Sinemuayene: Star Wars (1977)

Enes Altınok bir Sinemuayene ile Preminger’e geri dönüyor: Star Wars… Bu film hakkında daha çok şey öğrenmek niyetindeyseniz size keyifle geçireceğiniz bir okuma süreci sunacak yazarımız. İyi okumalar!


Çok uzun zaman önce, uzak, çok uzak bir galakside….

Merhaba Premingerler,

Her ne kadar da Haziran başında yayımlanmış olsa da paydos yazım, mayıs sonundan beri daireye uğramıyordum. Paydosuma son verip dairede iş başı yapmaya karar verdim. Bu sefer ne Dünya sinemasından ne de sinemanın kuytu dünyasından sesleneceğim size.

Bu temmuz ayına, aslında mayısta yazılması gereken, tam 40 yıl önce sinemaya uzak bir galaksiden “Merhaba!”, diyen Star Wars filminin sinemuayenesiyle başlayalım.


Teşhis Öncesi

1970’lı yılların ilk yarısı… Vietnam Savaşı’nın hüküm sürdüğü, bir yandan Petrol Krizi bir yandan kısa soluklu cinsel özgürlükler öbür yandan da Watergate skandalının yaşandığı zamanlar. Sinema konusuna gelirsek de Amerikan seyircileri ve dünyanın çeşitli yerlerindeki seyirciler ya Amerikan dram filmlerini ya da Dünya sinemasının o zamanki seçkin örneklerini (Cries and Whispers, La Nuit Americain, Zerkola gibi) izlemek için sinema salonlarını dolduruyorlardı.

Uzay filmleri, B sınıfı denilebilecek küçük bütçelerle, efektleri şimdiki standartlara göre bayağı kalmış, felsefeden, konudan yoksun filmlerdi. Hollywood kan kaybediyordu. Felaket filmleri de imdadına yetişememişti. Yeni Hollywood akımının yönetmenlerinden Steven Spielberg’ün 1975 yapımı Jaws hem zamanında rastlanılmamış gişe başarısıyla (470 milyon dolar) hem de üç Oscar ödülüyle Hollywood’un seyrini değiştiren ilk basamaklardandı. Jaws ile Star Wars, Hollywood’u “Altın Çağı”na geri götüren fakat bir yandan da sonraki 42 yıl içinde ardı arkası kesilmeyen gişe filmleri, seri filmlerin önünü açıp hikaye odaklı filmleri ikinci plana atılmasının dolaylı nedenleri haline geldiler.

Güç Uyanıyor

Star Wars, sinema tarihinin -efekt, ses miksajı, hikayesi açısından- önemli filmlerinden sayılıyor. Star Wars’un hikayesi ta 1971 yılına kadar uzanıyor. George Lucas, Flash Gordon’ın telif haklarını elinde tutan Kings Syndicate şirketinden film haklarını satın almak için kolları sıvamıştı fakat Lucas’ın deyimine göre “Federico Fellini’yi yönetmen olarak kullanmak” istedikleri ve adı sanı bilinmeyen genç bir yönetmene projeyi emanet etmemek için şirket Lucas’a hakları vermemiş.

Bunun üzerine Lucas, Flash Gordon’ın evrenine benzer bir uzay operası yazmak istedi fakat sadece Flash Gordon’dan faydalanmak yerine doğu felsefesinden ve Akira Kurosawa’nın filmlerinden de faydalanarak 1973’te “Journal of the Whills” adında iki sayfalık notlar yazdı. Bu notları geliştirerek Mayıs 1973’te ilk tretmanını yazdı. Ardından 1974 ile Ocak 1976 arasında sayısız taslaklar yazdı. Bazı taslaklarda Han Solo, yeşil bir uzaylıyken bazı taslaklarda da Luke Skywalker ya bir cüceydi ya da saygın bir general yahut bir taslakta da kadın idi.

Nihayetinde bizim bildiğimiz ve sevdiğimiz Star Wars’un nihai taslağını Ocak 1976 tarihinde “The Adventures of Luke Starkiller as taken from Journal of the Whills Saga I: The Star Wars” başlığıyla yazdı. Bunun yanı sıra Lucas, başta United Artists ile anlaşmışken şirket filmi yapmamaya karar verir. Ardından Universal Studios, Lucas’ın ikinci uzun metraj filmi olan American Graffiti’nin başarısından dolayı Star Wars’u çekmek ister fakat şirketin üst düzey yetkilileri filmin konusunu anlamadıkları için desteklerini geri çekerler.

Yine de Lucas yelkenleri suya indirmemiş ve 20th Century Fox’un o zamanki genel müdürü Alan Ladd Jr. ile masaya oturur ve anlaşma imzalar. Anlaşmaya göre ilk filmin hakları Fox’ta kalacak fakat yan ürünlerin (oyuncak,kitap, kıyafetler vs.) satış pazarlama hakları ve devam filmlerinin hakları Lucas’ta olacaktı. Ayrıca Fox, Lucas’a sadece senarist-yönetmen parası öder ve filmin gelirlerinin %40’ını vaad eder.

Bir Rüya İmparatorluğu

1975’in son aylarında Lucas, yapımcısı Gary Kurtz ile birlikte yönetmen Brian de Palma’yla birlikte seçmeler düzenler. İşin tuhaf tarafı hem Star Wars’un hem de Carrie’nin seçmeleri aynı anda yapılıyordu. Star Wars’un seçmelerine William Katt, Kurt Russell, Billy Dee Williams (devam filmlerinde Lando’yu canlandıracaktı), Cindy Williams, Sissy Spacek gibi oyuncular katıldı.

O zamanlar Lucas’ın marangozluğunu yapan ve iki yıl önce American Graffiti’de yan rollerden birini canlandıran Harrison Ford da seçmelerde oyunculara yardım ediyordu fakat Lucas’ın kafasındaki Han Solo tiplemesine en yakın olduğu için Lucas, Ford’a rolü verir. Luke ile Prenses Leia’nın rollerini ise 24 yaşındaki Mark Hamill ile Singin’ in the Rain’den tanıdığımız Debbie Reynolds ve Eddie Fisher’ın 19 yaşındaki kızı Carrie Fisher oynamaya hak kazandılar.

Her ne kadar da Lucas tanınmamış aktörleri kullanmak istese de Fox, tanınan aktörlerin de kullanılmasını ister. O yüzden de Obi-Wan Kenobi rolü Alec Guinness’e, Grand Moff Tarkin rolü de Peter Cushing’e verilir.

Nihayetinde 22 Mart 1976 tarihinde, zorlu bir hazırlık aşamasından sonra çekimler 8 Milyon dolarlık bütçeyle (düşük bütçeli komedi filmlerinin bütçesinden de düşük) Tunus’ta başlamıştır.

Yıldız Savaşları

Çekimler Tunus, Guatemala, Kaliforniya ve İngiltere’nin Shepperton Stüdyoları’nda oldukça zor koşullarda yapılmıştır. Set ekibi filmin karmaşık hikayesinden dolayı filmi ciddiye almaz, senaryodaki repliklerin bayağılığı ise oyuncuları epey zorladığı söylenir. Lucas’ın 1975’te kurduğu özel efektler şirketi ILM ise, efekt çekimlerini bir depoda sürdürür ve Lucas’ın çekimlerde olduğundan ötürü kendi çalışmalarını çok da ciddiye almamışlardır.

Bunun yanı sıra Fox’un çekimlerin durdurulmasını talep ettiği bile olmuş fakat Gary Kurtz onları ikna edince bütçe 8 milyondan 11 milyona çıkmış ve çekimler iki üniteye bölünerek -ikinci üniteyi Kurtz yönetiyordu- sürdürülür. Nihayetinde ana çekimler Temmuz 1976’da sona erer.

Lucas, yönetmen arkadaşlarına -efektsiz haliyle- Ocak 1977’de filmin kaba kurgusunu gösterdiğinde Steven Spielberg dışında hiçbir yönetmenin beğenisini kazanamamıştı. Efekt çekimlerine bizzat katılarak dört ayda efektlerin tamamlanmasını sağladı ve 1977’nin başlarında Jaws filminin de müziklerini yapan John Williams da filmin müziklerini besteledi.

Filmin gösteriminden bir hafta önce, Lucas ses miksajını Ben Burtt ile yaparken Fox’un yönetim kurulu ziyaret eder ve Star Wars’u seyrederler. Nitekim yönetim kurulunun beğenisini toplayamaz fakat kuruldan biri Lucas’a “hayatında izlediği en iyi film olduğunu ve filmi seyrederken ağladığını” söylemiştir.

Nihayetinde film 25 Mayıs 1977 tarihinde sadece 32 Amerikan sinema salonlarında gösterime girer fakat beklenmeyen başarısından dolayı yüzlerce hatta binlerce sinema salonunda gösterime girer. Birçok eleştirmen tarafından övgüler toplamış ve 50. Akademi Ödüllerinde En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetmenliği, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik ödüllerini toplarken Ben Burtt ise R2-D2, Chewbacca, C-3PO, gemilerin ve benzeri seslerin miksajından ötürü özel ödül kazanır.

Lafı fazla uzatmadan Star Wars’un sinemuayenesine geçelim.

Galaktik İç Savaşın Ortasında

Film, Asi gemisi Tantive IV ile İmparatorluğun Star Destroyer’ının çatışmasıyla başlar. Asi gemisi Tantive IV  imparatorluğun gemilerinden Devastator tarafından saldırısına uğrar. Prenses Leia Organa, R2-D2’ya “bir savaş istasyonunun” çalınmış planlarını yükler ve R2-D2, protokol droid dostu C-3PO’yu peşinden Tatooine gezegenine sürükler.

Bu esnada Prenses Leia, Darth Vader ve fırtına birliği tarafından esir alınır. C-3PO, gezegene neden geldiğini bilmez ve R2-D2’nun meçhul planı hakkında da endişelidir. Çölde tartıştıktan sonra yolları ayrılır fakat kader bu ikiliyi Jawalar tarafından hurdaların toplandığı Sandcrawler aracında birleştirir. Sandcrawler, Lars Ailesinin evine yaklaşır ve C-3PO ile R2-D2 Lars ailesine satılır. Larsların yeğeni Luke Skywalker, droidleri temilerken R2-D2’nun hologramına rastlar. Hologramdaki kadın, “Yardım edin bana Obi-Wan Kenobi. Siz benim tek umudumsunuz,” diye birkaç kez tekrarlar. Luke, hologramın tamamını görmek ister fakat R2, bu hologramın gizli olduğunu ve sadece Obi-Wan Kenobi’ye ait olduğunu C-3PO yoluyla söyler. Threepio da bu durum içinde Artoo ile didişir. Tam o sırada Luke, halası tarafından çağrılır ve geri döndüğünde ise Artoo kaybolmuştur. Threepio: “O saçma görevi hakkında ötüp durdu. Gitmemesini söyledim, gitti.

Ertesi gün, Luke ve Threepio Artoo’nun peşine düşerler. Artoo’yu yakaladıkları zaman Tusken Yağmacıları’nın yağmalarına uğrarlar. İmdatlarına Obi-Wan Kenobi yetişir fakat Kenobi, senelerdir “Ben” ismini kullanmaktaydı. O yüzden Luke onu Ben diye tanırdı. Luke, orada bulunmalarının nedeninin Artoo olduğunu ve droidin de ‘Obi-Wan Kenobi’ adında birine ait olduğunu iddia ettiğini söyler. Ben ise Obi-Wan’ın kendisi olduğunu söyler. Fazla orada oyalanmadan Obi-Wan’ın evine giderler. Obi-Wan, Luke’a yıllar önce “ölen” babasından söz eder ve babasının ışın kılıcını verir. Aslında Luke’un bildiği üzere babası baharat yük gemisinde bir dümenciden ziyade saygın bir Jedi şövalyesiydi. Obi-Wan’ın aktardığına göre de Karanlık Taraf yoluyla aklı çelinen bi başka öğrencisi Darth Vader tarafından ihanete uğrayıp öldürülmüştü.

Ardından Obi-Wan, Luke’a Güç’ten bahseder ve Artoo’nun hologramı oynatmasını ister. Hologramda, Leia Organa Obi-Wan’ın Klon Savaşları’nda babasına hizmet ettiğini ve yeniden yardıma ihtiyaç duyduklarını belirtir. Ayrıca mesajı barındıran Artoo’nun ise güvenli bir şekilde Alderaan gezegenine teslim etmesini buyurur. Bunun üzerine Obi-Wan, Luke’un kendisine eşlik etmesini istese de Luke kabul etmez.

Değişen Kaderler

Ölüm Yıldızı’nda -bahsi geçen savaş istasyonu- ise Tarkin ve imparatorluk subayları çalınan planların durumunu tartışırlar. Tarkin, Darth Vader’ın önderliğindeki birliğin er ya da geç planları yeniden ele geçireceklerini ilan eder.

O sırada da, Luke, Obi-Wan ve droidler yolda bir Sandcrawler enkazıyla enkaz etrafına saçılmış Jawa cesetleriyle karşılaşırlar. Obi-Wan, bunların fırtına birlikleri tarafından öldürükdüklerini söyleyince Luke’un aklına belki de droidlrin peşinde oldukları için ödürebilecekleri ve evlerini de istila edebileceklerini öngörerek evine doğru gider.

Evine yaklaştığında ise evin darmaduman olduğunu, halası ve amcasının cesetleriyle karşılaşır. Böylece, Luke Obi-Wanile Alderaan’a gitmek ister. Bu yüzden pilotların uğrak yeri olan tekinsiz Mos Eisley’e giderler. Orada Han Solo ve bir Wookiee olan Chewbacca ile anlaşırlar. Gemileri Millenium Falcon ile havalanırken İmparatorluk birliklerinin saldırısına uğrarlar ve hiperuzaya geçerler.

 

O esnada da, Tarkin Prenses Leia’ya gizli Asi üssünün nerede olduğunu sorar fakat yanıt alamayınca Ölüm Yıldızı’nın gücünü Alderaan gezegeni üzerinde kullanır ve Prenses Leia’nın gezegeni yok olur. Millenium Falcon da hiperuzaydan çıkınca, kahramanlarımız bir asteroid kuşağının içinde olduklarını zannetseler de aslında Alderaan’ın kalıntıları içinde uçmaktadırlar.

Bir süre sonra ise, Millenium Falcon Ölüm Yıldızı tarafından manyetik kuvvetle içeri alınır. Luke ve Han, fırtına birliklerinin üniformalarını çalarlar ve diğerleriyle birlikte gözetleme odasına girerler. Obi-Wan onların yanından ayrılır ve Luke’a “Kaderlerimiz bundan böyle ayrılıyor. Güç seninle olacak, her zaman,” der. Artoo ise Ölüm Yıldızı’nın krokisini çıkarırken Prenses Leia’nın 1138 numaralı bölmede tutsak olduğunu öğrenir, bunu Luke, C-3PO ve Han Solo ile paylaşır. Luke, hemen prensesin kurtarılmasını istese de Han Solo sadece parasının peşinde olduğu için başta çekimser davransa da sonradan kabul eder. Chewbacca’ya kelepçe taktıktan sonra prensesin bölmesine giderler ve prensesi kurtarırlar fakat oldukça emrivaki bir kurtarma planı olduğu için başları belaya girer. Yine de kendilerini kurtarırlar.

Obi-Wan ise, güç panellerini indirmekle ve ezeli düşmanı Darth Vader ile karşılaşmakla meşguldür. Vader ile Kenobi, kılıçlarıyla çarpışırlarken diğerleri Falcon’a doğru ilerlerler. Tam o sırada Kenobi ile Luke, göz göze gelirler. Kenobi orada kendini feda eder.

Luke, Han ve diğerleri gemiyle Ölüm Yıldızı’ndan uzaklaşırlar fakat TIE-Fighterlar onların peşinden gelir ve birkaç dakikalık it dalaşı yaşarlar. İt dalaşı bittikten sonra da Asi İttifakı’nın gizli üssüne ev sahipliği yapan Yavin 4 gezegenine giderler. R2-D2’nun planları Asi makinelerine aktarılır ve Asi pilotlarına brifing verilir. Brifinge göre, Ölüm Yıldızı’nın bir tane zayıf noktası var. O zayıf noktaya ION bombası atılırsa bu doğrudan reaktörü etkileyecek ve istasyon havaya uçacak. Luke Skywalker, Asi İttifakı ve Prenses Leia’nın yanında kalsa da Han Solo ve Chewbacca paralarını alarak onlardan ayrılırlar.

Asi pilotları, Luke Skywalker X-Wingleri ve birkaç çeşit gemiyle Ölüm Yıldızı’na doğru havalanırlar. Ölüm Yıldızı’nda birçok kayıp verilir ve Darth Vader da kendi birlikleriyle yüzey dışındaki savaşa katılır. Asi birlikleri epey bir kayıp vermiştir. Vader’ın gemisi de Luke’un X-Wing’i ve ona yardımcı pilotluk eden R2-D2’ya hasar verir. Tam hedefe yaklaşacakken sürpriz bir şekilde Millenium Falcon’u kullanan Han Solo, Vader’ın gemisini vurur. Gemi, yanındaki TIE-Fighterlarla çarpışarak yörüngeden uzaklaşır. Luke, ION bombasını reaktöre fırlatır ve Ölüm Yıldızı havaya uçar.

Ertesi gün ise Yavin 4 gezegenindeki törende Luke Skywalker ve Han Solo, Prenses Leia’nın taktığı madalyalarla onurlandırılırlar. Böylelikle Asi İttifakı için yepyeni bir umut doğar…

Yıldızlar ve Umutların Ötesinde

Öncelikle filmde hakim olan renklerin siyah, beyaz, kırmızı,mor, pembe, krem rengi, kahverengi, mavi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dikkat ederseniz İmparatorluk birlikleri -fırtına birlikleri hariç- siyah giyinmişlerdir. Siyah, burada basitçe karanlığın rengi olarak kullanılmış. Onun dışında Prenses Leia’nın beyazlar içinde olması da bir tesadüf değil çünkü beyaz hem masumiyeti hem açıklığı hem de bu film için konuşursak aydınlık tarafı temsil ediyor.

Star Wars’un sahnelerinden biri, Luke Skywalker (Mark Hamill) ikiz güneşleri izler. Ayrıca bu planın altında filmin renk paletlerinden biri de gösterilir

Luke Skywalker, Obi-Wan Kenobi, Lars çifti, Han Solo’nun krem ve kahverengi renklerini tercih etmeleri de bulundukları Tatooine gezegeninin renkleriyle uyum içinde olmalarıyla alt tabakadan olmalarından kaynaklanıyor.

Chewbacca’ya gelecek olursak da onun kahverengi olması ve bir köpeği andırması da tesadüf olamaz. Öncelikle Chewbacca’nın esin kaynağının George Lucas’ın köpeği Indiana olduğunu belirtmekte fayda var. Star Wars’un internet ansiklopedisine göre de Wookieeler ilkel bir kabile olduklarından bulundukları gezegenleri Kashyyk istilaya uğramış ve Wookieeler İmparatorluk tarafından mütemadiyen esir alının türlerdir. Yine tüm bunlardan bağımsız olarak Chewbacca’nın çıplak olması, aslında Han Solo’nun dostuymuş gibi görünmesine ve bize öyle gösterilmesine rağmen aslında Solo’nun bir yandan ‘kölesi’ olmasının ötesine geçemiyor çünkü Amerikan tarihine baktığımız zaman 19. yüzyılda henüz kölelik kalkmadan evvel Beyaz Amerikalıların himayesinde Afrikalı kölelerin yaşadığı biliniyor.

Bazıları hakir görülse de bazıları ise daha huzurlu bir ortamda yaşayıp efendilerine de yardım ediyorlardı. Star Wars’a dönecek olursak da, Chewbacca’nın hayatı Han Solo’ya bağlı ve bir köpeğe de benzemesi de aslında onun Han Solo’nun en sadık dostu olduğunu gösterir. Yani bir bakıma Han Solo ve Chewbacca üzerinden Beyaz efendi ile köle okumaları yapılabilir. Bunun yanı sıra, İmparatorluğun Nazi Almanyası’ndan esinlendiği, örneğin subayların kıyafetleri, “fırtına birlikleri”nin ismi vb., bilinmektedir.

Bir Sorumluluk Bilinci Hikayesi Olarak Star Wars

Star Wars’un genellikle ‘iyiyle-kötünün’ savaşı üzerine kurulu olduğu defalarca zikredilir. Yine de bundan ziyade aslında sorumluluk bilincini vurguladığını söyleyebiliriz. Neden mi? Öncelikle Luke, yaşadığı gezegenden sıkılan ve hayatına macera katman isteyen bir gençtir. C-3PO’dan İmparatorluğa karşı savaşan Asi İttifakı’ndan geldiklerini öğrenince heyecana kapılır. Bunun yanı sıra R2-D2’yu arayışa geçerken, düşünmeden hareket eder. Acaba amcasına halasına bir şey olur mu yoksa haber vereyim mi?, diye düşünmeden harekete geçer ve sonra düşünür. Böylelikle sorumsuzluğun bedelini amcası ve halasının canıyla ödemek zorunda kalır.

Bunun dışında, prensesi kurtarmaya girişirken herhangi somut bir planla harekete geçmez. Prensesi kurtarır fakat hem kendisini hem prensesi hem de Solo ve Chewbacca’yı tehlikeye atar. Star Wars bir yandan sadece iyi-kötü savaşı ve Campbell’ın Kahramanın Yolculuğu şemasını izleyen bir film değil, aynı zamanda sorumluluk bilincinin ve birlik olmanın önemini vurgulayan bir filmdir.

Galaksinin Görkemli Kurgusu

Star Wars serisinin ilk üç filmi, kurgu açısından önemli filmlerden sayılıyor. Açıkçası bu film için konuşacak olursak, filmi kurgucularından Richard Chew 2004 yapımı belgesel Empire of Dreams’te, filme sanki bir hikaye kitabıymışçasına yaklaştıklarını belirtir.

Bunun yanı sıra filmde göz temasının kurgu vasıtasıyla kurulması, aslında oradaki karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini tek söz bile söylemeden seyirciye aksettirilebiliyor. Ayrıca, planların hızlı bir şekilde art arda kurgulanması seyircide Star Wars’u izlerken gerginlik ve heyecan yaratırken, uzun tutulan planlar gerginliği, karakterin içinde bulunduğu iç çatışmayı yansıtıyor.

Sözgelimi Luke Skywalker’ın Larsların evine vardığı zaman Luke’u uzun bir müddet görürüz. Acaba ne görmüştür dumanlar arasında? Amcası ve yengesine ne oldu? Yaşıyorlar mı öldüler mi? Luke’un aklından neler geçiyor?, gibi bunca soru işte planın uzun tutulmasıyla karakterin iç çatışmasını duyumsayarak çeşitlendirilir.

Planların hızlıca art arda dizilmesine bir örnek ise Luke’un ION bombasını Ölüm Yıldızı’na fırlattığı zaman ile patlama zamanı arasındaki süreç. Bomba atılır, Luke hızlıca nefes alıp verir. Teknisyenler kolları kaldırır. Teknisyenlerden biri baş planda görüntülenerek yukarıdaki kollardan birini kaldırır. Asi pilotları ve Millenium Falcon, Ölüm Yıldızı’ndan uzaklaşırlar. Teknisyenler ateşleme için düğmeye basarlar. Tarkin, baş plan çekimle görülür ve Ölüm Yıldızı havaya uçar.  (Aşağıdaki videoda 13:20-13:42 arasında seyredebilirsiniz.)

Sonuç

Star Wars, kırk yıl sonra bile basit hikayesi ve arketiplerin kullanımı ile bilinen kaynakların harmanlanmasıyla özgün bir galaksinin kurulmasına ön ayak olması, ses miksajı, görüntü yönetmenliği ve özgün müzikleriyle sinema tarihinin önemli filmlerinden biri olma özelliğini koruyor.

Her ne kadar da sonraki filmler Jedi felsefesine vurgu yapıp sadece iyi-kötü savaşı olarak pazarlansalar da Star Wars (şimdiki adıyla Star Wars: Episode IV – A New Hope) sorumsuz bir gencin bir ekibin parçası olarak sorumluluk duygusu kazanmasının; baskıcı rejimlerin, kıt kaynaklara sahip olsalar da birlik olan bir ittifak tarafından yenilmesini anlatan ve -öznel olarak- salt bir popcorn eğlencesinin ötesine geçebilen bir uzay operasıdır.

Güç sizinle olsun Premingerler…

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti