Varoluşsal Bir Deneyim: Kalandar Soğuğu

İsmet Araç, birçok ödüle sahip ve Oscar’da aday olmuş olan Kalandar Soğuğu hakkında yazdı.


28. Tokyo Uluslararası Film Festivali‘nden hem “En İyi Yönetmen” hem de “WOWOW” ödülleriyle dönen Mustafa Kara, Avrupa’nın önemli festivallerinden Premiere Plans D’angers’tan da “Jüri Özel Ödülü” almış, oyuncuların etkili performansları ve film Altın Portakal’da da ödüllendirilmiş, festivaldeyse “En iyi Yönetmen”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Sinematografi” ve “En İyi Kurgu”yu kazanmıştı. Ödüllerin teker teker sıraya girmesinin ardından bir mutlu haberi de geçtiğimiz günlerde aldık. Bu sene 89.’su düzenlenecek olan Akademi Ödülleri’nin (Oscar) En İyi Yabancı Film dalındaki adayımız Kalandar Soğuğu oldu.


Karadeniz’de Çetin Mücadele

İnsanoğlu umudunu her zaman bir yere bağlar. Kimi zaman olur olmadık hayallerle bir çaputa kimi zaman sevdiğinin ağzından çıkacak tek bir söze. Filmimizin başkahramanı Mehmet de (Haydar Şişman) bu umudu Karadeniz’in dağlarına, mağaralarına bağlamıştır. Buralardan bulacağı değerli madenleri satıp kısa yoldan yüklü derecede para kazanmak ve ailesinin kıt kanaat ilerlemekte olan geçimini rahata erdirmektir dileği. Çünkü bunu daha önce az da olsa başarmıştır ve bir kez daha olma ihtimali onu günlerce sürecek olan zorlu arayışlara yöneltir. Doğa asidir, hırçındır. Hele bir de Kalandar soğuğu geldiyse Mehmet’in işi bir kat daha zorlaşmıştır.

Tüm bu uzun yolculuklarında Mehmet arkasında karısını, iki çocuğunu bir de anasını bırakmaktadır. Evin tek geçim kaynağı olan hayvanlara bakmak ise karısı Hanife’ye (Nuray Yeşilaraz)  kalır. Hanife ister ki, Mehmet maden ocağında bir işe girsin, karınları doysun, huzurları yerine gelsin. Tüm bu isteğini Mehmet’e film boyunca dayatır ama Mehmet, Nuh der peygamber demez. Evin baskın karakteri olan Hanife karşısında Mehmet’in eril yönünü göstereceği tek şey belki de umut bağladığı değerli madenlerdir. Ve bu amaç onu zorlu Karadeniz dağlarına çıkartmaktan geri tutmaz.

Maden arayışlarının sekteye uğramaya başladığı bir dönemde Mehmet’in karşısına boğa güreşleri  fırsatı doğar. Bunca geçim zorluğunun arasında bunu Hanife’ye anlatmak zordur ama tüm masumiyetiyle bunu kabul ettirir karısına. Günlerce boğasını festival gününe hazırlar. Ve festival günü gelir çatar. Ama Mehmet’in şansı yanında değildir, boğa tüm çalışmalara rağmen istenileni verememiş; güreşlerden kazanılacak olan para da hayal olmuştur. İşte bu dakikadan sonra doğa ana gülen yüzünü tüm asaletiyle gösterir. Peki ama nasıl? Onu da izledikten sonra göreceksiniz…


Teknik ve Şiirin Uyumu

Biraz hikaye kısmını uzun tuttum. Bunun sebebi aslında hikayenin ne kadar “sıradan” olduğunu göstermek istememdi. Evet, oldukça “sıradan” bir zincir. Ama bu zinciri değerli kılan şey görüntü yönetmenliğinin, oyunculukların, yönetmen parmağının, yaratıcı kurgunun ve doğanın muhteşem derecede harmanlanmış olması. Trabzon’un Maçka ilçesinin Kuştul/Şimşirli köyünde uzun uğraşlar sonucu çekilmiş olan film size estetik açıdan özlediğiniz tatları yaşatacak. Şehrin betonundan, grisinden, kalabalığından sıkılmış olan bizler için Kalandar Soğuğu bir huzurdur, mutluluktur. Şiirsellikten gerçekçiliğe doğru evrilen yolu adım adım izletiyor bize film. Karakterler arasındaki çatışmaları ve onların iç yolculuklarını ustaca yansıtıyor bizlere. An geliyor Mehmet oluyoruz arayışlarımızın çaresizliğiyle boğuşuyoruz; an geliyor Hanife olup tüm sabırsızlığımızla Mehmet’e yüklenmeyi kendimizde bir hak görüyoruz. Filmimiz her ne kadar ritim duygusunu -uzun olması sebebiyle- bazı yerlerde yitirse de size Karadeniz’in dört mevsimini ince ince vermesiyle kendini affettiriyor.

Kalandar Soğuğu bugüne seslenen, bir içimlik ömrü olan bir film değil. Beni de en çok bu yönüyle can damarımdan vurmayı başardı. Film sanatın ölmediğinin, hatta “Bak işte buradayım!” dediğinin capcanlı bir örneği. Ülkemizde böyle usta işi yapımlar görmek bir sinemacı adayı olarak umudumu daha da arttırıyor. Türk sinemasında geçen sene Sarmaşık cezbetmişti beni (hala izlemediyseniz satın alın ve izleyin lütfen!) bu sene de o koltuğa Kalandar Soğuğu’nu büyük bir hazla oturtuyorum.

Ana akım sinemadan kopmak, varoluşsal bir deneyim yaşamak istiyorsanız Kalandar Soğuğu bunun için biçilmiş kaftan. İyi seyirler!

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti