Kitaba Adanmış Bir Ömür

Bizi biz yapan kültürümüzün, günümüze ve geleceğe aktarılması ve geçmişi anlamak için bizlere rehberlik eden belli başlı kitaplar vardır. Bu haftaki meramımız olan zat-ı muhterem, Türk kültürünün mihenk taşlarından birinin kurtarıcısı, kitap aşığı bir âlim: Ali Emîrî Efendidir.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Çocukluktan Gelen Bir Aşk

Ali Emîrî, 1857 yılında Diyarbakır’da doğdu. Diyarbakır ahalisinde meşhur olan aydın ve seçkin bir aileye mensuptu. Şair Seyyid Mehmed Emîrî Çelebinin torunlarından Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. Ali Emîrî dünyaya geldiğinde babası Diyarbakır’dan Bağdat’a uzanan kervanlarla büyük çapta ticaret yapan bir tüccardı. Küçük yaşta ailesinden hat dersleri aldı. Arapça ve Farsçasını ilerletti. Kitaplara karşı ilgisi çocukluk döneminde başlamıştır. Çocukluğundan itibaren okumaya ve öğrenmeye olan merakı hayatı boyunca devam etmiş, Emîrî’nin gayesi haline gelmiştir. Kendisini bizzat şöyle tanımlar: “Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklar oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum.”

Kitaplarla o kadar içli dışlı olmuştu ki geceleri kitap okurken, çoğu zaman sabahı ettiğinin farkına bile varmazdı. Uyuduğu zaman da uykudan önce okuduğu kitapları, uykusunda yüksek sesle tekrar ederdi. Ali, on beş yaşındayken babası ticaret işlerini öğrenmesi için onu dükkânında çalıştırmaya başlatmış ama Ali’nin kitap aşkı babasının işlerini bile etkilemişti. Emîrî dükkâna gelen müşteriye “Mal orada, fiyatı da şudur alacaksanız indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin” diye hitap etmesi gelen müşteriyi de kaçırmış, kendisinide dükkândan uzaklaştırmıştır. Gençliğinde başladığı memuriyet hayatını otuz yıl boyunca kâtip ve defterdar olarak çalışarak geçirdi. Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir, Trablusşam, Elazığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de memurluk görevlerinde bulundu. Kısacası Osmanlı coğrafyasında adım atmadığı yer kalmadı. Gittiği her yerde kaderine terk edilen nadide kitapları topladı. Elde edemediklerini bizzat kendisi kopya ederek kaybolmaktan kurtardı.

Kıraathanede Bir Hoca

Kitapları saklamak, koleksiyonlaştırmak için değil, okumak ve geçmişi keşfetmekte araç olarak kullandı. Yıllarını verdiği memuriyetten sonra çok sevdiği kitaplarla daha da fazla vakit geçirebilmek için 1908 yılında emekliye ayrıldı. Emekliliği yine kitaplarla İstanbul’da geçirdi. Genelde akşamları Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesine gidiyor, dostları ile sohbet ediyordu. Onun bu sohbetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle aktarıyor: “Dostları dediğim, öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi, kalem erbabları. Sohbet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli adamlar öğrenme heyecanı içinde, Ali Emîrî etrafını sarmışlar, durmadan bir şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar. Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası ondan bir anlamda ders alıyorlardı.”

Bir Önemli Vakıa

Gelelim bizim Ali Emîrî Efendi’nin ününü yayan asıl vakıaya. Yazının başında bahsettiğim kültürümüzün mihenk taşlarından olan eser: Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti`t-Türk isimli muazzam eseridir. 1914 yıllarında adı bilinen, fakat kendisi meçhul olan bir eserdi. Eser ne kadar ismen bilinse de ortada kendisine dair hiçbir iz yoktu.

Vakıa şudur ki: Ömrünü ve servetini kitaplara adayan Ali Emîrî efendi alışkanlığı olduğu üzere haftada birkaç kez uğradığı sahafçılar çarşısında yeni bir kitabın olup olmadığını sormak üzere kitapçı Burhan Bey’in dükkânına uğrar. Burhan Bey paçavra halindeki bir kitabı eline tutuşturur. Kitabı inceleyen Emîrî, kitabın Dîvânu Lugâti`t-Türk olduğu anlar ve satıcısına heyecanını belli etmeden satın alır. Ali Emîrî kitabı aldıktan sonra ki sevincini: Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir… Türkistan değil bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka bir parlaklık kazanacak. Arap dilinde Seyyibuyihin kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri kâfi gelmez… Bu kitapla Hz. Yusuf arasında bir benzerlik vardır. Yusuf’u arkadaşları birkaç akçeye sattılar. Fakat sonra Mısır’da ağırlığınca cevahire satıldı. Bu kitabı da Burhan bana otuz üç liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığında elmaslara, zümrütlere vermem…” diyerek ifade etmiştir.  Kitabı aldığı sırada, kitap hırpalanmış, yırtılmış, şirazeleri çözülmüş, sayfaları birbirine girmiş harap bir vaziyetteydi. Bu sırada Ali Emîrî’nin Dîvânu Lugâti`t-Türk’ü bulduğunu işiten devrin ünlü simalarından Ziya Gökalp, Fuad Köprülü gibi mütefekkirler kitabı görmek istedilerse de Ali Emîrî onları kitaba yaklaştırmamış yalnız Kilisli Rıfat Bey’le irtibat halinde olmuştur.

 

divanu_lugatit_turk

 

Kitabı yeniden kullanılabilir kılmak amacıyla çok güvendiği dostu Kilisli Rıfat Efendi’yle birlikte iki ay kadar Dîvânu Lugâti`t-Türk’ü okuyup, tasnif ederler. Bu çalışmadan sonra anlaşılmıştır ki kitap tamdır ve nizamı tamamlanmıştır. Ali Emîrî Efendi, Kilisli Rıfat Efendi’nin bu hizmetini karşılıksız bırakmaz istemez ona evlerinden birini vermek ister fakat Rıfat Efendi kabul etmez, illa kendisine mükâfat edilecekse kitabın yayınlanmasının yeterli olacağını söyler. Bunun üzerinden biraz zaman geçtikten sonra Rıfat Efendi’nin çabaları ve araya Talat Paşa gibi sevdiği birinin girmesiyle Ali Emîrî, Dîvânu Lugâti`t-Türk’ün yayınlanmasına razı olur. Talat Paşa’nın üç yüz liralık mükâfatını da kabul etmeyen Ali Emîrî, milletinin ancak, kültür vasıtasıyla, ilmi elde etmesiyle, mazisine, mefahirine sahip çıkmasıyla gelişeceğine inanmış ve bu duygularını “Millet” şiirinde dizelerine yansıtmıştır.

 

“Hünerverfer yetişsün san’at îcâd eylesün millet,

Hamiyyetle çalışsun mülki âbâd eylesün millet.

Çıkar seyret ne İbn Rüşdlerle İbn Sina’lar,

Hele bir kerre azm-i râh-ı ecdâd eylesün millet.

Süleymâne teşebbüs Fâtihâne itinalarla

Bekada, halde Faruku dilşâd eylesün millet.

Olur elbet ne Hayreddinler, Turgutça’lar paydâr,

Yine Bahr-i Hind’de sâîmüz dâd eylesün millet.

Kerîm ol hizmet-i mille t’te candan öyle sat et kim,

Hamiyet-i sâff-ı bâlâsında tâdâd eylesün millet.

Vatan evlâdıyız hep dahli bu kadar bunda edyânın,

Çalışsın ittihad-ı ârâ ile ad eylesün millet.

Umumi bir uhuvvet hâsıl eylesün nûr-u ismetiyle,

Bütün birbirine şevkatle imdâd eylesün millet.

Bu gafletle geçerse ey “Emîri” asr-ı hâzırda,

Mezaristan içinde nazmımı yâd eylesün millet.”

 

Velhasılıkelam bütün ömrünü kitaplara adayan büyük âlimin bütün amacı milletine hizmet etmek olmuştur. Yılların birikimi, tecrübesi ve kitap aşkı onu hayatını kelama, ilme adamış bir hoca, mütefekkir haline getirdi. 67 yaşında 1924 yılında vefat edene kadar milleti için çalıştı, milletine hizmet etti. Yaşadığı çağın modernleşme hareketlerine fazla ilgi duymadı. En büyük tutkusu, Osmanlı-Türk geçmişini yeni kuşaklara tanıtmaktı bunun içindir ki Fatih Şehzadebaşında, 1916 yılında kendine tahsis edilen Feyzullah Efendi Medresesinde Millet Kütüphanesini kurdu. Ve bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi ismini değil de “Ben bu kitapları Milletim için topladım ve Milletime vakfediyorum.” diyerek kütüphanenin adını “Millet Kütüphanesi” koymuştur. Bütün bir ömrüne mal olmuş, titizlikle koruduğu fermanları, kitapları ve hatlarıyla doldurduğu kütüphanesini sevdalısı olduğu milletine emanet etti. Ali Emîrî Efendi’nin bizlere bıraktığı emaneti, fikri muhtevasını hakkıyla; korumalı, idrak etmeli ve yaşatmalıyız. Ruhu şad olsun vesselam…

       Son söz Üstad Yahya Kemal’den:

“Muhtâc isen füyûzuna eslâf pendinin

Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi’nin

Âmid o şehr-i nûr öğünsün ile’lebed

Fazl ü fazîletiyle bu necl-î bülendinin 

İklîm-i Rûm’u gezdi otuz yıl taraf taraf

Bir maksadıyle tab’-ı nefâ’is-pesendinin 

Yekpâre nûr olan bu kütüphâne-î nefîs

Yekpâre servetiydi bu âlemde kendinin 

Ecdâd-ı pâkimiz gibi vakfetti millete

Hayrânı oldu halk eser-î bî-menendinin 

Yâ Fahr-ı Kâinaat sen iyfâ et ecrini

Dîvân-ı Kibriyâ’da bu Şark ercümendinin”

                       

                                                        Yahya Kemal Beyatlı

 

Yazar Hakkında

Bedirhan Öner

Tarihe, kültüre, insana meraklı -bu yolda kendince bir meramı olan- bir garip seyyah.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti