Tüketim Toplumu – Jean Baudrillard

Bu haftamı Jean Baudrillard’ın  ‘’Tüketim Toplumu’’ kitabını okumaya ayırdım. Günümüz simülasyon dünyasını anlamlandırmaya çalışıyorum. Bu bir o kadar zor bir o kadar öğrendikçe acı verici bir şey. Özellikle bu çağın sorunsallarını çözümlemeye çalışmak kendimi, toplumu, kavramları yeniden tanımama yol açıyor. Dünya gittikçe ‘’küresel bir köy’’ haline gelirken nasıl bir yol katediyor? Bizim bu yolculukta vazifemiz ne? Aslında biz bir ürün müyüz? Reklam dünyası daha ne kadar acımasız olabilir? Soru çok. Yanıt aramak uğraş gerektiriyor. Ben bu ‘yanıtın’ peşindeyim uzun süredir. Kitaptan beyin fırtınası yapılabilecek yerleri sizin için tane tane ayıkladım. Yani en azından benim kafamı bulandıranları, açanları, yakanları(!). Sizlerden de istediğim okumanız; aklınızın sadece bir köşesine yazmanız, bu sorunları ara sıra düşünmeniz. Umarım Baudrillard hepimize ışık olur. Ben bu yolculuğumda paylaşayım sizinle okuduklarımı, not aldıklarımı; aydınlanacaksak da hep birlikte olsun. 🙂

baudrillard1

‘’Emek, eğlence, doğa, kültür; eskiden gerçek yaşamda, ‘’anarşik ve arkaik’’ kentlerimizde dağınık olan ve sıkıntı ile karmaşıklık yaratan bütün bunlar, kopuk ve birbirine indirgenemez bütün bu etkinlikler; bunların hepsi, en sonunda aynı kesintisiz alışveriş gezintisinde birleşti, birbirine karıştı, iklimlendirildi, türdeşleşti, tüm bunlar modanın aynı çift cinsiyetli ambiyans’ı içinde cinselliğini yitirdi. Nihayetinde tüm bunlar sindirildi ve aynı türdeş dışkıya dönüştü, (tabii ki gerçek yaşamın gerçek dışkısallığının ve vaktiyle gerçek yaşamın yakasını bırakmamış olan ekonomik ve toplumsal çelişkilerin hala çok bariz sembolü olan paranın ortadan kalkışı biçiminde) bütün bunlar bitti: Bundan böyle, denetlenmiş, yağlanmış, tamamlanmış dışkısallık şeylere geçti ve şeylerin ve toplumsal ilişkilerin belirsizliği içinde her yere yayıldı.’’

‘’Ölüm karşısındaki eşitsizlik hala çok büyük.’’

‘’Sadece büyüme sisteminin iç zararlarına geçici çareler olan tüm üretim ve tüketim faaliyetlerini saymakla bitiremeyiz.’’

‘’Tüketim toplumunun büyük bedeli, kendisinin neden olduğu genelleşmiş güvensizlik duygusudur.’’

‘’Shakespeare Kral Lear’da ‘’Ah, ‘ihtiyacı’ tartışmayınız! Dilencilerin en fakiri en sefil şeyde bile küçücük bir lüzumsuz şey bulur. Doğayı doğa ihtiyaçlarına indirgeyin, insan bir hayvan olur: Hayatının daha fazla bir değeri olmaz. İnsan olmak için bize hep fazladan lüzumsuz bir şey gerektiğini anlıyor musun?’’ der.

Başka bir deyişle, tüketimin ortaya çıkardığı temel sorunlardan biri şudur: Varlılar yaşamlarını sürdürmelerine göre mi yoksa yaşamlarına yükledikleri bireysel ya da kolektif anlama göre mi örgütlenir? Oysa, bu var olma değeri, bu yapısal değer ekonomik değerlerin kurban edilmesini içerebilir. Ayrıca bu metafizik bir sorun değildir. Tüketimin merkezindedir ve şöyle ifade edilebilir: Bolluk aslında yalnızca savurganlıkta anlamlı değil midir?’’

barbarakruger-i-shop-therefore-i-am-ii-1987

‘’Varlıklar yaşamlarını sürdürmelerine göre mi yoksa yaşamlarına yükledikleri bireysel ya da kolektif anlama göre mi örgütlenir?’’

‘’Magazin ve TV dedikodularını renklendiren tüm büyük dinozorlarda yüceltilen her zaman aşırıya kaçan yaşamları ve korkunç harcamalar yapabilme gücüdür. Onların insanüstü niteliği yarattıkları potlach havadır. Böylece çok kesin bir toplumsal işlev yerine getirirler: Gereksizce, yararsız, ölçüsüz harcama işlevi. Bu işlevi krallar, kahramanlar, din adamları ve eski çağlardaki ünlü zıpçıktılar gibi toplumsal gövdenin tamamı adına vekaleten yerine getirirler. ‘’

‘’Nesnelerin ‘’kullanımı’’ sadece nesnelerin yavaş yavaş kaybolmasına götürür.’’

‘’Stok, yokluğun gereksiz yinelemesi ve kaygının göstergesidir.’’

‘’19. Yy sanayi devriminden itibaren mutluluk aslında eşitliğe yaklaşma demektir. İdeolojik güç bunu amaçlar.’’

‘’Büyüme bolluktur. Bolluk demokrasidir.’’

‘’Bolluğun ölçütü olarak GSMH kurmacası terk edildiği andan itibaren büyümenin bizi bolluğa ne yaklaştırdığı ne de uzaklaştırdığı saptamasını yapmak gerekir.’’

‘’Büyümenin kendisinin eşitsizliğin işlevi olduğunu söylüyoruz.’’

‘’En sonunda tüketim artık hiçbir anlama geldiğinde herkese özgü bir şey haline gelecektir.’’

consumer-society

‘’Tüketim de okul gibi bir sınıf kurumudur: Sadece ekonomik anlamda (satın alma, tercih, tüketim pratiği satın alma gücüyle düzenlenir. Eğitim derecesinin kendisi de sınıf atlamanın bir işlevidir, vb.) nesneler önünde eşitsizlik yoktur –kısaca, tıpkı herkesin benzer eğitim fırsatına sahip olmaması gibi, herkes aynı nesnelere sahip değildir-; ama derin bir şekilde yalnızca bazılarının çevre ögelerinin özerk, rasyonel bir mantığına ulaşabilmesi (işlevsel kullanım, estetik düzenleme, kültürel gelişim) anlamında radikal bir ayrımcılık vardır: Bu kişilerin nesnelerle ilgisi yoktur ve doğrusunu söylemek gerekirse bunlar ‘tüketmezler’. Diğerleri ise sihirli bir ekonomiye, nesnelerin nesne olarak ve diğer her şeyin de (düşünce, boş zaman etkinlikleri, bilgi, kültür) nesne olarak değer taşımasına mahkum edilir: Bu fetişist mantık tam anlamıyla tüketimin ideolojisidir.’’

‘’Kentin söylemi rekabetin ta kendisidir.’’

‘’Büyüme toplumu bir mallar üretimi toplumu olmadan önce bir ayrıcalıklar üretimi tablosudur.’’

‘’Bizi lüks ve gösterisel bir kıtlığa mahkum eden bizim toplumsal mantığımızdır.’’

‘’Şatafatlı Mercedes 300 SL ile Recital Şampuan’ın ‘’küçük bir ton değişikliği’’ arasına tüm toplumsal hiyerarşi girer ve iki metinde söz konusu olan kadınlar kuşkusuz asla karşılaşmayacaklardır.’’

‘’Riesman: günümüzde en çok talep edilen şeyin ne bir makine ne bir servet ne de bir eser, ama kişilik olduğunu söyler.’’

‘’Göstergeler sadece farklılıklar klavyesi üzerindeki diyezlerle bemollerdir.’’

‘’Tüketim toplumu, aynı anda hem bir ilgi toplumu ve bir baskı toplumu hem de barışçıl bir toplum ve bir şiddet toplumudur. ‘’Barışçıllaştırılmış’’ gündelikliğin sürekli olarak ‘’tüketilen’’ şiddetle, imalı şiddetle beslendiğini gördük: gündelik haberler, cinayetler, devrimler, nükleer ya da bakteriyolojik tehlike: Kitle iletişiminin tüm mahşeri özü. Şiddetin güvenlik ve huzur saplantısıyla yakınlığının raslantısal olmadığını gördük.’’

‘’Orta çağ toplumunun TANRI VE ŞEYTAN üzerinde dengelenmesi gibi bizimki de TÜKETİM İLE TÜKETİMİN SUÇLANMASI üzerinde dengeleniyor.’’

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti