Kente Doğru Savruluş – Yusuf ile Kenan

 

Yusuf ile Kenan, Ömer Kavur’un dönemin toplumsal koşullarını anlattığı, zamanında yasaklanan, 1979 yapımı bir filmdir. Kan davasından dolayı ailesiz ve parasız kalan iki çocuğun İstanbul’da tutunma çabalarını konu alan film, iki kardeş üzerinden siyasi ideolojileri işler. Film bize bu kardeş üzerinden çözüm yolu olarak sınıf dayanışmasını sunar.

Film oldukça hızlı bir girişle başlar. Yusuf ve Kenan babalarını kan davasında kaybeder ve İstanbul’a kaçarlar. Tek akrabaları olan amcalarına ulaşamayan ve diğer insanlar tarafından umursanmayan kardeşler ‘Böcek’ ile tanışırlar. Böcek, yaşça kardeşlerden de küçük, annesi seks işçisi olduğu için genelde sokaklarda kalan bir çocuktur. Onlara film boyunca ilk defa yakın davranan ve ekmek ikram eden karakterdir. Annesinin mesleği ile barışık gözüken Böcek’in gerçek ismi Cenk’tir.

Böcek karakteri ufak tefek olmasının yanı sıra, temsil ettiği kimlikten ötürü de Böcek ismiyle özdeşleşmiştir. Bu sistemde bir piç ve fahişenin çocuğu olarak, bir böcek gibi öldürülmüş ve değer görmüştür. Filmde çocuklara ilk işaret eden de sistemin en alt tabakasındaki Böcek’tir. Bu bağlamda çocukların da bir sokak çocuğu olarak Böcek’ten farkı yoktur.

Sokak çocukları arasındaki hiyerarşide yaşça büyük, daha önce birini öldürmüş olan ve hapis yatmış olan üsttedir. Bunu ‘Çarpık’ karakterinin kavga ettiği sahnede diğer çocuklardaki korkudan anlayabiliriz.

Çarpık karakteri ve ona saldıran karakter arasındaki kavgada bir iktidar mücadelesi görülür. İkisi de aynı değeri, sağ görüşü temsil etmelerine rağmen bu sistemde birer rakiplerdir. Buradan anlarız ki, sistem bize dayanışmayı değil rekabeti empoze ederek işler. Oysa filmde solu temsil eden karakterler bir dayanışma içindedir.

Çarpık karakteri küçük bir çocuğa tecavüze eden abisiyle birlikte adam öldürmekten ıslah evinde yatmış ve orada ‘her yolu’ öğrenmiştir. Çarpık esasında düzeni temsil eder ve düzen gibi kendisi de çarpıktır. Burada ilginç olan şudur ki, ıslah evinden her yolu öğrenen Çarpık, sistemin pis işleri yapan biri olma yolunda ilerlemektedir. Sistem de onu ikinci kez hapse düşmekten korumuştur.

Devlet ve sağın aynı iktidara hizmet ettiğini buradan anlarız. Islah evi de Çarpık gibi karakterleri kendine hizmet eden kişilere dönüştürmede bir araçtır. Suç ve hapishaneler sistemin kendini döndürmesi için önemli, fonksiyonel yerler olarak karşımıza çıkar. İktidarın sorunu adi suçlardan ziyade sol görüşlü insanlardır. Yusuf hapse düştüğünde solcu gençlerle karşılaşmasından iktidarın gözünde asıl hedefin bu insanları sindirmek olduğunu görürüz. Sistem adeta bunun üzerine kurulmuştur.

Yusuf karakteri gözü pek ve cesurdur. Buna karşın tek derdi para kazanmaktır. Onu en alta iten sisteme öfkesini sistemin görünürde bize yasakladığı şeyleri yaparak gösterir. İlk sahnede sigara içişi dahi karakterinin bu yönüne dair bir ipucu olarak yorumlanabilir.

Oysa sistem ötekileştirdiği suçluları kendisi için kullanmaktadır. Çarpık karakterinin silahla öldüreceği kişiler sistemin asıl hedefinde olan solculardır. Yusuf ise bu çarkta sadece küçük bir balıktır. Büyük balıklar küçükleri önce kandırır sonra yok ederler. Çarpık Yusuf’u önce kandırdı, kendi işlerini öğretti ve yaptırdı, eline verilen silahla büyümeye başladığını düşününce de onu kaderine bıraktı. Daha önce de vurgulandığı gibi sağ görüşü temsilde dayanışma yerine bireyciliğin olduğunu burada da görebiliriz. Hepsi bu işlere büyük balık olmak için girmiştir. Çarpık da, Yusuf da, Çarpık’ın kavga ettiği çocuk da; çünkü sokak çocuklarına sistem onları yutan ya da yutulan taraf olmak dışında pek fazla seçenek sunmuyor.

Kenan iş için ufak bir atölyeye önerildiğinde ilk sorulan kimdir, öyle herkesi alamam, “kimliği” var mıdır olur. Böyle bir durumda pek fazla bir seçeneği olmadığını düşünen Yusuf, ya ezecekti ya da ezilecektir. Oysa filme göre bu sistemin bize dayattığı bir illüzyondur, bir çıkış yolu vardır ve biz bunu Kenan’da görürüz.

Kenan karakteri kardeşinden farklı olarak belli değerlere önem verir. Hırsızlık ona göre günahtır ve Mustafa karakterinin sunduğu yolu tercih eder. Mustafa karakteri Çarpık karakterinin karşıtıdır. Solu temsil eden, sınıf bilinci olan bir işçidir. Geceleri duvar yazıları yazdığını filmde Böcek belirtir. Kenan, Mustafa’nın sözlerinin etkisiyle abisine karşı çıkar ve onun seçtiği yolu eleştirir. Kenan aynı zamanda rüyasında babasının öldüğünü görmekte ve aile özlemi duymaktadır. Abisine onu babasına şikayet edeceğini söylediğinde, babasının ölümünü henüz kabullenemediğini görürüz. En nihayetinde Kenan bir çocuktur ve ihtiyacı olan bir ailedir. Kenan’ın yalnızlık hissini kuş yakalamasından anlayabiliriz. Bir yere ait olma ihtiyacıyla, kuşlara sahip olmak ister.

Bu sahnelerde ona en yakın kişi Böcek’tir. Birlikte nezarethaneye düştüklerinde kimsesiz olduğu için Böcek’ten daha uzun süre orada kalır. Böcek bu sistemde istese de ona yardım edemeyecek biridir. Abisi ise onu almaya gelmez. Çıktığında ise abisinin hapse düştüğünü, Böcek’in ise öldürüldüğünü öğrenir. Yakaladığı dört kuştan ikisini serbest bırakır, diğer ikisi ise zaten ölmüştür. Bu iki ölü kuş Böcek ve Yusuf’tur. Kafes ise bu ‘çarpık’ düzenin kendisidir. Kenan kafesi parçalar, ezer ve Mustafa’nın yanına gider ve çırak olarak başlar atölyeye.

Aradığı aileyi, ait olma isteğini de işçi dayanışmasında bulur. Rüyasında babasının onu terk ettiğini görür, en son sahnede ise babası ve abisi ondan uzaklaşmaktadır. Buradan anlarız ki Kenan’ın gerçek ailesi işçi sınıfıdır. Peki gerçekten kafesi kırabilmiş midir? Sisteme ve tarihe baktığımızda cevap hayır gibi, hala ezilen, büyük ve küçük balıklı sistemin tam içindedir. Ama en azından umut ve mücadele vardır, Kenan’ın ait olduğu bir kesimi, ailesi ve kimliği vardır.

Sonuç olarak Yusuf ve Kenan filmi bize dönemin siyasi atmosferini anlatan sol görüşü ve aidiyet kavramını sorgulatan bir filmdir. Bize sadece sistemin çirkin yüzünü sunmaz, bir çözüm yolu da gösterir. Ömer Kavur bütün bunları sokak çocukları üzerinden anlatarak aslında sistemin acımasızlığını daha da vurgular; çünkü suça itilen de, öldürülen de hep çocuklardır, ve film boyunca çocukları koruma ve kollama kaygısını ne devlet ne polis gösterir. Dayak yiyen çocuğu, annesinin ilgilenmediği çocuğu, kimsesiz çocuğu devlet umursamaz ve ıslah evine gönderir. Böylece kendi işine yarayacak kimseler yetişebilecektir, tıpkı Çarpık gibi. Geriye kalanlarsa küçük balık olup yutulacaktır.

 

Yazar Hakkında

Elçin Yıldız

''Ben Elçin,1993 İstanbul doğumluyum aslen Balıkesirliyim.
Kendimi bildim bileli sinemayı sevmiştim ancak ilk başta bir diğer tutkum olan aşçılık alanında eğitim aldım bir süre sektörde çalıştıktan sonra sinemanın peşinden gitmeye karar verdim ve kendimi Yeditepe Üniversitesi Radyo Sinema Televizyon bölümünde buldum.''

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti