Sinemuayene: Blade Runner

Enes Altınok, bu sinemuayesinde kült bilimkurgu eseri Blade Runner’a yer verdi.


NOT: Bu sinemuayene, Blade Runner filminin “Final Cut” versiyonunu incelemektedir. 1982 sinema versiyonu dahil olmak üzere, diğer versiyonlar izlenmediği için onlar hakkındaki yorumlar es geçilecektir.

Merhaba Premingerler! Distopyalar, içinde bulunduğumuz vahim durumların önlem alınmazsa daha kötü hale gelebileceğini göstermek için vardır. Her ne kadar 21. yüzyılda yaşasak da hâlâ cinsiyetçiliğin, ayrımcılığın kol gezdiği ve teknolojinin ekosistemi, canlıların yaşam kalitesini sömürdüğü bir zaman diliminde yaşamaktayız. Günlük hayatta hepimizi bunları görmezden gelerek tüketim kültürünün içinde boğularak kendimizi hazlar denizine kaptırıyoruz. Bunun yanı sıra her canlıda olan üstün gelme dürtüsünden midir  bilinmez ama bunların yanında teknolojik tehlikeler varlığını oluşturmaya devam ediyor. İşte bu yüzden bu haftaki sinemuayenemiz, Ridley Scott‘ın 1982‘de çektiği Blade Runner üzerinedir.

Sinemuayeneden önce kısa bir özet gerekirse: Film, 2019’un distopik Los Angeles‘ında insanlara hizmet etmek için üretilen replicant adlı androidlerin başkaldırısından dolayı onları “emekliye ayırmakla” (imha etmek/ing. to retire) yükümlü olan bir Blade Runner’ın dünya dışı kolonilerden kaçan altı replicantın peşine düşmesini ele alır. Daha fazla lafı uzatmadan sinemuayene başlasın!


Teşhis Öncesi

Blade Runner, aslında Amerikan edebiyatının önemli bilimkurgu yazarlarından biri olan Philip K. Dick‘in 1968 yılında kaleme aldığı “Do Androids Dream Of Electric Sheep?” adlı romanından uyarlanmıştır. Ayrıca dilimize ilk kez Damla Işık çevirisiyle 1996’da Kavram Yayınları tarafından kazandırılmış, ikinci çevirisi 2014’te Mehmet Ada Öztekin tarafından yapılmış ve 6:45 Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Kitap ülkemizde Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? adıyla basılmıştır.

Sol: Kavram Yayınları, Sağ: 6:45

Aslına bakılırsa, Blade Runner’a uyarlama demekten ziyade kendi şahsına münhasır bir film demek daha doğru olur. Çünkü film ve kitap, ana fikir ve birkaç karakter ile teması dışında birbirinden epeyce ayrılmaktadır.  Film, romandan edinilen bilgiler, alınan temalarla oluşturulmuş olsa da kendi ayakları üzerinde duran bir film.

Yine de romanın filme alınma serüvenini anlatmakta fayda var. 1977 yılında yapımcı Michael Deeley, romanın film haklarını Philip K. Dick’ten satın alarak yönetmenlik görevini İngiliz yönetmen Ridley Scott’a vermiştir. Akabinde, Hampton Fancher‘ın taslağı Philip K. Dick’e yollanmıştır fakat taslağı okuduktan sonra Dick, beğenmediğini dile getirmiştir. Hatta bir dergide bu taslağın kendi dünyasından ne kadar ırak olduğunu da söylemiştir. Bunun üzerinde senarist David Peoples işe alınmıştır ve Fancher’ın taslağından yola çıkarak yeni bir taslak yazmıştır. Bu taslağı Philip K. Dick’e ulaştırdıklarında, bu sefer memnun kalır. Hatta ölmeden önce hem senaryoyu hem de çekimlerden sonra kendisine gösterilen 20 dakikalık kaba kurguyu izledikten sonra hayranlığını 1982 yılında film gösterime girmeden önce dile getirmiştir.

Fakat finansman henüz bulunamamıştır. 1980 yılında Filmways‘le anlaşılsa da, projeden geri çekilmiş ve bu yüzden The Ladd Company, Hong Kong’lu yapımcı Run Shaw Shaw ve Tandem Productions ile anlaşmıştır. Böylece filmin para kaynağı bulunmuş olunur. Filmin oyuncu kadrosuna gelinecek olunursa, başta Dustin Hoffman, Jack Nicholson, Burt Reynolds, Al Pacino gibi oyuncular düşünülse de başrol Harrison Ford‘a verilmiştir. Diğer rollerde de Rutger Hauer (Roy Batty karakterini canlandırıyor ki bu rol için ilk ve tek düşünülen kişidir), Sean Young (Rachael), Daryl Hannah (Pris), James Edward Olmos (Gaff) gibi oyuncular görülmektedir. Filmin müziği ise Vangelis tarafından bestelenmiştir ve bilimkurgu ile sinema tarihi açısından hafızalara kazınan bir film müziğine imza attığını söylemek gerekir.


Tehlikeli Günler

Film, “Replicant” kelimesinin tanımıyla ve 2019 Los Angeles’ının tasvir yazılarıyla başlar. Replicantlar, dünya dışı kolonilerde insanlara hem hizmet etmesi için tasarlanmış fakat dünyada kullanımı yasak olan, yapay varlıklardır. Çıplak gözle bakılınca insanlardan ayırt edilemedikleri için Voight-Kampff Testi yapılmaktadır. İşte, tanımdan sonra Los Angeles’ın karanlık semalarında sanayi bacalarından püsküren alevlerin yansıması mavi bir gözde görüntülenmektedir. Bu sahneden sonra orta yaşlı bir adam, ismi Leon, bir büroya getirilir. Karşısında Dedektif Holden vardır. Dedektif, onu bu teste tabii tutmuştur. Holden önce bir adres ismi sorar. Leon, orayı bildiğini hemen söyler. Holden şaşırır. Leon, orada ikamet ettiğini bildirir. Sonra, çölde bir tosbağayla ne yapacağı sorulur. Leon, tosbağanın ne olduğunu bilmediğini söyler. Holden, ona kaplumbağayla aynı şey olduğunu söyler. Leon soruları saçma bulur. Akabinde Holden, Leon’a annesiyle ilgili bir soru sorar. Leon, “Anne?” der şaşkın bir ifadeyle, sonra Holden’ı elinde sakladığı tabancayla vurur. Leon bir replicanttır!

Akabinde, Los Angeles şehri görüntülenir. Neon ışıklarıyla kaplanmış, toplumu tüketime sevk edecek şekilde hazırlanmış özendirici reklamlar ve uçan arabaların altında Rick Deckard gazetesini okuduktan sonra bir noodlecıda yemeğini yer. Tam o sırada arkasında Gaff belirir ve polis merkezine gitmeleri gerektiğini belirtir. Uçan arabayla polis merkezine giderler. Polis merkezinde Komiser Bryant ile karşılaşırlar. Bryant, Deckard’ı emeklilikten vazgeçmeye ikna etmeye çalışır. İkili konuşurken Gaff, masaya origami bırakır. Başta Deckard çekimser davransa da sonrasında kendisine anlatılan olaydan dolayı ikna olur. Altı replicant, dünya dışı bir koloniden bir uzay gemisiyle kaçmıştır. Uzay gemisinde birkaç yolcuyu öldürmüşlerdir ve Los Angeles’ta kayıplara karışmışlardır. Kurbanlarından biri de Dedektif Holden’dır. Deckard’dan istenense bu replicantları “emekliye” ayırmasıdır ama önce izlerini bulmak gerekmektedir.

Bu yüzden soluğu replicantların üretimini üstlenen Tyrell Corporation’ın sahibi Eldon Tyrell’ın yanında alır. Tyrell, amaçlarının insanlara hizmet eden ve insandan daha insan olan yapay varlıklar üretmek olduğunu belirtir. O sırada içeriden Rachael gelir. Tyrell, Deckard’a Rachael ile test yapmasını söyler. Rachael teste tabii tutulur ve Deckard, onun bir replicant olduğunu anlar. Tyrell’e durumu bildirdiği zaman, Tyrell Deckard’a standart soru sayısını sorar. Deckard, 20-30 arasında değiştiğini söyler. Tyrell de Deckard’ın Rachael’e 100’den fazla soru sorduğunu söyler.

Rachael’ın mevcut Nexus-6 androidlerden daha üstün olduğunu belirtir çünkü Rachael, kendisini insan zannetmektedir ve Tyrell, bu zannın da aslında kendi öz yeğenine ait olan anıları Rachael’ın belleğine kaydettiğini, böylelikle replicantların anılara tutunabildiklerini belirtir. Tyrell ile görüşmesinden sonra Deckard, Holden’ı öldüren Leon’un kaldığı otele gider. Otel odasının banyosuna gider ve küvette bir pul parçası bulur. Ardından çekmeceleri karıştırıp polaroid fotoğraflardan birini alır.


“Keşke Gördüklerimi Benim Gözlerimle Görebilsen…”

Los Angeles’ta o sıralarda izlerini kaybettiren altı replicantın elebaşı Roy Batty, Leon ile buluşur. Bir laboratuvara girerler ve orada replicantların gözlerini tasarlayan bir bilim adamını sorguya çekerler, çünkü Roy’un süresi dolmak üzeredir. Dört yaşındadır ve ölmek üzeredir, bu yüzden bilim adamı Roy’u Tyrell’e yönlendirir. Roy da ona “Keşke gördüklerimi benim gözlerimle görebilsen,” der.

Aynı saatlerde Rachael, Deckard’ın evine gider. Rachael’in yardıma ihtiyacı vardır çünkü kendi varoluşuyla ilgili şüpheleri vardır. Yanında bir fotoğraf vardır. “Annesiyle” olan fotoğrafını Deckard’a gösterir. Deckard, Rachael’a bir replicant olduğunu söyler. Rachael’in bir gözünden yaş süzülür. Deckard, bunu görünce kötü bir şaka yaptığını söyleyerek Rachael’ı yatıştırmaya çalışır. Rachael evden çıkar.

Los Angeles sokaklarında kaçak replicantlardan biri olan Pris bir binanın çöplüğüne gizlenirken görünür. Binaya doğru ilerleyen J.F. Sebastian’ın önüne çıkar, evi olmadığını kalacak bir yere ihtiyacı olduğunu belirtir ve Sebastian’ın evine doğru çıkarlar.


Emekliye Ayırmak ya da İmha Etmek

Deckard, evindeki piyanonun etrafına bulguladığı fotoğraflarladır. Piyano çalarken bir düş görür. Düşünde polaroid fotoğrafı bilgisayarına yükler. Bilgisayar ekranına sesli komutlarla çeşitli odaların bölümlerine yaklaşmasını ister. Odalardan birinde baygın vaziyette yatan kadının üstündeki pullara yakınlaştırır ve yakınlaştırılan pullardan birinin fotoğrafını bastırır. Şehre çıktığında bu fotoğraftaki pulu soruşturur ve replicant bir yılana ait olduğunu öğrenir. Bunun üzerine bir bara gider, barda çalışan striptiz bir kadının üstünde gezinen yılanı görür. Kadının replicant olduğundan şüphelenir ve gizlice kadının peşinden gider. Elinde bir gazeteyle kadını izlerken, gazeteyi yüzünden çeker ve Sanatçılar Derneği‘nden gelen bir görevli olarak tanıtır kendini kadına. Kadın kendini “Zhora” olarak tanıtır fakat konuşmalar ilerleyince Zhora da karşısındakinin bir “Blade Runner” olduğunu fark ederek Deckard’ı boğmaya çalışır. Kapışmadan sonra, Deckard yere serilir ve Zhora kaçar. Deckard da, peşinden koşar ve uzak mesafeden Zhora’yı vurur.

Image result for zhora deckard

Olay mahalinde Komiser Bryant ve Gaff de bulunmaktadır. Deckard’ın yanına gelirler. Rachael’ın replicant olduğundan haberdardırlar ve onun da “emekliye ayrılmasını” istemektedirler. Deckard cevap vermez. Akabinde Leon, Deckard ile karşılaşır ve onu öldürmeye çalışır fakat Rachael tarafından ateş edilir, emekliye ayırır. Rachael ile Deckard, eve gelirler. Rachael, imha edilmek istenmesinin farkındadır fakat Deckard ile birbirlerine aşık olmuşlardır. Seviştikten sonra Deckard’a Voight-Kampff testini geçip geçmediğini sorar. Deckard cevap vermez. Neticede geceyi birlikte geçirirler.


Ölümden Özgürlüğe Doğru

Roy da Pris’in izini bulmuş ve Sebastian’ın evine gelmiştir. Sebastian, 25 yaşında olsa da hastalığından dolayı cildi çökmüş ve ömrü kısalmıştır. Geçimini replicant tasarlamakla sağlamaktadır ve sosyal hayatı bulunmadığı için evinde kendisi için yaptığı replicantlarla yaşamaktadır. Roy ile Pris’e onları göstermektedir. Ayrıca ikisinin hangi model olduğunu sorar. Nexus-6 modelleri olduklarını söylerler. Roy da bir makineden ibaret olmadıklarını, ete kemiğe bürünen varlıklar olduklarını söyler. Pris de bunu kanıtlamak için Sebastian’a sarılır ve Descartes’ın “Düşünüyorum, o halde varım,” sözünü söyler ve evin içinde takla atar, yumurta kaynatma cihazının içindeki kaynayan suyun içinden de eli zarar görmeden yumurtayı alır.

Nihayetinde de Sebastian’dan yardım isterler, Tyrell’e götürmelerini rica ederler. Roy ile Sebastian, Eldon Tyrell’in yanına gider. Tyrell, Roy’u görür. Sorunun ne olduğunu sorar. Roy da “Ölüm,” der. Tyrell, ölümün kendi elinde olmadığını söyler. Zamanında replicantların ömürlerini uzatmak için genetik kodlarında modifikasyonlar yaptıklarından fakat deneyin başarısızlıkla sonuçlandığını belirtir. Roy, şüpheli hareketler yaptığından ve eylemlerinden bahseder. Tyrell de Roy’un harika şeyler yaptığından bahseder. Roy, Tyrell’e gülümser. Tyrell’le öpüşür ve Tyrell’in kafasından tutarak başparmaklarını Tyrell’in gözlerine geçirir, onu öldürür.

Image result for roy deckard

Deckard, Roy ve Pris’in izini sürer. Sebastian’ın evine arabasıyla gelir. Eve geldiğinde görünüşte sadece heykel vaziyetinde duran replicantlar vardır. Tam o sırada aralarında saklanan Pris, Deckard’a saldırır. Aralarındaki kapışmadan sonra Pris’i tabancasıyla öldürür. Roy, Pris’in bedeniyle karşılaşır. Bunun üstüne Deckard’la dövüşür. Onun parmaklarını kırar ve duvardan duvara çarpar. Deckard, Roy’dan kaçar. Binanın dış cephesine çıkmadan önce kırılan parmaklarını düzeltmeye çalışır, sonra çıkar. Roy, binada eline çiviyi saplar. Yaralı haldedir ikisi de. Deckard tırmanırken, Roy eline bir güvencin alır ve  karşı binaya sıçrar. Deckard da tam sıçrayacakken eli kayar ve binanın kenarına tutunur. Elleri daha fazla dayanamaz, tam düşerken Roy onu bileğinden tutar ve binanın teras zeminine çıkarır.

Deckard, şaşkınlıkla yaralı Roy’a bakar. Saldırmasını beklerken, Roy elindeki güvercinle çömelir ve şu sözleri söyler: “Siz insanların inanmadığı şeyleri gördüm, Orion kıyısında alevler içindeki saldırı gemilerini. Tannhauser Kapısı’nda karanlıkta parıldayan deniz hüzmelerini izledim ve tüm bu anlar zaman içinde yok olacak, yağmurdaki gözyaşları gibi. Artık ölme vakti geldi.” Böylece Roy, ölür ve elindeki güvercin havalanarak göğe uçar. Deckard, ona karşı merhamet duyarak gözünden ufak bir yaş akar.

Akabinde uçan arabayla Gaff gelir ve bir “insanın işini bitirdiğinden” söz eder. Deckard onaylar ve Gaff “Onun çok yaşayamayacak olması çok kötü ama kim o kadar uzun yaşar ki?” diyerek uzaklaşır. Deckard, Rachael’ı almak üzere kendi evine gider çünkü Rachael’ı öldürmemiştir ve polislerin, Deckard’la Rachael’ın peşine düşme ihtimalleri vardır. Deckard ve Rachael evden çıkarken, Rachael’ın ayağına bir tek boynuzlu at origamisi takılır. Deckard, origamiyi eline alır. Rüyasındaki origamiyle bağlantılandırır, Gaff’in söyledikleri kulaklarında yankılanır fakat zaman işlediği için apar topar Rachael’la asansöre biner.


İnsan Olmak Nedir?

Blade Runner’ın içinde barındırdığı birçok tema, alt metin olmasına rağmen bu sinemuayenede sadece varoluş kavramı ele alınacaktır. Aslında bakılırsa birçok seyirci ve eleştirmen Final Cut versiyonunun çıktığı 2007 yılından beri Deckard karakterinin replicant olup olmadığını sorguluyor. Belli bir kesim Deckard’ın insan, belli bir kesim de replicant olduğunu düşünüyor. Öbür taraftan, hem Ford ve hem Ridley Scott farklı düşüncelere sahip olsalar da filmin irdelemek istediği Deckard’ın insan olup olmadığı değil.

Asıl konu insan olmanın ne olduğu ve bir insan ile replicant arasındaki farkın görünmez hale gelmesidir. Film boyunca kademe kademe insansılığını yitiren bir dedektifle insansı duygular kazanıp insanlaşan replicantların arasındaki farkın bulanıklaşması söz konusudur. Zira filmin dünyası paralel bir gerçekliğin 2019’unda, teknolojiden, nükleer savaştan ve açgözlü sermaye sahiplerinden nasibini almış, çökmüş bir dünyadır. İnsanlar, bu haşin koşullar içerisinde mutluluklarını yitirmekle beraber hayatların replicantların da girmesiyle birlikte varoluş krizine girerler. Replicantlar da kendi efendilerinden özerkliklerini kazanmak için de şefkati, sevgiyi, sahiplenme duygularını öğrenerek insanlaşmaya çabalarlar.

Deckard, Rachael’a aşık olana ve Roy’un ölümüne kadar insancıl duygularından neredeyse yoksunken; Rachael, zihnine yerleştirilen anılardan dolayı kendisinin insan olduğunu zanneder ve replicant olduğunu öğrenince göz yaşları dökmeye başlar. Deckard’la birlikte aşk duygusunu yaşar, kendi varoluşunu irdeler. Roy Batty ise, kendi replicant tabiatından sıyrılıp tam anlamıyla insan olmak ister. Önce sorularla başlar, ardından “babası” olan üreticisi Tyrell’i öldürerek özgürlüğüne ilk kapıyı açar, sonrasında da Pris’in ölümüne duyduğu acı duygusu ve kendi ölümü sırasında hiçbir insanın gösteremeyeceği olgunlukla kurduğu sözlerle insanlaşma çabası görülmektedir.


Gözler Kalbin ve Anıların Aynasıdır

Bunun yanı sıra gözlerin film içerisinde tekrarlanan önemli motiflerden biri olduğundan bahsedebiliriz. “Gözler kalbin aynasıdır,” sözü bu filme cuk oturuyor çünkü film bizi bir gözün yakın plan çekimiyle karşılar. Gözün irisinde alevler yansımaktadır ve bu göz, Tyrell Binası’ndan şehri izlemektedir. Aslında bu dolardaki, Barış Özcan’ın* da işaret ettiği üzere, Illuminati simgesi olan “Tanrının Gözü”nün temsilidir, kalbi ve ruhu da görebilen bir gözdür. Bir yandan da Tyrell’in filmin dünyasını inşa etmesini ve kendi sığınaklı piramidinden altında dumanlar içinde yaşayan insanlarla replicantları izlemesini de simgeler. Ayrıca, gözler bir yol göstericidir. Roy’un gözleri tasarlayan bilim adamı Chew’a “Keşke görebildiklerimi benim gözlerimle görebilsen,” demesi de hem ironiktir hem de manidardır çünkü gözlerini tasarlayan kişi Chew’un ta kendisidir ve kendi gözlerinin tasarımcısı, Roy’a efendisine olan yolu gösterir.

Related image      Image result for blade runner photographs

Ayrıca göz ve fotoğraf ilişkisi de önemlidir çünkü replicantlar ellerindeki polaroid fotoğraflarla anılarını ilişkilendirirler. Anıların gerçekmişlik duygusu da fotoğraflara bakmakla sağlanır. Zira La Jetée S-sinemuayenesinde de bildirdiğim üzere insanlar anılarını kendi kendine değil, çoğunlukla fotoğraflara bakarak hatırlarlar. Böylelikle gözler, replicantları ele verir. Yapay anılar ve film boyunca gözlerindeki kırmızı parıltılarla


Sonuç

Blade Runner, salt bir cyberpunk bilimkurgu filmi olmaktan ziyade hem tüketim kültürünün getirebileceği distopik sonuçları hem de insan olmanın ne olduğunu durmaksızın sorgulayan ufuk açıcı, sinema tarihi açısından da (her ne kadar değeri 1993 yılında çıkan “Yönetmen Kurgusu”yla anlaşılsa da) önemli yere sahip kışkırtıcı bir bilimkurgu filmidir.


* Barış Özcan – Blade Runner Film Analizi

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti