Kendi Kaleminden (!) Vincent Van Gogh

 Arles’deki Yatak Odası, Yıldızlı Gece, Ayçiçekleri…….

Vincent Van Gogh ve onun tablolarını bilmeyen yoktur. Selva Medine Eryaşa, Vincent Van Gogh’un ressam yönüne değil, yazar kişiliğine eğiliyor.

 Renge dokunmuş, anlamış, tanımış ve dahi tanıtmış, rengi yaşamış ve yaşatmış tüm benliğiyle. Kendine has dünyasında acının da, sevginin de, kardeşliğin de bir rengi var. Rengin bile bambaşka bir kimliği var. Resimlerine ilgi duyan da duymayan da biliyor adını. Kiminde hikâyesiyle, kiminde mektuplarıyla ama mutlaka her birine bir renk bırakmış, kimine deli, kimine dahi olarak kalmış: Vincent Van Gogh.
Zamanını, mekanını, eşini dostunu bilmekle bitmeyen cinsten hikâyesi. Kendi bile anlayamamışken kendini, anlayamamış ama anlatabilmenin bir yolunu keşfetmiş, çizmiş, boyamış, renk vermiş.
Küçüklüğünden beri çizemediği yolunu, kardeşi Theo Van Gogh ve sanat yardımıyla çizmiş, tablolarından başka bıraktığı en güzel mirası bir ağabey olarak kaleme aldığı, kimi zaman yardım istediği, kimi zaman sevincine dahil etmek istediği kardeşini, kimi zaman da özlemle sitem ettiği: Theo’ya Mektuplar’ı. Hikâyesine eğileceğimiz kısmı işte tam burası.

Sinir nöbetleri geçiren, bu nöbetlerden biri sırasında kulağını kesen, tedavi gören, intihar eden, bir türlü iyileşemeyen Vincent’tan daha başka bir Vincent’ın göz kırptığı bu mektuplar belki de onu anlayabilmenin en büyük anahtarı:

“Aydınlığı, özgürlüğü ara; yaşamın kötülükleri üstüne fazla derinden kafa yorma.”

Ve benzeri cümlelerle sık sık kardeşini teselli etmeye çalışırken aynı zamanda kendine bir dayanak arıyor, kafasındaki sesleri uzaklaştırmak istiyor.

Mektuplar boyunca verdiği tüm telkinler Theo’ya olduğu kadar, hatta belki daha fazla, Vincent’a verilmiş. Öğretmenlik de dahil birçok işte çalışmayı deneyip bir türlü tutunamayan fakat ressamlıkla bu kez kendini bulduğuna inanan ümitvar bir Vincent var başlangıçta. Bir süre sonra tamamen ümitsizliğe kapılsa da mektupların birçoğunda bu umudunu sürdürüyor, aslında Theo’dan çok kendine, içindeki sesleri bastırmaya yönelik cümleleri… Fakat işlerinin bir türlü istediği gibi gitmemesi, heyecanla sevgi beslediği iki kadın tarafından da reddedilmesiyle birlikte sönen umutları geçimini sağlamak için kardeşinden para istemek zorunda kalması ile çaresiz bir hâl alarak iyiden iyiye zorluyor Vincent’ı.


Theo Van Gogh
Kardeşinin yazdığı:

“Keşke her şeyden uzak olabilseydim. Çünkü her şeye sebep olan benim ve herkese yalnızca acı veriyorum. Tüm bu mutsuzlukları kendi başıma da, çevremdekilerin başına da ben getirdim.” cümlelerine karşılık: “…aynı duyguları, ama tamı tamına aynı, ne bir dirhem eksik, ne bir dirhem fazla, ben de duyuyorum ve vicdan azabı çekiyorum.”

diyerek dile getiriyor çaresizliğe bulanmış kederini.
Mektuplarında kişiliğine dair en belirgin özelliği de gururu Vincent’ın. Yazı diliyle bile olsa para istemek zorunda kaldığı her seferinde yaşadığı sıkıntı göze çarpıyor -öz kardeşi de olsa- ve sanki onu yavaş yavaş tüketiyor. Fakat yine de sıkıca tutunduğu sanatına daha da bağlanarak:

“Sanat ne büyük zenginliklerle dolu; insan gördüklerini unutmadıkça hiçbir zaman verimli düşüncelerden uzak, gerçekten yalnız ya da tek başına kalamaz.”

diyor ve tüm olumsuz düşüncelerine, anlaşılamayacağına olan inancına rağmen:

“Tüylerini dökme -tüy değiştirme- vakti kuşlar için neyse, biz insanlar için de düşkünlük ve mutsuzluk dönemleri aynı zor zamanlar.”

Cümleleri ile bu zor zamanları atlatmaya çalışıyor.
Çok değişken bir kişiliğe sahip olan Vincent, bir mektubunda her şeyden vazgeçmiş gibi görünüp, başka bir mektubunda her şeye yeniden başlıyor ve uzun süre mücadele ediyor. Ne yazık ki “onlardan biri” olamayarak yaşamına son veren, hayattayken eserlerine kıymet verilmeyen Vincent Van Gogh’un “ölümü ile ilgili çok fazla şey merak ediyoruz fakat onun hayatı ile ilgili ne biliyoruz?” diye bir düşünmek gerekiyor. Ve en azından tanımaya çalışmak adına mektuplarını okumak bir adım daha ileriye götürüyor.

29 Aralık’ta vizyona girecek, hayatını konu alan film de yine bu mektuplardan hareketle beyaz perdeye aktarılıyor.


Yazar Hakkında

Selva Medine Eryaşa

İstanbul'un bir köşesinde, teselliyi kitaplarda bulmuş bir kelime sevdalısı.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti