It’s a Free World Üzerine Kısa bir Yazı

Ken Loach’un 2007 tarihli filmi günümüzde de hala güncelliğini korumakta. Özellikle Suriyeli göçmenlerle birlikte bizim için de Türkiye gündemine uygun bir film haline geliyor bu film. Baş rolümüz Angie ile sömürülen ve sömüren ilişkilerinden, kuşak farklılıkları ve kadın sorunlarına değin türlü konuları derli toplu ve seyir zevkini mesaj kaygısıyla bozulmadan izleyebiliyoruz ünlü yönetmenin becerisi sayesinde.

Bu filmi değerli ve farklı kılan legal olan ve illegal olanın ilişkisinin birbirini tamamlayışının ifşadır. Yasal bir ajans olarak kurarak işe başlayan Angie, kaçak işçi çalıştırmaya gene yasal bir iş yerinin patronun yönlendirmesiyle başlar. Tüm bu işçileri çalıştıran yasal iş yerleridir, ve bu kaçak işçi çalıştırmanın bedeli sadece bir uyarı kağıdıdır.

İllegal olan tam olarak da legal olan ile var olur. Kaçak işçi çalıştırmak yasak bile olsa kimse yasalardan kaçmıyordur, filmde açık açık suç işlenmesine rağmen korku unsuru hakkını arayan göçmen işçilerden başkası değildir. Kurallar kaçak işçi çalıştırmaya engel olmadığı gibi uygulamalar da keyfidir.

Tıpkı ücretlerin ödenmesi gibi.Egemen devletin kuralları keyfidir, kaçak işçi çalıştırmak illegal olmasına rağmen egemen devletin bu suç karşısındaki tutumu tamamıyla keyfidir.

Kaçak işçilerse filmdeki tabirle bir kağıt parçasına sahip olmadıkları için şımaramamakta ve kimliksiz oldukları için ‘çıplak hayatı’ yaşamaktadırlar.

Agamben’nin Çıplak Hayat Kavramı ve Mültecilik

Agamben’e göre insanlar siyasal ve toplumsal hayattan dışlanıp biyolojik bir varoluşa geçmeye zorlandıklarında çıplak hayatı yaşarlar (1).Bu yerlerde siyasi ve toplumsal yaşamın kuralları yok olur ve insan biyolojik varlığı ve ‘orman kanunlarıyla’ baş başa kalır. Çıplak hayat her türlü insan haklarından mahrum ve öldürülmesi cinayet sayılmayan, kurban edilemeyen ve toplumsal olandan dışlanmış bir alandır.

Tarihte somut örnekleri çok eskilere dayanmakla birlikte, en bariz modern örnekleri Nazi kamplarıdır. Mülteci kampları da bu bağlamda düşünüldüğünde tam anlamıyla çıplak hayat kamplarıdır.İnsanlar bu alanlarda kanunların korumaları altında değil egemen olanın mutlak hakimiyeti alanıdır. Bu açıdan egemen olanın kendini en yalın biçimde göstermesi açısından çıplak hayat kampları bize egemeni tanımak için birçok ipucu verir.

İşçilerin paralarını alabilmesinin yegane yolu şiddete başvurmak ve korkutmaktır. Bu filmde bir çözüm yolu olarak sunulmaz daha çok kamp alanına girildiğinde başka türlü davranmanın manasızlığını vurgular. Angie’nin agresif ve kaba tutumu, diğer işverenlerin kadın olduğu için bu işi yapamayacağını söylemesi de bununla ilişkilidir.

Esasında egemen olanın güç ve keyfiliğine tanık oluruz. Aynı şekilde Angie de artık işine gelmediği için mülteci kampını boşalttırmak için ihbar eder ve paralarını ödemez. Ödemeleri için konuşması gereken işverenin kapısındaki güvenliğe bağırarak ve kapıya vurarak içeri girebilir. Artık temsili iktidarın sahteliği Angie için ifşa olmuştur.

O, yasalardan korkmaz ama korkması gereken agresif, öfkeli ve kandırılmış işçilerdir. Oğlu ile korku filmi izlerken öncesinde ipuçları verilen felaket gerçekleşir. Asıl tehdit artık toplumsal politik bir yaşamdan gelen çiğnenmiş yasalar değil, biyolojik bir sınıra dışlanmış ve egemen olanın sonuna kadar sömürdüğü işçilerdendir. Korku filmine paralellik gösterircesine bir sahne yaşar. Ama ne oğluna ne de Angie’ye bir şey olur, işçiler sadece kazandıkları paraları alırlar. Belki de bu yüzden Angie sonraki sahnede Ukrayna’da aynı işlere devam ederken görüyoruzdur.

Filmdeki bir diğer vurgu da Angie etrafında kesişen hayatların ayrıklığı ve buna rağmen birbirlerine etkilerinin kaçınılmazlığı.

Bu bir sıradan bir çelişkiden ziyade sistemin beslendiği bir diğer tezatlıktır, tıpkı legal ve illegal olanın birbirini beslemesi gibi. Şimdiye kadar etnik ve dini farklılıklar üzerinden ayrışan işçi sınıfının yasal ve kaçak işçi olma durumu üzerinden ayrışmasını izleriz.Bunu en net Angie ile babası arasında geçen diyaloglarda görüyoruz. Kaçak işçiler, aynı zamanda legal işçilerin de kazanılmış haklarına zarar verebilmektedir. Torunu için bir geleceğinin olmadığını çünkü daha ucuza çalışacak kaçak göçmenlerin olduğunu söylediğinde Angie babasını sığ bir milliyetçilikle suçlar. Oysa babasının cevaplarından da anlaşıldığı gibi kaçak göçmenlerin istismarı tüm işçi sınıfı için istismardır. Bir doktorun, öğretmenin hiçbir deneyimi olmadan ağır işlerde hayatını riske etmesinin çalışmasının gerçekten kime faydası vardır ki? Kayıtsız göçmenlerin hayatını korunaklı hale getirmeden onlara iş sağlamak ancak bundan çıkar sağlayan Angie’nin savunacağı bir durumdur. Bu istismara dikkat çeken babası Angie tarafından  muhafazakarlıkla suçlanırken, Angie’nin ağzından dökülen ve  filme adını veren “It’ a Free world” kuşkusuz sığ bir özgürlük anlayışından ötürü eleştirilen günümüz neoliberal anlayışıdır.

Kaynaklar

(1)Giorgio Agamben, Kutsal İnsan, İstanbul 2001, Ayrıntı, sayfa 18

 

Yazar Hakkında

Elçin Yıldız

''Ben Elçin,1993 İstanbul doğumluyum aslen Balıkesirliyim.
Kendimi bildim bileli sinemayı sevmiştim ancak ilk başta bir diğer tutkum olan aşçılık alanında eğitim aldım bir süre sektörde çalıştıktan sonra sinemanın peşinden gitmeye karar verdim ve kendimi Yeditepe Üniversitesi Radyo Sinema Televizyon bölümünde buldum.''

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti