Sen Erkek Adamsın Oğlum Pısırık Olma!

NOT: Burada “siz” zamiri gerçek bir kişinin yerine kullanılmamıştır. Burada verilen örnekler, olası durumlarda karşılaşılabilecek örneklerdir. Örnekler spesifik bir gerçeğe dayanmamaktadır. Bireysel acı bir gerçektir ama toplumsal olarak bir hayal ürünüdür. 

Merhaba Premingerler,

Bu sefer bir Sinemuayene yazısından ziyade sıkıcı bir meseleyle karşınızdayım. Başlığa da aldanmayın, zira nasıl kız tavlanır ya da nasıl maço olunur gibi soruların cevabı yok. Bunun dışında bilimsel bir makale de değil, yazdığım sadece ufak bir toplum eleştirisi ya da topluma açık bir mektup gibi de düşünebilirsiniz.

Ataerkil toplum sadece tek bir cinsiyetten ziyade iki cinsiyeti de olumsuz etkiliyor. Burada kadınlara olan olumsuz etkilerden ziyade erkeklerin üzerindeki yükten bahsedeceğim. Düşünün, bir erkek olarak dünyaya geliyorsunuz. Dünyaya gelirken de kimse size, ataerkil bir dünyada doğacağınızı söylemiyor.

İlkokulda birçok kişiden çelimsizsiniz, okulda bir kişi dışında çoğunlukla karşı apartmanda oturan kız çocuklarıyla oynuyorsunuz. Demeye başlıyorlar:” Neden kızlarla oynuyorsun, kız mısın sen?” Siz tabi afallıyorsunuz, taş çatlasa sekiz yaşındasınız ve en kötüsü kendinizi savunamıyorsunuz. Basketbol kursunda topu iyi sektiremediğiniz için size “Topu daha iyi sektir.” yerine “Kız gibi oynama!”, deniyor.

Sınıfta sessiz kaldığınızdan, erkeklerle takılmadığınızdan sizi ne yazık ki kadınlık üzerinden güçsüzlükle itham ediyorlar. Sinirleniyorsunuz, sizi sinirlendirenleri elinizle itiyorsunuz. Kavga edemediğinizden rezil oluyorsunuz. Annenizle paylaşıyorsunuz, okula geliyor fakat öğretmenler “Çocuk sorununu kendisi çözmesi gerekiyor.” diyor. Pardon da biz mi göremedik çözümü uygulayabileceğimiz doğru bir zamanı?  Kendinizden emin olmadığınız için aileniz size “Sümsük sümsük yürüme!”, diyebiliyor. Kendinize küçük yaştan beri değer veremiyorsunuz. Sonra sizi bu sefer de eşcinsellik üzerinden zayıf olmakla itham ediyorlar. Yıllar geçiyor, insan olmamakla yahut %25 erkeksin, gibi oldukça homofobik ve cinsiyetçi yaklaşımlara maruz kalıyorsunuz. Çevrenizdekilerle bu durumu paylaşmak durumunda kalıyorsunuz çünkü baştan kanatlarınız kırılmış durumda, bir çare arıyorsunuz fakat tek söyledikleri şey “Erkek adam olacaksın, takılma sen.”, “Seni dövüyorlarsa sen de döv.” oluyor.

Ergenliktesiniz. Cinsel muhabbetler tavan yapıyor. Sınıfın çekingenisiniz. Sadece derslerinizin başarılarından dolayı ciddiye alınıyorsunuz. Size yaklaşıp: “Anneni görünce…” ya da mahremiyetinizi taciz edecek sorular soruyorlar. Bunları cevaplamayınca da sizi sınıfın önünde küçük düşürüp yaşıtlarınızın alay konusu haline getiriyorlar. Bu konuları konuşmadığınız için yine erkek olmamakla suçlanıyorsunuz ve yine aynı homofobik, cinsiyetçi tavırlara maruz kalıyorsunuz.

Öfkenizi,  acınızı ağlamakla dışa vurduğunuz için ve kendi olumsuzluklarınızla barışık olduğunuz için size “güçsüz” diyorlar ve gene “Erkek adam böyle yapmaz.” laflarıyla geliniyor. Yaş olmuş 18, kendi varlığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. On sekiz yıl boyunca herkes gibi yemeğinizi yiyor, su içiyorsunuz, uyuyorsunuz, kitap okuyup sinemaya gidiyorsunuz ya da arkadaşlarınızla vakit geçiriyorsunuz. Sadece hassas ve kırılgan bir yapıda olduğunuz için cinsiyetinizin sözüm ona “toplumsal kuralları”na uymadığınız (!) için hedef tahtası haline gelmiş oluyorsunuz. Bunun dışında birçok platonik aşk yaşadığınız ve “erkek modeli”ne uymadığınız için karşı cinsten çekinir hale geliyorsunuz.

Ötekileştirmeden dolayı cinselliğinizi de keşfedemiyorsunuz. Sürekli denetleniyormuşçasına hislere kapılıyorsunuz. Üniversiteye gidiyorsunuz, aslında sizde bu açıdan bir sorun olmadığını görüyorsunuz. Cinsiyetçilik, cinsiyet eşitliği, cinsel kimlikler hakkında bilgi ediniyorsunuz fakat aynı muameleye üniversite kantinlerinde de maruz kalıyorsunuz.

Eve gittiğinizde yaş olmuş 20, “Erkek adam ev işlerini bilmeli.”, “Aile kurduğun zaman birçok sorumluluğa sahip olacaksın.” ya da askerlik muhabbetleri yahut ileride nafakanın olması ve daha bir sürü konular sizin üzerinize piramit boyutunda şimdiden yığılmış olduğunu görüyorsunuz. Siz kendinize halbuki bunlardan arınmış bir hayat düşlüyorsunuz. Kendi evinizde yaşadığınız, eşitliğin olduğu bir ilişki ve mümkün mertebe küçüklüğünüzden bugüne kadar “erkeklik” üzerinden yaşadığınız ötekileştirmeden arınmak ve hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir hayatı düşlüyorsunuz.

Ayrıca toplumumuzda ne yazık ki erkekseniz korunması değil sadece koruması gereken taraf olarak görülüyorsunuz. Halbuki her bireyin hem koruma hem de korunma hakkı olmalı. Duygu seline kapıldığınızda hor görülmemelisiniz. İnsan değil miyiz hepimiz? Ne önemi var erkek veya kadın olmanın duyguları sahici yaşamak varken, işimize gücümüze bakıp toplum barışını korumak varken?

Tüm bunları yazarken yine şu sözler duyulacak: “Sen Erkek Adamsın Oğlum Pısırık Olma!” Varsın densin artık. Erkek olmak sadece koruması gereken, sert, kavga eden, duygularını belli etmeye hakkı olmayan, ilişkinin yegane lokomotifi olan, cinsellikle kafayı bozmuş, yaşı geldiğinde askere giden, her durumda güçlü olması gerektiği yönünde psikolojik baskıya maruz kalan bir nitelikse, istemem erkeklik eksik olsun! Eksik olsun eril tahakküm! Eksik olsun homofobi ve seksizm!

Maskulenliğin yeterlilik/güç göstergesi gibi görülmediği, homofobinin iki cinsiyetten de uzak durduğu ve kimsenin “Erkek adamsın, pısırık olma. Adam ol!”, demediği günler diliyorum.

 

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti