Yakari #1: Felatun Bey ile Rakım Efendi

Merhaba sevgili Preminger. Seninle yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Bu yeni yazı dizisinde Berna Moran’ın Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış serisinin ilk cildinde bulunan kitapları konuşacağız. Yazılarımda zaman zaman Moran’dan alıntılar sunacağım zaman zaman kendi fikirlerime yer vereceğim. Başlangıcımızı Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılmış Felatun Bey ile Rakım Efendi kitabıyla yapıyoruz.


1844 ile 1912 yılları arasında yaşamış olan Ahmet Mithat Efendi, ilk Türk romanlarını kaleme alan yazarlar arasında yer almıştır. Batılı ülkelerde edebiyat daha gelişmiş olduğundan, onun döneminde Batı edebiyatından Türkçeye çevrilen romanlar okunmaktaydı fakat yazı makinesi olarak adlandırılan Ahmet Mithat, yazdıkları ile romancılığımızın önünü açmıştır.


Tanzimat Dönemi ve Ahmet Mithat Efendi

1875 yılında yazılmış olan Felatun Bey ile Rakım Efendi, I. Tanzimat Dönemi’nin içerisinde yer edinir kendine. Peki Tanzimat nedir? Kitabı daha iyi anlayabilmek için önce bunu açıklayalım.

Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış kitabının ilk cildinde “Tanzimat”ı “İmparatorluğun gerilemesine karşı bir çare olarak düşünülen Batılılaşma hareketi.” sözcükleriyle betimler.

Tanzimat hareketi, imparatorluğun gerilemesine karşı olduğundan dolayı yazarlar Tanzimat’ın bu ilk döneminde toplumu bilinçlendirmeyi amaçlar; Ahmet Mithat da Felatun Bey ile Rakım Efendi eserinde, yarattığı iki karakteri üzerinden okurlara Batılılaşma hareketini nasıl doğru yorumlamaları gerektiğini anlatma gayesi güder.


Felatun Bey ile Rakım Efendi’de Karakterler ve Olaylar

Ahmet Mithat, bize zıtlıkları aynı anda gösterirken izlediğimiz yolun doğrultusunu da yönlendirmiş olur. Bu sebeple kitaba iki ana karakter koyar ve yanlış olandan ders almamız, bununla eş zamanlı da doğru olanı görüp onu örnek almamız gerektiğini gösterir. Kitapta daha baskın olarak Batıyı doğru anlayıp ona göre yaşayan Rakım Efendi’yi okuruz. Felatun Bey ise yazar tarafından Rakım Efendi ile benzer durumlara sokulur fakat yapılmaması gerekenleri yapan bir karakteri sunar bizlere.

Benim okuduğum baskı. Kelimelerin günümüz Türkçesi yanlarına parantezle yazıldığı için okumayı zorlaştırıyor.

Ayrıca Batıyı doğru anlayan karakter Rakım Efendi’nin bir nevi Ahmet Mithat’ın kendisi olduğunu belirtmekte yarar var. Berna Moran yine aynı kitabında şöyle bahseder bu durumdan: “Ahmet Mithat’ın kendisi de Batı’nın özellikle maddi alandaki başarısına hayrandı ve Batı’ya dönük bir yanı vardı. Ancak Osmanlı-İslam uygarlığının manevi değerlerine bağlıydı. Romandaki örnek Rakım da münasip miktar Batılılaşmış bir adamdır.” Bunlara ek olarak Ahmet Mithat, Felatun Bey ile Rakım Efendi’nin yayımlanmasından 15 yıl sonra Müşahedat (Gözlem) romanını yayımlar. Müşahedat’ta kendisini kitaba bir karakter olarak ekler ve o karakter aracılığıyla Rakım’a benzerliğini bizlere anlatır.

Romanda bu ikilinin yanı sıra Canan vardır; Rakım Efendi’nin dadı kalfasına yardım etmesi için alınan hizmetçi. Canan karakteri ile ilk tanıştığımızda hastalıklı bir esirdir. Rakım Efendi onu iyileştirir, eğitir, piyano ve dil dersi aldırır. Rakım, Canan’a o sağlıksız, bakımsız haliyle hiçbir ilgi duymazken iyileştikçe ona vurulur. Rakım Efendi’nin bu ilgisizliğini Felatun Bey ile bir sohbetlerinde okuruz. Felatun, Rakım’a “Karılara çatmak da sana özel bir başarı. Canına yandığım! Ben ne yapsam yaranamayacağım vesselam!” diyerek yakınır. Rakım’sa Felatun’a akıl vereceğini söyler: “Ben karılara asla yaranmak hevesinde bulunmadığım için beni seviyorlar. Eğer siz de bu halde olsanız daha başarıya ulaşmanız gerekecek.

Ayrıca Rakım Efendi, Ziklas ailesinin kızları Can ve Margrit’e ders vermektedir. Rakım onlara da yaranmak için hiçbir şey yapmaz. Fakat gelgelelim Margrit, Rakım Efendi’den hoşlanır ve bu konuda kardeşi Can gibi zarar görmemesi adına babası tarafından İstanbul dışına gönderilir. Margrit’in kardeşi Can’a ne mi olur? Rakım’a yanar tutuşur, bu sebepten de yataklara düşer. Doktor gelir ve tek çarenin aşk, yani Rakım Efendi olduğuna kanaat getirir. Rakım’ın Felatun’a dediğinin benzerini doktor da Bay Ziklas’a söyler: “…bir kızın bir erkeği sevmesi için erkek tarafından ona bir söz söylenmek gerekmez.”

Bay Ziklas kızının yataklara düşmesi üzerine Rakım Efendi’ye kızını bu durumdan kurtarması, onu sevmesi için 300 bin İngiliz lirası teklif eder ve bu para Ziklas’ın servetinin yarısı kadardır. Ahmet Mithat Efendi bu romanda para kavramını hayli detaylı anlatır. Çünkü bu roman babasından kalan parayı yiyen ve üzerine daha da borçlanan, en sonunda Akdeniz adalarından birine yönetici olup bu borcunu uzun süre kapatmaya çalışacak, yanlış batılılaşmış Felatun Bey ile her zaman tasarruflu davranıp, sevmediği biri için herhangi bir parayı kabul etmeyen ve “Batılılaşma” kavramını doğru anlayan Rakım Efendi’nin hikayesidir.


Ahmet Mithat Efendi’nin Üslubu

Berna Moran, Ahmet Mithat Efendi’nin üslup konusunda geleneklerinden beslenerek meddahları örnek aldığını söyler daha önce adını geçirdiğimiz kitabında ve yazarın bunu geniş bir okur kitlesine romanı kabul ettirebilmek için yaptığını söyler. İlk romancılarımızdan olan Ahmet Mithat kitabı okuyucularla konuşur gibi yazar; yeri gelir onlara fikirlerini sorar. Bazense uzun uzun anlatır söylemek istediklerini, sonra da bu kadar anlatmaya lüzum olmadığını söyler; halbuki çoktan söyleyeceğini söylemiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ile Rakım Efendi’deki bu tavrı ona okuyucu tarafından çok da ciddiye alınmamış bir dil kullandığı profilini kazandırır.


Son Söz

Ahmet Mithat Efendi “Felatun Bey ile Rakım Efendi”yi yazarak Türk romanına “hiç yoktan iyidir” diyebileceğimiz girişlerden birini yapar. Kitap içerisinde okuyucu ile konuşmasının, onlardan fikir almasının zaman zaman komik bir hâle büründüğünü düşünüyorum. Çünkü tahmin edilmesi çok da zor bir konuyu işlememekte ve okuyucuyu kendine bağlamaktadır, kullandığı bu teknikle. Daha ciddi bir üslup ile daha oturaklı bir roman çıkabilirdi. Fakat halka ders vermeyi amaçlayan Tanzimat Dönemi’nde, iki karakteri karşılaştırarak ders almaları gerektiği mesajını okurlara başarı ile verir.


Neden Berna Moran?

Bu seriye başlarken asıl hedefim şuydu: Lisede bize zorunlu olarak okutulan ve nefret ettiğimiz kitaplara karşı ön yargımı yenmek. Aşağıya Berna Moran’ın ufak bir biyografisini bırakıyor olacağım. Eğer kendisinin Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış’ını alıp okursanız o dönemki yazarların neden bu şekilde kitapları olduğunu algılayabilecek ve aslında bu kitaplara çok yanlış baktığımızı göreceksiniz.

Berna Moran

İstanbul’da doğan Berna Moran, Türkiye’de modern edebiyat eleştirisi alanında öncülerdendir. Ortaöğretimini Darüşşafaka ve Işık Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1941’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. 1945’te mezun olarak aynı bölümde asistanlığa başladı. 1950-51 yılları arasında Birleşik Krallık’ta Cambridge Üniversitesi’nde doçentlik çalışması yaptı. 1956’da doçent, 1964’te profesör oldu. 1981’de emekli oldu. Moran, 1972’de yayımlanan Edebiyat Kuramları ve Eleştiri adlı yapıtıyla büyük ilgi gördü ve 1973 Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü’nü kazandı. Moran, daha sonra Birikim, Çağdaş Eleştiri gibi dergilerde yazdığı çeşitli incelemeleri Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış adı altında topladı. Türk romanının doğuşunu ve o dönemin toplumsal koşullarını Batılılaşma olgusu içinde inceleyen bu kitap Türk edebiyatı eleştirisi geleneğinin en önemli eserlerinden biri olarak karşılandı. Berna Moran, Kasım 1993’te hayata veda etti.*

*Kaynak: Vikipedi

Bu kitap Goodreads’teki Yakari grubu kapsamında okunmuş ve yazı daha önce orada yayınlanmıştır. Siz de gruba katılabilir, oradaki başlığa mailinizi bırakabilir ve böylece haftalık kitap tartışmalarına katılabilirsiniz.

Yazar Hakkında

Bengü Akagül

Kitap okur, film ve dizi izler, yazı yazar. Fantastik ilk göz ağrısı olsa da son zamanlarda birçok türde okumakta ve izlemektedir.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti