Yaşamaya Dair

Nazım Hikmet, “Yaşamaya Dair” şiirinde anlatıyordu yaşamanın ne de ciddi bir şey olduğunu… Yaşamak ciddi bir iş.


Sevgili Preminger okuyucuları, sizleri çok özledim. Uzun bir süre yazamadım. Nasılsınız görüşmeyeli? Umarım çok kızmadınız bana. Ben şu an komadan çıkıp,  yeniden nefes alır gibiyim ama yazdıkça düzeleceğim.

Yazamamak nedir bilir misiniz sevgili okuyucularım? Bir sözle anlatayım hemen: Yaşamak; bir ömür boyu nefes almadan. Haydi biraz nefes alalım. Siz okudukça ben de yazdıkça.

Bir süredir sevmediğim bir işte çalışıyordum. Çok sürmedi tabii ki. 2 ay dayanabildik birbirimize. Ama pişman değilim. Bana çok güzel şeyler kattı. En önemlisi ve güzeli de yaşamanın ve yazmanın değerini anladım. Çok insan tanıdım. Çok olay yaşadım. Bu süre içinde oldukça gözlem yaptım. Lakin anladım ki sevgi tohumunun işin içinde olmadığı yerde başarılı olamayacağım. O zamandır ki yaşamayı ciddiye aldım. Sonra bir şiir açtım ve onu sizlere okudum içim parçalanırcasına.

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

Kulağa çok hoş gelmiyor mu? Ciddiye alacaksın, demiş bakın Nazım Usta. Dinlememek olmaz. Başka neyi anladın bu iki ayda, diye sorun bir! Hadi sorun! Tamam anlatıyorum. Çalıştığım bu süre boyunca iyi insanların kıymetini anladım. Nesli tükenen insanlardan onlar… Nazım Usta’nın da dediği gibi, korktuğum şeyler var. Korktuğum halde yaşamak. Yaşamak; bir ömür boyu nefes almadan. Yazmak; bir ömür boyu kalemsiz kalmadan. En çok da yalnız kalmak; bir ömür boyu sevgisiz kalmaktan.


KORKUYORUM.

ANLAŞILMAMAKTAN.

ÖZLÜYORUM.

OĞUZ ATAY’I.

KORKUYORUM.

En çok da sevgisiz kalmak; bir ömür boyu yalnızlıktan.

Saçmalıyorum.

Yazamamaktan.

Üzülüyorum.

Sürekli buruk kalmaktan.

KORKUYORUM.

Mutluluktan.

Üşüyorum.

Soğuktan değil.

Cehennemin ortasında olmaktan.

Yaşamak; bir ömür boyu nefes almadan.

Yazmak; bir ömür boyu kalemsiz kalmadan.

Sevmek; bir ömür boyu kalpsiz kalmadan.

Korkuyorum.

Oğuz Atay’dan.

Hoşçakalın sayın ilgililer. Öbür yazıda görüşmek üzere.

 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak…

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
“Yaşadım” diyebilmen için…

Nazım Hikmet

Yazar Hakkında

Erdem Türsen

1995 yılının başlarında dünyanın başını ağrıtma göreviyle dünyaya getirildim. Şu aralar İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nde Medya ve İletişim okuyorum. Kendimi sade bir tiyatro olarak nitelendirebilirim.Tiyatroya sahip çıkmak için buradayım.İnsana dair her şey ile sizlerle buluşacağız sayın ilgili.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti