Türk Sineması Seçkileri: Eve Dönüş: Sarıkamış 1915

Dairemize yeni bir soluk!  Ali Kara’nın Türk sinemasından seçkiler sunacağı yazı dizisinin ilki sizlerle: “Eve Dönüş: Sarıkamış 1915”.


Reklam yönetmeni ve son zamanlarda çektiği kısa filmleriyle de dikkat çeken Alphan Eşeli’nin beyazperdedeki ilk denemesi olan 2013 yapımı Eve Dönüş Sarıkamış 1915 filmi, Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan Sarıkamış Harekatının hemen ardından, savaşın karmaşasından uzakta, birbirlerini çok az yahut hiç tanımayan 8 kişinin bir Ermeni köyünde yollarının kesişmesiyle başlayan bir ölüm-kalım mücadelesini ekrana taşıyor.

Bakü’de Hariciye Nazırlığı Kalem Müdürü olarak görev yapan eşinin yanından İstanbul’a dönmekte olan Gül Hanım, kızı ve kendilerine refakat etmekle görevli Saci Bey’in sert iklim koşulları altında yolculuk etmeleriyle başlıyor Eve Dönüş. Karlara bata çıka sürdürmeye çalıştıkları yolculuk, atlarının koşullara daha fazla dayanamamasıyla sona ermek zorunda kalıyor ve uzun bir arayış sonucunda, savaşın da izlerine şahit oldukları yollardan geçerek bir Ermeni köyüne varıyorlar. Bu yolculuk sırasında aynı zamanda tüm filmin atmosferini de oluşturan manzaralar görüyoruz. Buz tutmuş asker cesetlerinin, karların altından görünen kemiklerin ve kafataslarının, açlığın kendilerini öldürmesine fırsat vermeden kendilerini evlerinin avlularına asan isimsiz insanlarla dolu yollardan geçip bir köye varıyorlar. Bir eve sığındıkları sırada orada saklanmakta olan Çoban Ali ve Zeynep ile yanlarındaki yaralı askerle karşılaşıyorlar. Artık hangi devlete ait olunduğu bilinmeyen, ölülerle ve karlarla çevrili bir köyde, donmamaya çalışarak ve açlığa karşı savaşarak günlerini o evde geçirmeye, bir yardımın gelmesini beklemeye başlıyorlar.

Ancak herkesin evinden çok uzakta olduğu; açlığın, dondurucu soğuğun ve bilinmezliğin içinde bile grup içindeki sınıf ayrımı kendini ilk günden belli eder. Saci Bey, bir devlet memuru olmasının ayrıcalığıyla bir anda liderlik rolüne soyunur. Medeniyetten fersahlarca uzak olmalarına rağmen devletin ve otoritenin temsili Saci Bey’de hayat bulur. Ali ve Zeynep’in, Saci Bey ve ve Gül Hanım ve hatta Gül’ün kızı Nihan’ın karşısındaki tavırlarıyla kendini belli eden sınıf ayrımı filmin ilerleyen kısımlarında hayatta kalma mücadelesinin içinde eriyip çözülecek ve ortadan nispeten kalkacaktır.

Köyde mahsur kalan grup günlerini ellerinde kalan sınırlı yemeği tüketerek ve bir yardım bekleyerek geçirirken köye iki asker gelir.  Şimdiye kadar açlığın ve çaresizliğin anlatıldığı filmin, Onbaşı Sami’nin ve Er Mahmut’un gelişleriyle beraber gerilim kısmı da böylelikle su yüzüne çıkacaktır. Gelir gelmez Saci Bey’in otoritesiyle karşılaşan, Serdar Orçin’in canlandırdığı Onbaşı Sami karakterinin başlıca güdüsü hayatta kalmaktır ve bunun için de her şeyi yapmaya hazırdır. Saci Bey’in prensiplerinden ödün vermeyen ve vicdanıyla hareket eden karakteriyle en başından itibaren çatışır Onbaşı Sami. Erzakları hızla azalırken Saci Bey’in ölmek üzere olan askere yemek vermesine karşın, Sami ve Mahmut aynı askeri herkesten gizli öldürerek ve askerin etini gruba geri getirerek herkesin hayatını kurtarır.

Saci Bey’in liderlik rolüne soyunmasına karşın son derece edilgen tavırları grubu soğukta ölüme terk etmeye doğru götürmektedir. Son ana kadar yola çıkmayı reddetmesi, aldığı hatalı kararlarla Saci Bey grubun içindeki umut duygularını da yavaş yavaş öldürür. Onbaşı Sami ise onun aksine hayatta kalmak için her yolu dener, gerekirse insan eti yer. Saci Bey duygusal davrandığı, prensiplerinden vazgeçemediği için doğada yok olmaya mahkumdur. Sami’nin ona söylediği gibi “korkak bir adamdır ve oradan asla sağ çıkamayacaktır“.

Askerin ölümünün ortaya çıkmasıyla birlikte filmdeki beklenen kırılma gerçekleşir. Açlık herkeste son raddesine gelmiştir ve harekete geçmek mecburiyetindedirler. Önlerine Sami ve Mahmut’u katarak yola çıkarlar ancak yolda askerlerin ateşine maruz kalırlar. Sami ve Mahmut kaçarken diğerleri bir mağaraya sığınır.

Saci Bey’in kurtuluş için harekete geçmek yerine hala Onbaşı Sami ve Mahmut’un peşine düşecek kadar saplantılı hali gerçekleri göz ardı etmesinden kaynaklanır. Saci ölümüne sebep olacak asıl düşmanla savaşmak yerine kendine başka bir düşman seçmiştir. Görünmez ve yenilmez düşmanı olan açlık ve soğuğu unutarak, kanlı canlı düşmanlar olarak kendine Sami’yi ve Mahmut’u seçer. Ancak onları kovalarken kayıp düşmesiyle ayağını kıran Saci karların arasında yatarken Sami ve Mahmut yanına gelip ondan yalnızca silahını alırlar. Ali’yi gözlerini kırpmadan öldüren ikili Saci’yi orada ölüme terkeder. Saci’nin yiyecek olarak bile gözlerinde değeri yoktur ve doğada yok olmaya terk edilir.

Ali’yi öldürürken kendi de yaralanan Mahmut’un, Sami’yle olan son sahnesiyle birlikte şimdiye kadar filmin (karakterlerin gözünde) “kısmen” kötü adamı Sami’nin bu noktadan sonra karakter çizgisi, onun yaptığı şeylere şartlar tarafından itilen, böyle biri olmaya mahkum olmuş ve esasında bir kurban olduğuna işaret eder.  Sami bir katil değildir. Evdeki son karşılaşmada Gül Hanım’a dediği gibi o sadece “eve gitmek istiyordur”. Bununla birlikte sonuna kadar içinde yaşattığı umudunu da tüketince, kendinden daha fazla yaşama şansı olan Gül Hanım ve kızı Nihan için kendini adeta onlara yem ederek canına kıyar.

Filmin ‘flashback’ niteliği taşıyan son sahnesinde Sami’nin askere gitmeden önceki aile yaşamını, askerde Mahmut’la tanışmasını ve savaşa gitmek üzere yola koyulmasını görürüz. Bu sahneler Sami karakterinin anlaşılması açısından öneminin yanı sıra filmin temposunda belirli bir düşüşe geçse de aynı zamanda çarpıcı bir final için de gereken hazırlığı yapar.

Savaş temalı birçok yapımda görülen aşırı ve yapay diyalog ve sahnelere, zaman zaman propagandaya kayan söylemlere başvurmayan film zaten en başından takındığı savaş karşıtı duruş konusunda bile seyirciye apaçık belli etmeden derdini yalın ama oldukça çarpıcı şekilde aktarıyor. Serdar Orçin’in kariyerindeki en iyi performanslarından birine imza attığı filmde Uğur Polat ve Nergis Öztürk’ün başını çektiği oyuncu kadrosu da sade ancak güçlü oyunculuklarıyla filmi dengede tutuyorlar.

Savaşı arka planına alarak insanı başrolüne koymasıyla savaş ve tarih filmi olmanın ötesine geçen, evrensel bir hikayeye sahip Eve Dönüş Sarıkamış 1915 Türk Sineması’nda da eşine çok ender rastlanacak güçlü bir psikolojik gerilim filmi.

Yazar Hakkında

Ali Kara

1996 yılında İstanbul'da doğdu. Lise eğitiminde aldığı tiyatro eğitiminin
ardından Yeditepe Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'ne başladı.İlk kısa filmini aynı yıl çekti. Halen kısa film ve senaryo çalışmalarına devam etmektedir. Türk Sinemasına hayran.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti