Samsara (Görsel) Bir Afyon Mu?*

Bir belgesel mi? Bilmem, belki olabilir. Bir film mi? Bunun hakkında düşündüm ve bir karara vardım: Hayır bir film değil. Filmden öte bir şey: Samsara. Bir yolculuk. Nasıl bir yolculuk peki? Düşsel, zihinsel, soyut, cezbedici, bir anlamlar heyülası ve söylemek istediğiniz daha binlercesi.


Filmin resmi internet sitesinde dendiğine göre: ‘’Ne geleneksel bir belgesel ne de bir seyahatname. Samsara sözsüz, rehberli bir meditasyon şeklidir. Film güçlü görüntüleri sayesinde insanlık ve yaşam döngüsünü, gezegenin ritmini gösterir ve insanla doğa arasındaki bağları aydınlatır.’’

05_mursi

Her şeyden önce ‘’Samsara’’ nedir? Sanskrit dillerin modern versiyonunda ‘dünya, doğanın sonsuz döngüsü’ anlamında kullanılıyor. Öyle değil mi sizce de? Doğa bir sonsuz döngü ve kendini yinelemekten ibaret değil mi? Kubrick, 2001: A Space Odyssey’de bunu anlatmak istemedi mi?

Beş yıllık bir süre zarfında, beş kıtada ve yirmi beş ülkede yapımı tamamlanan bir belgesel-film / düş yolculuğu’ndan bahsediyorum. Yani Ron Fricke’in yönetmenliğini, Mark Magidson’un yapımcılığını üstlendiği  Samsara’dan. 70 mm film formatında çekilip dijital ortama aktarılmıştır. Türkiye’de de gösterime girmiştir.

Ruhaniyet ve Tüketim

Görsel şölen, Budizmin hakim olduğu topraklarda başlıyor. Kum taneleriyle yaklaşık 10 kişinin oluşturduğu ekip, ‘’Mandala’’ meditatif boyama sanatını gerçekleştirmekteler. Kısacası hızla akıp gittiğine inandığımız bu tüketim çılgınlığında sabırlarını sınama peşindeler. Bu müthiş hazırlık devam ededursun  ‘’tanrısal’’ bakış açılı kamera bizleri Katrina kasırgasının sonrasına götürüyor. Harap olmuş kütüphaneler, evler; üzerine çatı düşmüş arabalar vb. İşte doğa bir kez daha bize üstünlüğünü kanıtlıyor. Yönetmen acizliğimizi bizlere öyle güzel sunuyor ki; kendimize mi acısak yoksa bu görsel şölenin etkisine tüm benliğimizi kaptırmaya mı devam etsek çelişkisine düşüyoruz. Tüm bu acizlik – üstün görsel keyif kontrastında ilerlerken birden Angola – Namibya sınırında buluyoruz kendimizi. Epupa şelaleleri tüm ihtişamıyla karşımızda. İşte yine doğa ve sonsuzluk hissi…

05

Film ilerledikçe ihtişam kaybolmaya; yerini başka şeylere bırakmaya başlıyor. Peki ne bu ‘şeyler’? Hiç yabancı değil merak etmeyin. İnsanoğlu denen şeyler bu ‘şeyler’. Kadraja tüketim, cansız mankenler, seri üretime dönüşen tavuklar, inekler, domuzlar ve onlara çok benzeyen fabrika çalışanları; tüm bu üretimin homini gırtlak tüketicisi olan bizler giriyoruz. Emsalsiz çılgınlığımızın sonucunu tabii ki doktorlarda nice çareler arayarak ödemeye başlıyoruz.

maxresdefault

Film ya da şöyle diyelim Ron Fricke bu insan-doğa çatışmasını peki nereye doğru götürmeye başlıyor? Ron Fricke bu tüketim çılgınlığının çaresini ruhsallıkta, maneviyatta en açık anlamda da gördüğüm kadarıyla din kavramında buluyor. İşte burada da üst başlığımın sebebi ortaya çıkıyor. Ron Fricke gerçekten de bu çareyi bizlere verebildi mi? Tüketim talepkarlığımızdaki çizdiği harika kompozisyonları çözüm ararken de etkili kullandı mı? Aslında bize görsellerle ve etnik harika müziklerle sadece ‘’görsel bir afyon’’ mu sundu? Yani hayatın hangi iki yönünde olmamız gerektiğinin cevabını verdi mi? Bu sorular hala beynimi kurcalamaya devam ediyor.

*’Görsel bir afyon’ teşbihini okumaktan çok zevk aldığım bir yazıdan aldım. Yazarıyla aynı soruların içine düşmüşüz. Kendisini de güzel yazısından ötürü tebrik ediyorum ve sizlere linkini sunuyorum: http://eksisinema.com/samsara-2012-butunluk-mu-kaos-mu/

– Burada da yapımın resmi sitesi var: http://www.barakasamsara.com/

 

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti