Kötü Bir SciFi Hikayesi

Ya Da (“Bu Sefer Yazı Yazamadım”)

Af dilemek için üzgün bir köpek resmi koyuyorum buraya.

Merhaba Premingerler. Başlık malum, yazacak bir şey bulamadım, o yüzden okurken acılarla kıvranacağınız bu edebi hilkat garibesini sizinle paylaşıyorum, iyi eğlenceler:

 

Hep Aynı Sabah

Mahmut uyandı. Her sabah uyandığı gibi bu sabah da uyandı. Hep aynı şey. Her gün, kalk , işe git. Aynı sevmediği kişiler, aynı sevmediği hayatı. Hep aynı anlamsız iş. Mahmut yatağında doğruldu. Komodine uzandı. Ağzına sigarasını koyarken parmağını şıklattı. Çoğu insan böyle yapmazdı; insanlar  eski sigaraların hissiyatını seviyordu: Ağzına yavaşça yerleştireceksin, dudaklarınla sarıp, içine yavaş ve derin bir nefes çekerken parmağını şıklatacaksın. Tam bir sigara tecrübesi . Mahmut böyle değildi, Mahmut tembeldi . Bu tarz sosyal saçmalıklarla uğraşacak vakti yoktu. Çoğu insan, bu sebeple onun sigara tecrübesine saygı duymadığını düşünüyordu. Sigara böyle içilecek bir şey değildi ki! Şirketin her sabah bir tane olacak şekilde dağıttığı bir şeye böyle davranmamalıydın. Mutluluğa böyle davranılmazdı…
O, mutluluğa böyle davranmayı tercih ediyordu.


Yatağından bacaklarını sallandırdı, önce ayaklarının ucunu yere değdirecek şekilde yatağından indi. Yerin sıcaklığı ayaklarından vücuduna yayılırken bastığı yer parıldadı: “Günaydın Mahmut. Bugün hava 12 derece. Günün haberleri…”, tüm ev kulaklarına odaklanmış bir şekilde bangır bangır günün haberlerini anlatırken arada reklamlar giriyor, kullanmadığı yazılımların şirketleri kendilerinin daha iyi olduğunu iddia edip, evine onu kurmaları için yalvarıyordu. Mahmut, mutfağa doğru yürürken haberleri dinledi, dinledi, dinledi. Buzdolabını geldiğinde ağzından sigarayı çıkardı, elini yavaşça kaldırdı, buzdolabının kapağı eline geldi. İçinde tepsisi hazır bir şekilde duruyordu. Tepsiyi aldı, her şey en sevdiği şekildeydi: “Sucuklu yumurtası, domates ve salatalıklı tabağı, balı , peyniri…” , insanların kendi kahvaltılarını hazırladığı zamanları hatırlıyordu Mahmut. Birkaç saniye nostalji yaşadı, annesini hatırladı, kahvaltı yaptıkları sabahları düşündü. Nostalji, kendine söylediği küçük bir yalandı. Tüm bunları düşünürken, sigarayı ağzına geri koydu ve tepsiyi aldı. Masasına geçti. İnsanlar genelde bu işi kendileri yapmıyordu, ama Mahmut’un bu konuyla ilgili birkaç derdi vardı: Kullandığı her şey tek bir ağa bağlıydı ve hepsi aynı zekayı paylaşıyorlardı fakat, bu zekaya -özellikle kendinin farkındaymış gibi duruyorken- bu kadar köle muamelesi yapmak hoşuna gitmiyordu. Tepsiyi bar masasına koydu, taburesine oturdu ve ağzından sigarayı çıkarıp yavaş yavaş yemeye başladı. Yerken aklı başka yerlere kaymıştı bile: İşi, her şey bu hale gelmeden önceki hayatı, sevgilisi… Kapı çaldı. “Kapıların hala çalıyor olması ne kadar garip.” , eliyle gel dercesine bir hareket yaptı. Bu hareketin iki anlamı vardı:
” 1- Kapıyı aç.
2- Akustik engellemeyi kapat.”
Holden gelen ayak seslerini duymak, eski günlerinden kalan bir hatıraydı ve onu seviyordu Mahmut. Bir yalan olmasına rağmen, arada insanların kendilerine küçük lütuflarda bulunmasında bir sorun yoktu. Sevgilisi mutfağa doğru yaklaşırken etrafa güzel kokular yayıldı, kuş sesleri duyulmaya başladı. Sevgilisi onaylayan bir bakış ve hafif bir tebessümle:
-Temayı değiştirmişsin. Beğendim.
-Güzel, senin için sonuçta.

Mahmut,  sevgilisinin gülümsemesini en içten haliyle karşıladı.

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti