Bir Çelişkiler Yumağı: Raşomon – Bir Sinemuayene Yazısı

VENEDİK ASLANI’NI YENEN BİR JAPON: TEŞHİS ÖNCESİ

Japon sinemasının, Venedik Aslanı’nı yenerek dünyayı fethetmesini sağlayan film olarak tanınır. Aslında pek tabi ki de, Japon sineması önceden de varlığını sürdürüyordu fakat 1950 öncesindeki Japonya’yı ele alacak olursak hem siyasal açıdan hem de kültürel açıdan birçok zorlukla boğuştuğu için ulusal sinema, sadece Kore’nin yanındaki küçük adada sınırlı kalmıştı. Ayrıca filmin kendisi, bir terime de ismini vererek bilimsel sahalarda da sıkça yer bulmuştur.

GERÇEK ACABA BİRİCİK MİDİR?

Bu haftaki sinemuayene, Akira Kurosawa’nın 1950 yapımı “Rashomon” üzerinedir. Kaba taslak özetleyecek olunursa, orandan geçen samuray ve karısının bir haydut tarafından saldırıya uğrayıp samurayın karısına tecavüz edip, samurayı öldürmesi işlenir. İş keşke bununla sınırlı kalsa… Filmin ana zamanı, olaydan sonra 11. yüzyılın Japonyası’nın bir kasaba kapısında geçen zamandır.

Kapıda oturan oduncu ve rahip ormanda yaşanan tecavüz vakası için çağrıldıkları davayı değerlendirirler. Oduncu (Takashi Shimura) yaşananlardan derinden etkilenmiştir ki, filmi “Anlamıyorum”, sözüyle açar. Peki anlamadığı konu/konular nedir? İnsanlığın yozlaşması, bencilliğin nüksetmesidir. Yanlarındaki bir vatandaşa, o günkü cinayet ile tecavüz vakasından bahsederler. Yaşlı oduncu, kılıç saplanmış kurban ile kurbanın eşinin yere düşen şapkasını gördüğünü söyler. Rahip de samuray ve eşini, cinayet olmadan hemen önce görmüştür. Bu yüzden  duruşmaya çağrılmışlardır. Duruşmada katil haydut da (Toshiro Mifune)  görülür.

Haydutun İfadesi

Haydut, ifadesini veriyor.

Hayduta göre, yoldan geçerken samuray ve onun karısını görür. Eşinden oldukça etkilenir. Derhal onların yanına koşar. Samurayın karısını elinden tutarak sürükler. Kadın çırpınır fakat haydutun öpücüğü ile kendinden geçer.                     Haliyle, kadının tecavüzden sonra kendisine aşık olduğunu iddia eder.                                                                                             Kadın,hayduttan kocasını öldürmesini ister. Bunun üzerine haydut, samurayı çetrefilli bir çatışmanın ardından kılıcıyla öldürür; fakat hakim, hayduta orada duran çakıyı sorunca olayları fazla net hatırlamadığını belirtir.

Samurayın Karısının İfadesi

Olayın etkisinden kurtulamayan samurayın karısı

Sıra samurayın karısına gelince, haydutun kendisini tecavüz ettikten sonra kendisini serbest bıraktığını ve elindeki çakıyla kocasını iplerden kurtarır; fakat kocasının yüzüne bakınca kocasının nefret dolu yüz ifadesiyle karşılaşır ve buna dayanamayan kadın fenalık geçirerek bayılır. Uyandığında ise kocasının öldüğünü ve samurayın olay yerini terk ettiğini bildirir.

Samurayın İfadesi

Ölmüş samurayı temsilen medyum, ifadesini verir

Samuray,daha doğrusu ruhu, kendi ifadesini bir medyum vasıtasıyla verir. Ona göre, haydut karısını tecavüz ettikten sonra kendisiyle gelmesini söyler. Karısı da bu teklifi onaylar. Karısı, hayduttan kocasını öldürmesini ister. Haydut büyük bir endişeye kapılarak kılıcını, samurayın karısına ya serbest kalması ya da onu öldürmesi için verir. Samuray, haydutun bu davranışından ötürü haydutu affeder. Samurayın karısı olaylara daha fazla dayanamayarak oradan uzaklaşır. Haydut da onu yakalamak için peşinden gelir; fakat kadını yakalayamayınca samurayı serbest bırakır ve samuray, kendi çakısıyla intihar eder. Çakıyı da onun göğsünden bir başkası çıkarır.

Bütün bunlar üzerine oduncu, bu ifadelerin hepsinin yalan olduğunu ve gerçeği kendi gözleriyle, tüm çıplaklığıyla gördüğünü söyler; dava sürecine fazla bulaşmamak için duruşmada bunları söyleyemez.

Oduncunun İfadesi

Oduncunun ifadesine göre, kadının tecavüzünden sonra, kadının isteğiyle iki adam çarpışır.

Oduncu, cinayeti uzaktan seyrettiğini iddia eder; fakat bunu duruşmada fazla sorumluluğa düşmemek adına dile getirmez. Oduncuya göre, haydut samurayın karısıyla evlenmek ister; fakat samurayın karısı, samurayı serbest bırakır. Gelin görün ki, samuray kirlenmiş karısını kurtarmak istemezken samurayın karısı ikisini de korkaklıkla suçlar. İkisinin de, şayet kadını istiyorlarsa onun uğruna çarpışmaları gerekmektedir. Çarpışmada, samuray öldürülür. Kadın ise gördüğü dehşetengiz olaydan ötürü ormandan koşar. Haydut ise topallaya topallaya arkasından gelmeye çalışsa da, kadını yakalayamaz.

İnsanlığa Umut

Güvensizlik sarmalıyla boğuşan rahip, vatandaş ve oduncu.

Bütün bunlardan sonra, insanlığın aslında ne kadar güvensizlik çamuruna saplandığı ve Raşomon kapısındaki oduncu, vatandaş ve rahip insanlık ile güven kavramını sorgularlar. Bir cinayetin ne denli farklı boyutlarda algılandığını ve bu boyutların ise aslında doğru, gerçek ve dürüstlük kavramlarının oldukça şaibeli olduğunu seyirciyle beyaz perdedeki kahramanların gözlerinin önüne sunar.

Oduncu, hem kendisine hem de insanlığa umut ışığı olabilecek bebekle kapıdan uzaklaşırken.

Lakin, bu şaibeli kavramlar insanlığa olan güvenin örselenmesi anlamına gelmez. Vatandaş, oduncuyu bir “haydut” olarak suçlar ve rahiple birlikte ikisinin de kendi çıkarları için debelendiklerini belirterek kapıdan ayrılırken rahibin insanlığa olan umudu sönmeye yüz tutarken, altı çocuğu olduğunu öğrendiğimiz oduncuya kapıda bırakılmış bir bebeği vermesiyle insanlığa olan ümidi yeniden yeşerir. Oduncu da, ailesine katılan yeni ferdiyle evine gider.

MUAYENE SONUCU

Raşomon, önceden de belirtildiği üzere bir tecavüz-cinayet vakası çerçevesinde gerçeğin ne kadar çok boyutlu olduğunu, gerçeğin aslında tek boyutlu olmadığın ve belki de gerçek denen şeyin aslında bizim algılarımızın bütününü ifade ettiğini gösterir.

Aynı zamanda, 1948 ile 1965 arası Mifune-Kurosawa birlikteliğinin beşinci filmidir. Her ne kadar da Ryunosuke Akutagawa’nın 1922 tarihli “Raşomon” öyküsünden uyarlanmışsa da, Raşomon öbür taraftan İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren Nagazaki ile Hiroşima sonrası Japonyası’nı da Orta Çağ Japonyası’nın yıkık dökük Raşomon kapısı ve gerçeklerin çok boyutluluğunun getirdiği güven sorunu üzerinden anlatır.

Bunun yanı sıra, filmin bazı sahnelerinde güneşin ağaç yapraklarının arasında yahut kadrajdan kaybolması da güvenin, doğruluğun rahmetinin insanlar üzerinde kaybolduğunu simgeler.  

İşte gerçek ve doğruluk üzerine kafamızı gereğinden fazla yormamızı isteyen Raşomon’un sinemuayenesinin sonuna geldik. Bildirilerde dediğimiz gibi, bu hafta belki Raşomon’dan önce belki de sonra, 8 Ocaktan önce bir yazı daha yazıp 8 Ocak gününe kadar izninizi isteyeceğim. 

Sanat ve sinemanın ışığı üzerinizde olsun!

 

 

 

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti