Sinemuayene: Genç Hizmetçiler/Uşak

GENÇ HİZMETÇİLER/UŞAK: TEŞHİS ÖNCESİ

Sınıf çatışması birçok filme konu oldu. İster on altıncı yüzyılda kendini beğenmiş bir şairin karşısına yüz Fransız ordusu olsun ister melodramlarda suyunu çıkarırcasına işlenen zengin kız fakir oğlan hikayeleri yahut komünistlerle burjuvalar arasındaki mücadele… Bugün, bir aydan sonra ilk kez yeni bir film muayenesiyle karşınızdayım. Filmimiz genel sinema seyircisi tarafından pek bilinmese de, sinefillerin baş ucu filmlerinden Uşak (The Servant).

the-servant-american-poster

                                                                     Uşak’ın (The Servant) film afişi, 1963

Dikkat ettiyseniz, iki Türkçe isim var başlıkta; çünkü 1963 yapımı film Türkiye’de 10 Haziran 1969’da “Genç Hizmetçiler“adıyla gösterime girmiş. Bir yıl sonra ise, beşinci yaşını doldurmuş Sinematek ise bu başlığı yavan bulmuş olmalı ki kendileri bu filmi çeviri anlamında doğru karşılığı olan “Uşak” olarak göstermişler ve bu yıl da Sinematek’in 50. yıl şerefine de filmi o adla göstermişler. Nedendir bilinmez ama Sinematek’in kaynakları dışındaki tüm kaynaklarda The Servant, Genç Hizmetçiler olarak geçer.

The Servant, Joseph Losey’nin yönettiği ve Harold Pinter’ın, Robert Maugham’ın aynı adlı romanından uyarlayarak, senaryosunu yazdığı İngiliz filmidir. Losey’in aykırı yönetmenlerden biri olduğu söylenir. 1940’lar ile 1950’ler arasındaki Komünist Avı’nda nasibini alan sanatçılardan biriydi. 1950’lerin başında İtalya’ya göç eder, ardından 30 küsur sene yaşayacağı Londra’da yaşamaya başlar. Anlaşılacağı üzere, bir davası üzerinde duran her sanatçı dünyanın bir ucundan öbür ucuna gidip gelmeye ve ne yazık ki dışlanmaya, pejoratif terimleri duymaya mahkumdur. Bunun yanı sıra The Servant, Joseph Losey-Harold Pinter üçlemesinin ilk filmidir.

Bu muayenede, bir uşak ve onun efendisi üzerinden sınıf çatışması ele alınacaktır. Bir uşağın nasıl küçük görüldüğü, aslında görünüşün aksine bir evin efendisinin aslında uşağın kendisi olduğunu, efendisinin ise tembel, kendi keyfi dışında başka hiçbir şeyi gözetmeyen bir burjuva kukladan ibaret olduğunu dobra dobra gözlerimizin önüne serilir. Ayrıca İngiliz sınıf sisteminin çöküşüyle İngiliz beyefendi imajının sarsılmasını bu yollarla ele alır.

YENİ BİR EV, YENİ BİR HAYAT

Siyahlı bir adam (Dirk Bogarde), İngiltere’nin şık bir terzisinden çıkar. Bu siyahlı adam, aslında filme adını veren uşaktır. O kıyafetle bile, alışılagelmiş İngiliz beyefendi görüntüsünü yıkar. Zira kendisi yakışıklı değildir, omuzları düşük, avurtları hafif çökmüş, orta boylu ortalama bir İngiliz vatandaşıdır. O terziden çıkan kişinin, alabildiğine geniş omuzlu, güler yüzlü, kutsal bir yakışıklılık bahşedilmiş biri beklenir. İşte, İngiliz beyefendisi stereotipinin yıkılışı bu uşak ile simgeleştirilir

ser1963_bw_neg_ 045
Uşak Barrett ile uyuyan efendi Tony’nin ilk karşılaşması

Bir iş görüşmesi için, boş bir apartman dairesine gider ve balkonda uyuyakalan biri vardır. Başta inşaat işçisi gibi görünse de aslında o boş dairenin sahibidir. Uşak Barrett, uyuyan kişiyi (James Fox) uyandırır ve iş başvurusu için gelmiştir. Evin sahibi çok da umursamaz, birkaç haftaya evin badanasının biteceğini söyler. Günler gelip geçer, Barret evin uşağı olmuştur. Bir yandan badanacıları idare ederken bir yandan da kendi odasına çekilen efendisine bakar.

Uşak, efendisi ve nişanlısı tarafından hor görülse de hakaretleri sineye çekip çalışmaya devam eder. Hatta, efendisi ile sevgilisi samimi anlar yaşarken Barrett onların olduğu odaya girer. Haliyle, efendi Barrett’ı azarlar. Kız arkadaşı da (Wendy Craig), Barrett’ı bir engel olarak görür. Bu ön yargısı aslında alt sınıfın üst sınıfı alt edeceğine dair içten içe duyulan bir kuruntudur. Egemen sınıf hiçbir zaman, hiçbir koşulda kendi tahtından olmak istemez. Kendi üzerine düşen ışığın alt sınıfa kaydırılmasını istemez. Kısacası basit bir kıskançlığın altında bile sınıf çatışmasını görebiliriz.

UŞAĞIN TEHLİKE ÇANLARI

Efendi Tony, bir bakıma karikatürize edilmiş bir beyefendi değil. Her ne kadar da bir ilişkisi olsa, hayatından mutsuzdur. Belli ki, yeni bir eve taşınması yeni bir hayata yelken açması ve önceki hayatından kurtulmak istemesidir. Babasından kalan Brezilya’daki işleriyle bile ilgilenmek istemez. Birbirinden güzel, altın oranlı kadınlar tarafından çevrelenmemektedir. Burjuva hayatından sıkılıp basit hayat romantizmine kapılmıştır. Tek istediği, mütevazi dairesinde sevgilisiyle yaşamaktır. Bunun yanı sıra akşamlarını, görkemli restoranlar yahut kumarhanelerden ziyade mütevazi publarda geçirir.

Hayatındaki değişikliği, kendi antitezi olan Barrett ile yaşayacaktır. Çok da yabancı gelmedi bu konu değil mi? Karakterlerin ismini ortadan kaldırın, ana hatları açısından Dövüş Kulübü‘yle ortaklık arz eder. Şöyle ki, hayatından memnun olmayan biri hayatının seyrini değiştirmek ister. Tam o vakit, kendi antitezi olan biriyle tanışır. İşlerin seyri oldukça değişir.

Konuya döndüğümüzde Uşak Barrett, eve kendi kız kardeşi olduğunu iddia ettiği Vera’yı (Sarah Miles) eve çağırır. Amacı apaçık, Tony’nin egemenliğini kırmak. Pinter ve Losey, şehvetli ve yoldan çıkarıcı kötü kadın tiplemesini kullanmışlar. Barrett’ın işi olduğu bir gün evin efendisi Tony ile Vera baş başa kalır. Bir gecelik ilişki yaşarlar. Tony, bu suretle kendi çöküşünü başlatmış olur: Burjuva sınıfının çöküşü!

ser1963_bw_neg_ 162

                                                                                                  Efendi, çekici Vera tarafından baştan çıkarılıyor

Fakat, asıl darbeyi bunun bir düzmece olduğunu öğrenerek alır. Sevgilisi Susan ile gezinti sonrası, eve adım attıklarında Barrett ile Vera’nın kahkahalarını işitirler. Barrett, odadan çırılçıplak Tony ile Susan’a bakar ve hiçbir şey olmamış gibi odaya girer. İşte burjuva sınıfının saygınlığı, o üzerine methiyeler yazılan İngiliz aristokrasisi ayaklar altına alınır. Haliyle Tony kendini soyutlar, Barrett’ı işten atar. Şu noktayı kaçırmış olacak ki, artık Tony Barrett’sız yapamaz. Kader onları, bir pubda buluşturur ve ikisi de her şeyini kaybetmiş vaziyette aynı evde yeniden oturmaya başlarlar.

 

ÇÖKÜŞÜN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Artık bir uşak-efendi ilişkisinden ziyade efendi-efendi yahut halk arasında arkadaş ilişkisindedirler. Barrett, Tony’nin altbenliğidir bir bakıma. Barrett, Tony’nin bütün pisliğini toplar. Tony, kendi hayal dünyasında oyalanmaya devam eder. Ortalığı dağıtırcasına top oynarlar, birbirilerine hakaret ederler. Gelin görün ki, epeydir görünmeyen Vera karşılarına çıkar.

pdvd_085                                                                                                                Susan (arkada) çaresizce Barrett ile Vera’yı izlerken                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           Vera’nın gelişi, Tony’nin çöküşünü hızlandırır. Haftalar önce neredeyse sevgilisini unutturan kadın, yağmurla dönmüştü. Tony, artık kendi iradesini kaybetmiş bir kukladır adeta. Hayalileri, Barrett ile Vera. Uzun zamandır konuşmadığı, kız arkadaşı Susan’ı eve çağırır ve Barrett’ın misafir ettiği birkaç kadınla karşılaşırlar. Barrett, Susan’ı görünce kucaklamak ister fakat Susan’la dalga geçmek için kucaklar. Susan, Barrett’a tokat atar. Tony, teslim olmuş bir şekilde oturma odasını gösterir. Tony, bu arada sarhoş bir vaziyette, kadınları gösterir. (Kanımca Barrett’ın haremi haline gelmiştir) Tony, kendini kaybeder ve alkolün etkisiyle yerde sürünmeye başlar. Barrett ve kadınlar, Susan’ı çevreler ve psikolojik baskı uygulayarak Susan’ı evden kovarlar. Tony ise ,hiçbir şeye müdahele edemez halde, çöküşün dayanılmaz hafifliği içerisinde gözlerindeki yaşam parıltılarını kaybeder.

servant7-e1323711921466

                                                                                                      Alt sınıf tarafından yenilen burjuva: Tony!

The Servant, bir taraftan işçi sınıfının üst sınıfta yaptığı bir Turan taktiğidir desek yanlış olmaz. İşçi, kalenin içinden fethetmiştir. Düşünüldüğü zaman, bir uşak kolay kolay çakırkeyf davranamaz. Efendisinin karşısında lakayt bir şekilde, çırılçıplak karşısına çıkamaz. Burjuva, şişirilmiş egosundan rahatça sıyrılıp kendini sadeleşme romantizmine kolayca teslim etmez. Burjuvanın yavan hayatının çöküşü, elli üç yıl aradan sonra halen kışkırtıcı üslubunu yitirmemiştir.

Karmaşık bir konunun sade bir üslupla, ışığın gücüyle sinematografinin senaryo ile oyunculuğun dansını kullanarak anlatılması her zaman hoşuma gitmiştir. Karmaşık anlatımdan ziyade sade fakat yoğun bir anlatım çoğunlukla su yüzüne çıkar.

Bir sinemuayenenin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Haftaya yepyeni bir yazıyla karşınızda olacağım.

Sanatın kudreti ve ışığı sizinle olsun…

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti