Kuyusu İçinde Bir Yusuf

“… hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek ‘canlı hayata’ karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz,” diyor Dostoyevski. Bu yüzden mi böylesine hasretle sahip çıkıyoruz kitaplara? Kendi kötülüğümüzle yüzleşmemek için mi sığınıyoruz? Bu yüzden mi kayboluyoruz bir yağmur damlasında ve yine bu yüzden mi “Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım,” diyor Sabahattin Ali? Bu duygularla mı yazıyor Kuyucaklı Yusuf’u?

Yusuf, öyle bir karakter ki, nasıl tanımlayacağını bilemiyor insan. İlk sayfadan itibaren hikâyesinin içine çekiyor sizi. Kitabın arka kapağında denildiği gibi: “Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu…” ile naif fakat bir o kadar güçlü ve soğukkanlı.

Bir yandan yalnız, daha küçükken kaybettiği ailesi yanında olsa bile yalnız olacak sanki. Evlatlık yetiştiği ailenin içinde yalnız. Evin kızı Muazzez’e beslediği sevgiye rağmen öyle yalnız ki…

“Şimdi dudaklarında hep o lakayt ve her şeyi bilen tebessüm vardı. Bir türlü anlayamadığı, bir türlü içlerine karışamadığı ve bunu zaten asla istemediği bu insanlarla arasında çelik bir duvar gibi yükselttiği bu tebessüm, onun müracaat ettiği son çareydi. Kendini bu şehrin korkunç akıntısından, ancak, etrafında ördüğü bu soğuk duvarlarla kurtaracağını sanıyordu.”

Ve kendini bu yalnızlığa her gün biraz daha mahkum ediyor. Oysa sonunda tüm inadıyla karşı koyduğu, duyguları açığa çıkıyor ve asıl hikâye bundan sonra başlıyor. İçinde sürdürdüğü mücadelenin yanısıra bir yandan Muazzez’e bir yandan o bir türlü anlayamadığı insanlara karşı da mücadele etmesi gerekiyor. Yusuf’un dünyasında da onca kötülük, haklı olduğu için değil, güçlü olduğu için kazanan onca insan var ki…

“Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey’in oğlu, adam öldürse bile, onlarla bir tutulamazdı.”

Yusuf, her daim içinde beslediği yalnızlığına Muazzez ile bir son verdiğini düşünse de, etrafındaki kötülüklere karşın bir türlü bitmiyor mücadelesi. Yokluk, mecburiyetler, intikam hırsıyla bezenmiş tuzaklar derken kitabın sonuna nasıl geldiğini ve Yusuf’u nasıl böylesine sevip, sahiplendiğini anlamıyor bile insan.

Sadece sairfilmenam bir tebessüm kalıyor geriye, çünkü artık kimse bilinçli bir tebessüm hediye etmiyor yek diğerine.

Yazar Hakkında

Selva Medine Eryaşa

İstanbul'un bir köşesinde, teselliyi kitaplarda bulmuş bir kelime sevdalısı.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti