TÜRK ŞİİRİNDE ”ŞATHİYE”

ÇOK KONUŞULUR ÇOK TARTIŞILIR EDEBİYATIMIZDA ŞATHİYE. BİZ DE BU MEVZUYU SİZE  ANLATMAYI KAFAMIZA TAKTIK. BUYURUN EFENDİM.


Kıldan köprü yaratmışsın

Gelsin kullar geçsün deyü

Hele şöyle bir duralım

Yiğit isen geç a tanrı

 

Kaygusuz Abdal tarafından bu dörtlük edebiyatla ilgilenen herkes tarafından bilinir. Bu dörtlük Halk Şiirinde ‘’yaratıcı’’ kavramını ne kadar yansıtıyor? Antalya semalarında yaşayan ve Abdal Musa’nın müridi olan Kaygusuz böyle bir şiir yazacak kadar çıldırmış olamaz diye düşünmüştüm ilk okuduğumda! Sonradan bu tarz şiirin bir edebi tür olduğunu öğrenince şiirdeki sanata hayranlığım arttı. Sanat bana göre boyun eğmemektir ve şair bu dörlükte sanat yaparak, gerekirse Tanrıya boyun eğilmeyeceğini bile bize göstermiştir.

 

Bakkal mısın terazuyu n’eylersin

İşin gücün yoktur gönül eğlersin

Kulun günahını tartıp n’eylersin

Geçiver suçundan bundan sana ne


tumblr_inline_n5lejor0a21r41sv3
 KAYGUSUZ ABDAL (TEMSİLİ)

Yine Kaygusuz yine muhteşem bir şathiye örneği… İlk bakışta İslamın temellerinden olan ahiretin gereksizliğini vurguluyor gibi görünüyor. Fakat şathiye sanatını iyi bilen bir kimse gerçeği hemen görüp kavrıyor. Şathiye sanatı Arapça alaylı söz anlamına gelen ‘’şath’’dan gelir. Edebiyatta karşılığı şairin kendinden geçtiği sırada söylediği İslama aykırı söz anlamına gelir. İlk örneği Hallâc-ı Mansûr’un (öl. 922) “Ene’l-Hakk” (ben Tanrı’yım veya Tanrı ile beraberim) sözü kabul edilir. Ardından Şahabeddin-i Maktul, Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî, Muhiddin-i Arabî gibi birçok mutasavvıf tarafından farklı örnekleri ortaya konulmuştur. Türk coğrafyasına İran’dan geçen şathiyenin en güzel örneklerini belki de Yunus Emre vermiştir:

 

Sırat kıldan incedir,

Kılıçtan keskincedir

Varıp anın üstüne,

Evler yapasım gelir

 

Altında gayya vardır,

İçi nar ile pürdür

Varuben ol gölgede,

Biraz yatasım gelir

 

Yunus yukarıdaki dörtlüklerde kıldan ince kılıçtan keskin olduğuna inanılan sırat köprüsünün üstüne evler yapmaktan ve dipsiz olarak nitelendirilen gayya kuyusunu gölgelik olarak görüp orada dinlenmek istediğini belirtir. Rivayet olur ki Yunus bu deyişleri söylediğinde halk Yunus’u ayıplar ve dönemin Valisine şikayette bulunur. Vali Yunus’u huzuruna çağırır azarlar, yazdıkları eğer padişahın kulağına giderse başına neler geleceğini Yunus’a iletir. Yunus’a bir daha şathiye yazmamasını söyler ve Yunus’u kovar huzurundan. Artık Yunus aşağıdaki dörtlüğü söylemeye başlamıştır.

 

Gözsüze el eyledim, sağır sözüm anladı

Dilsiz çağırıp söyler, dilimdeki sözümü

Yunus bir söz söylemişi hiçbir söze benzemez

Erenler meclisinde bürün mâna yüzünü


 

YUNUS EMRE(TEMSİLİ)

YUNUS EMRE (TEMSİLİ)

Zaman akar, 13. yüzyıldan 16. yüzyıla geldiğimizde Alevi-Bektaşi geleneğine bağlı olan Azmi’den bir vesika karşımıza çıkıyor. Bu örnekte Azmi bizzat insanların uğraşlarıyla Tanrıya sesleniyor. Bu durum da aslında üslubun değiştiğini gösteriyor. Fakat Tanrı ile senli benli konuşma devam ediyor.

 

Beni affeylesen düşen mi şamdan

Şahlar bile geçer böyle isyandan

Ne dökülür ne eksülür haznenden

Affetsen günahımı yalancı mısun

 

Şanına düşer mi noksan görürsün

Her gönülde oturursun yürürsün

Bunca cânı alup yine virirsün

Götürüp getiren kervancı mısun

 



AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU

Azmi’den sonra bizden nice ozanlar götüren Sivas şehrinin belki de bize verdiği en önemli ozan olan Aşık Veysel’den bir şiirle devam edelim yolculuğumuza. Veysel’in eseri şu sebepten önemlidir ki 9. yüzyılda başlayan bu gelenek 20 yüzyıl şairlerinde de hala örneklendirilmektedir. Veysel üslubu diğerlerinden daha da sitemkardır. Bunun sebebi “şudur” diyemeyiz, dememeliyiz de. Sebebi açıklanan şey insan gözünde eski değerini kaybeder çünkü…

 

Kilisede despot keşiş

İsa Allah’ın oğlu demiş

Meryem Ana neyin imiş

Bu işin var bir de senin

 

Âdemi sürdün bakmadın

Cennette de bırakmadın

Şeytanı niçin yakmadın

Cehennemin var da senin

Aşık Veysel öldükten sonra şathiye örneği çıkmadı der edebiyat ‘’otoriteleri…’’ Bence nispeten yanlış bir ifadedir. Günümüz ozanları da eserlerinde sık sık şathiye unsurlarına yer verirler. Örneğin Erzincanlı Davut Sulari’nin öğrencisi bir başka Erzincanlı Aşık Daimi ‘’Kainatın Aynasıyım’’ adlı eserinde şathi kavramları açıkça görebiliriz. Bu eser deyiştir fakat şathi kavramlar içerir cümleyi tekrarlayalım ki bazı sanatçılar gibi özür videosu çekmeyelim. Üşengeç adamım ben…

Tevrat’ı yazabilirim

İncil’i dizebilirim

Kuran’ı sezebilirim

Madem ki ben bir insanım

 

Enel Hak’ım ismim ile

Hakka erdim cismim ile

Benziyorum resmim ile

Madem ki ben bir insanım

 


AŞIK DAİMİ

AŞIK DAİMİ

Yavaş yavaş yazının sonuna gelirken insanlardan bahsettiğimiz eserleri dinlemelerini rica ediyor ve kulaklarında oluşan cevapsız çınlamalara aldırmamalarını tavsiye ediyoruz. Ancak böyle yaparak sanatımızın biraz daha ilerleyeceğini düşünüyoruz. Yazımı Mazlum Çimen tarafından harika seslendirilen, BKM oyuncularının oynadığı bir klibi bulunan ve Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük ozanlardan Mahzuni Şerif’in ‘’Tersname’’ eserinde bir bölümle bitiriyorum.

Şath ile kalın efendim…

 

Allah bir deseler sen söyle haşa

Nadan ehliyle çıkılmaz başa

Komşunun açlığı tatlı tamaşa

Bir tekme de sen vur yık da öyle git

 

Küfür eksik etme aziz dilinden

Gaddarlık kılıncın koyma belinden

Hiçbir şey gelmezse bile elinden

Fesat tohumunu ek de öyle git.

 

Yazar Hakkında

Deniz Cem Tali

1997 senesinde Karşıyaka'da doğmuşum.Ardından ailemle Denizli'ye göç ettik. Liseyi Denizli'de bitirdim. Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği bölümünde okuyorum.Güzel insanların oluşturduğu bu topluluğa bir parça edebiyat katmaya geldim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti