Sevgili Dünya

Sevgili Dünya,

Kulpu kırıldığında dahi fincanları bile atmayan insandım ben. Vazgeçer miydim sence kolay kolay? Gideceğim diye diye yollar eskitmişim. Ayakkabılar eskitmem o kadar mühim değildi yani. Yeni şehirler görüyordum ve görecektim tam gaz, son sürat. Göremez olursam da zihnimde kurardım muhakkak. Biliyorum bunu. Büyük hazinelerim de yoktu zaten. Sayfaları sararmış kitaplar biriktiriyordum ama saymıyordum onları. Zira bir avuç insan dışında onlara ışıldayan gözlerle bakan kimse yoktu.

Bir de bulutlarım vardı ki, onları ilk kez sana söylüyorum, kıymetini bilesin. İlk gördüğüm günden bu yana düşe kalka sürükleniyordum peşlerinde. Yürüdükçe takip eden ay gibi değildi. Ya da yaklaşamasın diye parlayan güneş gibi. Bulutların kendi yolu vardı ve her türlü yoldaşa açıktı. Biliyordum ve biliyordun ki onların da göreceği daha birçok memleket kalmıştı. Bu yüzdendi peşlerine düşüşüm.

Sevgili Dünya,

Çok kelimem vardı. Hikayeler biriktiriyordum bir de. Seviyordum onları, başlarını okşuyordum her aklıma düşüşlerinde. Ne çok şey yazmışlardı ben doğmadan önce. Bazen bir kitap okurken sinirlenip kapağını kapattığım bile oluyordu. O cümleyi benden evvel nasıl yazabilir diye. Böylesine içselleştirdiğim kitapları okuyan herkesi ve hatta bazen aynı dizeyi okuduğunda aynı hissettiğim herkesi kendimden bir parça zannettiğim zamanlarda olduğu gibi yarım kalmış çocukluklara aldanıp masalların gerçek olabileceğine inanıyordum.

Sevgili Dünya,

Seninle bir anlaşma yapmıştık. Tanımadıklarının büyüsüne kapılan insanlardan olmayacaktım. Ve fethedilen her kalenin, her insanın, her şehrin ve hatta her sokağın büyüsünü yitirdiğine şahit olmamalıydım.

Ancak şartlar eşit değil. İnsanın en büyük ihaneti kendineymiş meğer. Nitekim insanın garipsediği her şeye bir biçimde aşina olması, reddettiği her şeyin bir biçimde bağımlısı olması ve tanımadığı her şeyin bir biçimde ardından koşması bundandı.

Bihaberdim oysa tüm bunlardan. Bunu bir şehri bir çantaya sığdırabildiğimi fark ettiğim gün anladım. Boyundan büyük, okkalı laflara da gerek yokmuş. Çünkü yazılmış birçok cümlenin aksine aynı harflerin yerlerini değiştirerek yeni cümleler kurabilirmiş insan. Yaşamak için yarım bardak suya muhtaç olan çiçeklere tutunmak isteyişim ise tüm bu büyülerden uzak kalmaya çalışmamdan.

Ve sevgili Dünya,

Tanıdıkça büyüsünü yitiren her şeyin yarattığı hayal kırıklığı, bir kaktüsün kendini saksı çiçeği hissetmek için uğraşması kadar yorucuydu. Tüm bu yorgunluğa rağmen vazgeçmekten korkuyordum. Çok değil. Böyle iki kolumu açtığımda sığacak kadardı. E tabi kollarımla birlikte korkularımda büyümeye devam ediyordu.

Gökyüzünü ise günün doğduğunu mu yoksa battığını mı anlayamadığımız anlarda daha çok seviyordum.İşte, tam da bu halindeyken. Gökyüzüne baktığında yalnızca karartı ve sarıyla el ele tutuşmuş bir mavilik çaptığında gözüne görebildiğin en uzak noktaya bak. Ufuk çizgisi değil yahu. Ondan da öteye. Vazgeçmezdim ben kolay kolay. Ama vazgeçtim işte. Oraya gidiyorum ben. Varacağımdan değil de, gidiyorum işte.  Ve şairin de dediği gibi;

‘’ Bu sakinliğim tüm yolların bir yere çıkmasından.‘’

Bunu da biliyordum.

Yazar Hakkında

Feyza Bengül

Kaybolduğu yerlerde kendini arayan biri. Bkz. Mendel ile Marquez'in kardeş olduğu dünya.*

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti