Uyku

Oğulcan Cingiler, gemi yolculuğu sırasında yaptığı gözlemlerini aktardığı yazısıyla Preminger Kalem Dairesi’nde!

 

(Ya Da ” Bitmeyen Yolculuk “)

I.

Solumda bir telefon çalıyor, bir Karadeniz ezgisi ve susuyor. İnsanlar uykulu, koltukların arkasından gözüken bir sürü baş. Saat on ve herkes bir yere gidiyor. Nereme bakarsam bakayım uyuyan insanlar görüyorum. Her yerde ve her yerde uyuyan insanlar. Uyuma ve yolculuk arasındaki bu ilişki neden? Bir yere giderken oluşan bu uyuma isteği, dayanılmaz ağırlık niye var? En kısa okul servisi yolculuğundan, uzun saatler süren otobüs yolculuklarına, sürekli bir uyku.

Belki de sadece ben yeterince uyumuyorumdur, belki buradaki herkes aşırı yorgundur.

İnsanlar çalışıyor, “hayatlarını” kazanmayı deniyorlar. Ben denemiyorum ama ben de uyuyorum. Her fırsatta, birçok yolculukta. Tak! Ve uykudayım. Belki sürekli uykusuz olduğum için belki de bindiğim araçların ritmik hareketleri bir beşik etkisi yarattığı için. Geceleri uyumazken yollarda uyuyorum, fakat tekrardan: neredeyse herkes uyuyor. Televizyon bile uyuyor. Kaptan da uyuyor mu? Uyumayan bir amca esniyor, uyumayan genç bir kadın korkutucu bakıyor.

Sonradan gelen korkunç düzeltme:

Geminin baş tarafına doğru oturduğum için farkında olmadığım bir gerçeklikle karşılaştım. İnsanlar belli ki sadece uyumuyormuş. İnsanların bir kısmı sanki kötü sulardan bulaşmış bir salgın varmışçasına, çaresiz bir şekilde merdivenlere çökmüş, karantinalarında kusmamaya çalışıyorlarmış.

Dalgalı denizlerin masum kurbanları.

 

II.

Kadıköy uzak ve insanlar acı içinde.

Yanımdan Kıvanç Tatlıtuğ’un hafif kilolu bir kopyası geçiyor, tuvalete gidiyor. Ki binenler bilir ki tuvalet, bir deniz otobüsünde kardeşlik ve savaş alanıdır. İnsanlar birlikte dayanır ve orada birlikte düşerler.

(Birkaç kutu metpamid biletlere dahil edilmeli, dağıtılan poşetler kaçınılmaz bir sonu anımsatıyor gibi.)

Gemi ciddiye alınmayacak -ve garip- bir şekilde sağdan sola sallanıyor. Batıdan doğuya, batıdan doğuya. Kuzey güney doğrultusunda sallansak ilginç olurdu. O zaman güzel, heyecanlı tecrübeler yaşardık. Şimdiyse… Herkes uyuyor ya da kusuyor. Bir de geri kalan insanlar var tabii ki.

“Fun is not fun anymore… I can’t stop feeling, no you won’t stop feeling…”

Uyuyan insanları sevdiğime karar verdim.

En azından kusmuyorlar.

 

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti