada okunmuştur.
Tabii ki bu bölgenin tarihi Osmanlı’yla kalmıyor. Doğu Roma devrinde bu tepede Fatih Camii’nin olduğu bölgede 1.Konstantin döneminde yapılan Havariyyum Kilisesi bulunuyormuş rivayete göre Konstantin Kiliseye 12 havariye atfedilmiş bir lahit bölümü oluşturmuş 12 Havarinin ortasına da kendisi için bir lahit yaptırdığı söylenir. Ayrıca Konstantin devrinde şehrin dışında kalan bu tepe için Doğu Roma İmparatorlarının defnedildiği de biliniyor.
4-tepe

 

Yavuz Sultan Selim Camii

5- Zirvesinde Yavuz Sultan Selim Camii olan İstanbulumuzun beşinci tepesine bir bakış atalım Haliç’ten. Camii’nin ismi ne kadar Yavuz Selim olsa da camii’yi inşa ettiren oğlu Kanuni’dir. Kendisinin bu bölgeye bir eser bırakmak istediği söylenir fakat külliyeyi yapmak Kanuni’ye nasip olmuştur. 1522’de başlayan inşa faaliyetleri 1599’da tamamlanmıştır. Yavuz Sultan Selim, eşi Hafsa Sultan ve Sultan Abdülmecid’in türbeleri külliyenin bahçesinde bulunmaktadır.
Camii’nin sol yanı Doğu Roma’dan kalma bir sarnıca ev sahipliği yapmaktadır günümüz çukur bostanı. Haliç tarafı ise dik bir uçurumdur. Haliç manzarasını ne kadar bozan etkenler olsa da görülmeye kesinlikle değerdir. Cami’den çıkıp Haliç’e doğru inerseniz Fener-Balat evlerini, Fener Rum Patrikhanesine uğramadan gitmeyin. Eğer çok yorgunsanız Dimitri Cantemir’in evinde konaklayabilirsiniz.
5-tepe

 

Mihrimah Sultan Camii

6- İstanbul’da hanımelinin değmiş olduğu tepeye geldi sıra. Şehir surlarının hemen yanında bulunan Mihrimah Sultan Camii’nin bulunduğu bu tepe İstanbul’un altıncı ve en yüksek tepesidir. Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a 1562’de yaptırılmaya başlanan külliye 1565’de tamamlanmıştır. Camii’nin en önemli özelliği ikiyüzdört penceresiyle çok ferah ve aydınlık olmasıdır. Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii’yle karıştırılmamalıdır.:)
Edirnekapı’ya kadar gelmişken Doğu Roma’dan kalan son saray parçası olan Blaherne Sarayını, 6.yy’dan mozaikleriyle ünlü Kariye Müzesini, Doğu Roma’dan kalma tek yer altı zindanı olan Anemas Zindanı’nı görmeden ve tabi ki şehir surlarına çıkıp İstanbul’u temaşa etmeden bir yere ayrılmayın.
6-tepe

 

Mustafapaşa

7- Geldik İstanbul’un yedince ve son tepesine Mustafapaşa’ya. Bu tepe diğerleri gibi Haliç tarafında değil Marmara Denizi tarafında kalır. En yüksek noktasında Sultan 3.Mehmed’in sünnetçisi Cerrah Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’ın talebelerinden olan Mimar Davud Ağa’ya 1594’te yaptırdığı camii bulunmaktadır. Semte adının veren Cerrah Mehmed Paşa 3.Murad ve 3.Mehmed dönemlerinde Sadrazamlık yapmıştır.
Bu bölgede Doğu Roma’dan günümüze Arkadius sütunuyla Mokios Sarnıcı kalmıştır. Osmanlılardan ise Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Haseki Külliyesi ve de Osmanlıya üç kez Sadrazam olan Hekimoğlu Ali Paşa’nın 1765’te yaptırdığı külliye günümüze ulaşmış güzelliklerdir.

 

7-tepe

 

           İşin özü bu güzellikleri görebilmekte saklı gezip görmek, okumak idrak etmek gerek. Buna asıl İstanbul’dan ve Yedi tepesinden başlamak İstanbul’u anlamak için atılması gereken ilk adımlardandır. 🙂

                              Ne demiş Nedim:

Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır.
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır.
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır.

Yazar Hakkında

Bedirhan Öner

Tarihe, kültüre, insana meraklı -bu yolda kendince bir meramı olan- bir garip seyyah.

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti