Var mısın? Yoksun.

(Veya “İki Gözüm Kadar Eminim Sen Yoksun”)

Merhaba,

Naber?

Güldüm. Monsieur Preminger. Ya da Madame  veya Mademoiselle. Haha. Blog gönderilerimdeki kendini beğenmişliğimin, zorakiliğin farkında mısınız?  Herkes ve her şey size yalan söylüyor. Siz kendinize yalan söylüyorsunuz. Ben kendime yalan söylüyorum. Dünya her şey ve herkese yalan söylüyor.

Şaka.

Dünya’dan ne anladığınıza bağlı tabi.

Zehir kusmam bitti sanırım.

Part 2: Diyecek Hiçbir Şeyim Yok

Gerçekten diyecek hiçbir şeyim yok. Ucundan azıcık bildiğim -ki bazılarında bunu kabul etmesem de *gülümser* –  konular hakkında yazabileceğim her şey bitti. Evrim? Yazdım. Görelilik? Yazdım. Kintsugi? Yazdım. Bitti. Ben bu kadar biliyorum.

Benlik? Onu yazmadım. Yazmam gereken şeyleri hatırlıyor muyum? Pek değil. Birazdan koca  bir çöp yazabilir miyim? Kuvvetle muhtemel. Hep beraber ölelim mi? Ölelim.

Part 3: Ölüm

Şu an karşımda oturmuş çürüyüp giden beden “sen” değilsin Preminger. Konuşan beynin de “sen” değil. Şu an dahilinde olan hiçbir şey “sen” değil. Elimde bir teknoloji olsa ve geriye kafan dışında hiçbir parçan hayatta kalmayacak şekilde parçalasak ve sonra sana gelip “adınız nedir?” desek, hala “Preminger.” dersin, fakat yine “sen”, “sen” olmazsın be Preminger. Çok mu yaktım? Çok mu aptalca duruyor? Ha ha. Açıklayayım:

Şimdi çocukluğunuza iniyoruz.

Uçan kuşlar, martılar ; yeşil tatlı bir bahar, gülen şen sevdalılar var. Babanız sizi hortumla dövüyor falan. Her şey çok tatlış. Kamera küçük Preminger’in yüzüne yaklaşıyor. Ve “dış ses” soruyor, “Sen kimsin tatlış çocuk?”, belli ki aileniz sizi yabancılar konusunda uyarmamış olsa gerek ya da garip bir peygamber kompleksine sahipsiniz ki gökyüzünden falan gelen seslere cevap veriyorsunuz “Ben, Preminger’im!” diye cevap veriyorsunuz sese, çok gururlusunuz! Ya da “Mahmut” falan, adınız neyse. Soyadınız her türlü Preminger. Bu “Karamurat benim!” temalı cevabınıza dış ses diyor ki “Hmmmmmm”. Dış sesin kafasını karıştırdınız Preminger. Neden bunu yaptınız? Az önce dış olmayan ses, kafanızı vücudunuzdan ayırıp sorduğunda da “Ben Preminger’im” demiştiniz, hem çocuk Preminger hem de kelle paça Preminger aynı kişi mi?

Ha ha.  Gülüyorum çünkü tanımını yapmadığım kavramlar üzerinden yürüyüp felsefi çakallıklar yapıyorum. Kelime oyunları eğlencelidir Preminger, ama çöp olabilirler. Tüm konu aslında benim size gelip “Aslında ‘benlik şudur’ o yüzden ‘kişi budur’ ,eğer öyleyse ‘hamınız haksızsınız’ ”  demem, çünkü amacım bu, tüm bu genlik geyiği bu yüzden yürüyor. Konuya dönelim:

Kafanızı kestik, sorduk “Preminger’im” dedi.

Çocuğa gittik sorduk yine “Preminger’im” dedi.

Dalga mı geçiyorsunuz efendim? Herkes mi Preminger? Kaç tane Preminger var? Olay isim mi? Bu mudur yani? (Spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum, çünkü diyecek bir şeyim kalmadı.)

Lafı gevelemeyi kesersem: Değil. Bu değil.

Bu noktada yazar, yavaşça Wait But Why çakması olduğunu fark edip düşüncelere dalar

Kardeşim. Sen doğduğun andan itibaren -eğer dahi bir bebek değilsen ve bunu okumuyorsan- “bedenim” dediğin nanedeki her atomu,molekülü yitirdin. Yerine marul atomu, Sezar’ın içtiği şarabın atomu, su molekülleri falan geldi. “Ben” dediğin şey, o kadar fiziksel bir şey değil yani. “Ama ama, ben biliyorum ‘ben olduğumu’, ‘ben, hep bendim’ ” diyebilirsin Preminger, ama bil ki şu an felsefe yapmıyoruz! (Dalga geçiyorum. “Ben,hep bendim” diyen varsa çıkabilir bu arada, çok fantastik cümleymiş, geçerken bana uğrasın, kurabiye falan yiyelim. Devam.) Evet, “ben, hep bendim” diyebilirsin, hatta bunun tamamen zihinsel olduğunu savunabilirsin de -ki “Ben olduğumu biliyorum” diyerek tatlış fikirsel hamleler yaptın, yerim. – fakat, sorun şu ki: Hacı senin küçüklük halinle, kocaman olduğun hal arasındaki zihinsel fark uçurum. Hani öyle böyle değil. Aşağısı gözükmüyor. Onu geçtim, yarın ne bileyim depresyona girsen farklı olacak, kafandan demir parçası uçup geçse (bkz:Phineas Gage) farklı olacak. Özetle, o beyin değiştikçe sen sabit değilsin. Üzgünüm Preminger, kalbini kırıyor olabilirim ama “sen” bir ilüzyonsun.

Puf!

Koca bir yalansın Preminger. Kendine söylediğin, hepimizin hepimize söylediği koca bir yalan. Doğduğun andan itibaren değişe değişe gelip, her gece ölüp sonra yeniden uyanıp devam ettiğin, neredeyse tamamen değişsen bile içinde bir kopuş olmadığına inandığın bir sürekliliksin. Belki her şeye bu şekilde bakılabilir. Nehirler sürekli akar fakat biz “Kızılırmak” deriz. Kimse sabah oturduğu sandalyenin akşam başka bir sandalye olduğunu düşünmez. Sandalye de bunu düşünmez tabi ama insan düşünüyor sonuçta. Hep kendinin aynı sandalye olduğunu düşünüyor. “Çok değiştim” dese bile içeride aynı kişi olduğunu varsayıyor. Aslında bir sürü şey de devam ediyor: DNA’nın büyük kısmı aynı kalıyor. Tipiniz az buçuk benzer kalıyor. Hafıza var. (Hafıza da aslında efsane güvenilir bir şey değil,ama var.)

Soru hep şuna geliyor: Bir şey kendisi olmaktan ne zaman çıkar?

Yaşlandığınızda çıkmıyorsunuz belli ki.

Bebekliğinizle hiçbir alakanız olmasa bile, bir bebeğe bakıp “bu benim” diyebiliyorsunuz (ki benim için bu biraz garip bir durum. Sonuçta 6 yaşındaki haliniz az buçuk aklınızda olabilir ama o bebeğin “siz” olduğunuzu sonradan öğrenmeniz gerekiyor. ).

Aynı şekilde arabanız eskiyip, çürüse bile hala sizin “eski arabanız” olarak kalıyor aklınızda.
Çok mu yalan söylüyoruz acaba kendimize? İsim verdiğimiz, fikir olarak birleştirdiğimiz süreklilikler hep bizim için var mı kalıyor?

Bunu bir dahaki sefere daha düzgün yazmam dileğiyle.

İyi akşamlar Preminger.

 

 

 

 

İleri okuma:

What Makes You You?

Bu da var:
http://existentialcomics.com/comic/1

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Yorum

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

  • Bu arada dede- 6 yaş muhabbeti ve genel konu Wait But Why’dan çalıntı. İntihal olmasın diye buraya yazayım. Ayaküstü hırsızlık yapmışım.

  • Aşırı indirgemeci bir yaklaşım sergilemişim, hoş değil. Sadece kafanızı kesip aldığımızda “Preminger’im” dese bile çok geçerli olmama ihtimali var, tüm sinir sistemini sökmek daha iyi olabilir, yine de vücutsal başka muhabbetler (kas hafızası vardı galiba, refleks olan değil de, kasların tekrar güçlendirilmesinin kolay olması) benlik kavramını biraz bütünselleştiriyor. Yine de kolunuzu söktüğümüzde görece farklı bir kişi olsanız da, kişilik sürekliliğiniz bozulmuyor. O yüzden kas hafızası (veya benzeri başka olası örnekler) çok da iyi bir örnek olmayabilir. Bilmiyorum, benlik garip bir kavram ve her an var olan değişimi de içeriyor. Değişimi dahil ettiğimiz bireye ait bir süreklilik gibi bir şey, dolayısıyla yukarıdaki tüm argüman yanlış olabilir, en azından eksik olabilir veya ne yazdığımı hatırlamadığım için saçmalıyor olabilirim. Yine de son birkaç şey demek istersem: Benlik, kişinin kendisi için hafızasal (belki bilinçsel?) bir bütünlük (eksiklikleri -unutmak, bayılmak vs.- ve yanlışlıkları -sahte anılar – olsa da, genel bir bütünlük) ve kişiyi tanıyanlar içinse bedensel ve yine hafızasal bir bütünlük. Bilinciniz yerinizde olmasa bile sizi tanıyanlar için siz hala sizsinizdir. Tanımayanlar için de. Dışarısı dış devamlılığı görür, içinizse iç devamlılığı. Örneğin hafıza kayıpları bunun tezatına güzel bir örnek olabilir. (lafı bir türlü bitiremedim) (bu arada yukarıyı da tekrar okudum, aynı geyikleri yeniden yapmış oldum.) Özetle, sadece kafa diye bakmak doğru olmayabilir ve kişi için bir illüzyon olsa bile dışarısı için bir gerçeklik olarak benlik var olabilir (gibi.).

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti