Tiyatrom: Duvarlar

Merhaba Premingerler,

Farkındayım biraz geç oldu. Haliyle okul başlayınca insan fazla yazamaz oluyor. Bu yazımla sizinle soğuk bir İstanbul akşamında, mütevazi bir tiyatro salonunda beni misafir eden “Duvarlar”ı ele alacağım. Haliyle bu yazım ilk “Tiyatrom” yazısı. Sinemuayene yazılarının tiyatroya uyarlanmış halleri olarak da düşünebilirsiniz.

İNSANLIĞA İLETİLEMEYEN MESAJ

İstanbul’un parlayan oyun yazarı/komedyenlerinden Erdal Şahin, aslında toplumumuzun panoramasını üç duvar ile Türkiye’nin dört bir yanından gelen otel sakinleri üzerinden klişeleşmiş tiplemelerle de olsa oyunda verilmek istenen mesajı seyirciye aktarabiliyor. Kabaca bakıldığı zaman “Duvarlar”, kentsel dönüşümden dolayı yıkılması öngörülen otelin bir odasındaki üç duvarın geleceğe dair mesajları aktarmak amacıyla uygun insanı beklemelerinin öyküsüdür. Şöyle ki, 18 yıl önce intihar etmeden önce İsmail adlı bir otel sakini, insanlığa ve topluma olan serzenişlerini duvarlarla paylaşır; çünkü duvarlar dışında onu dinleyen yoktur.

İtilmiş kakılmış, ayrıksı bir tiptir İsmail. İnsanlığa olan mesajını duvarlara miras ederek intihar eder. Haliyle duvarlar, İsmail’in yadigarını emanet edebilecekleri doğru kişiyi ararlar.

Gelin görün ki, oyunda artık yıkılmalarına günler kalmışken “o” kişi hiç uğramamıştır. Uğrayanlar, Türkiye’nin dört bir yanından gelen Kayserili bir duvar ustası, üniversiteli bir sosyolog, cinsel deneyim kazanmak isteyen bir genç ile fahişe… Duvarlar, bu kişiler için sadece yaslanabilecekleri, övünebilecekleri önemsiz yapılardan başka bir şey değildir. Toplumun içinde bulunduğu hengameden ötürü duyarsızlığı, bu tiplemelerin duvarlara sırtlarını dönmesiyle simgeleştirmiş Şahin.

Otel sahibi Elmas ile temizlikçi ise, her ne kadar da egemen topluma karşı görünseler de güçleri tükendiğinde topluma entegre olan fakat güçlerini kazandıklarında toplumdan sıyrılabilen kişilerdir. Kısacası Elmas  ile temizlikçi, sistem tarafından uygunlaştırılmış muhalefeti temsil ederler.

Gelen icra memurları ise, egemen zümreyi simgeleyip ayrıksı yapıyı yıkmaya karar verirler; fakat işin seyri otelin son müşterisi olan bir kadının karnındaki bebekle değişir. Duvarlar, sonunda İsmail’in mesajını, yadigarını iletebilecekleri kişiyi bulmuşlardır. Haliyle yeni bir umudun gelişinin müjdelenmesiyle oyun, yaşadığımız bu dönemlerin elbet bir gün sona ereceğine umutla bakmamız gerektiğini öğütler.

GÜLDÜR GÜLDÜR MÜ YOKSA BİR TÜRKİYE PANORAMASI MI ÇİZİLİYOR?

Duvarlar, önceden de belirtildiği üzere mesajını seyirciye -öyle ya da böyle- aktarabilmiş; fakat bu sorunları olmadığı anlamına gelmez. Öncelikle Kayserili/Cinsel dürtülerini yaşamak isteyen genç (Uğur Tunca) ile Sosyolog’un (Candaş Çetinkaya) verdikleri oyunlar oyunu ereğinden şaşırıp, televizyondaki komedi tiyatrolarına çevireyazıyordu. Bununla paralel olarak tiplemeler, Türk insanının panoramasını temsil etmekten ziyade onların parodisini oldukça banal bir şekilde çizilmiş.

Ne yazık ki, yazarlarımız her “entelektüelin” evrimi “maymundan gelmek” zanneden yahut entelektüelleri efemine çizmekten bıkmamışlar ki oyunun bir bölümü klişeler ve bayağılıklar ağıyla örülmüş durumdaydı. Onun yanı sıra, günümüze ışık tutabilecek bir fikirden yola çıkılması kesinlikle şapka çıkarılması gereken bir durum; ta ki iş ereğinden şaşıp kafası karışana kadar. Şahin ve oyunun yönetmeni Uğur Tunca, ortaya kafası karışık, hangi türde olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan, sadece ilk 20 ile son 20 dakikasının ana fikrin hakkını verdiği fakat diğer bölümlerde ise komedi skeçleri misali görüntülerin tezahür ettiği bir oyun ortaya çıkarmışlar.

Tiplemeler ve karakterlerden devam edecek olursak, belki de en hissedilebilenler şüphesiz oyuna adlarını veren duvarlar oldu. Özellikle İsmet Araç, sadece yüzü ve sesiyle değil aynı zamanda vücuduyla bir duvarla bütünleştiği söylenebilir. İnsanlar arasında ise Sinem Ülker (Hayat kadını/Hamile kadın) ile Ezgi Özyürekoğlu (Elmas) karakterlerini iyisiyle kötüsüyle yansıtabilen oyunculardan olmuşlardır.

Sahne dekorları amacına hizmet eden, minimalist ve ikna edici bir otel odası izlenimini uyandırıyor. Duvarların aradan konuştuğu beyaz şeritlerin sahneye gerilmesiyle duvarların beyaz giyinmesi, duvarların inandırıcılığını pekiştiren bir unsur haline gelmiş. Ayrıca duvarlar dışında insanların yüzlerinin beyaza boyanması, bir bakıma sistemin içindeki duyarsız vatandaşlara dikkat çekmek için kullanılsa da Elmas’ın üzerindeki boyanın hafif kullanılması da, gri alanda olan uygunlaştırılmış muhalif olduğuna işaret eder.

 

Duvarlar da, yıkmak gerekmese bile didiklemek gerek. Birinci duvar, sistemden yakınan fakat ona karşı bir harekette bulunmak istemeyen korkak vatandaşı, İkinci duvar ise rasyonel, orta yolcu vatandaşı ve Üçüncü duvar ise -bana kalırsa- görmüş geçirmiş ve geleceğe dair umudu kalmayan eski nesli temsil eder.

Son olarak da, “Duvarlar” yine klişeler ağlarından birine takılarak birçok filmde yahut edebi eserde kullanılan bebek metaforunu kullanmış. Bebek metaforu, genellikle umut ve geleceğe olan inançla örtüşür. Aslında esinler havuzundan hayli hayli yararlanabilecekken, “Duvarlar” -mesajını aktarmayı başarmış olsa da- sıradan bir metaforla oyunu buruk bir umutla perdelerini kapatmıştır.

SON REPLİKLER

İçinde derin ve geniş oyuklar olmasına rağmen, sınırları zorlamayıp alışılagelmiş kalıpların dışına çıkamasa bile “Duvarlar” genç kadrosuyla Türkiye’nin panoramasını “duvarlara konuşma yetisi kazandırarak” çiziyor. Merak etmeyin, ne “Duvarlar” ne yazarı Erdal Şahin ne de yönetmeni Uğur Tunca ne de oyuncuları için yolun sonu görünüyor. Her şeye rağmen, “Duvarlar” zamanımızın umut vaat eden ve bilhassa baş kişileri olan duvarları için izlenebilecek keyifli, sevimli bir oyun.

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

1 Yorum

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti