Konstantin’in Şehri Neden Bu Kadar Çirkin?

(Veya “Tanrı Yeryüzündeki En Güzel Şehir Olarak İstanbul’u yaratmış ve sonra Türkler oraya gelip yerleşmiş”)

Fotoğraf: Murat Şevik

 

İstanbul’u yerecek bir yazı yazmak istemiştim Preminger. Yazamadım. Adım adım daha kötü bir hale sürüklenen bir şehrin, zaten ağzı yüzü dağılmış bir halinde yaşamaya başlayınca, daha iyi halinden çok da haberdar olmak mümkün olmuyor. (Gerçi, sadece buralarda olduğum 1,5 yılda bile İstiklal resmen el değiştirdi ya,neyse.)

İnsanlar geliyor, insanlar gidiyor. Kalabalık bitmiyor. Kalabalık bitemiyor aslında. Ben göçmenim, herkes göçmen. Oturduğum yerdeki insanlar Karadenizli. Muhtemelen kendilerini böyle tanımlıyorlar. Farklı bölgeler, farklı mahalleler. Gelip kalmış insanlar. Gelip belki de dönememiş insanlar. Birçok kültür, birçok hayat. En ihtişamlı yerinin -en azından eskiden söyleydi, şu an sadece Arapça tabelalar var- hemen yanında toplumun hor gördüğü insanların yaşadığı garip bir yer. Kiminin çok sevdiği, kiminin sevemediği, kiminin eski halini sevip ölümünü yavaş yavaş izlediği koca şehir. Çoğu aslında kimsenin “Burası İstanbul” demeyeceği, rastgele toplu konutlar,gecekondular, insanların estetikten yoksun bir şekilde -belki bundan 20-30 sene önce- yaptığı tek tük binaların oluşturduğu kümelerden oluşan, 3-5 yeri hariç tarihi olmayan yerler topluluğu. Tarihi olmadığını etraftaki dandik* binalardan anlamadıysanız, şu resim işlevsel olabilir:

*: Herhangi bir zevkten yoksun dikdörtgen kutular.
Yukarıdaki resimde çöl savaşı veren ağaçların evrimini görüyorsunuz. Zamanla çöl rengi olanlar hayatta kalmış.

 

Yukarıdaki resme iyi bak Preminger. Şu şehirleşmenin, şu altyapının, şu planlılığın güzelliğine bak. İnsanın gözleri kamaşmıyor mu? Mis gibi tarih kokan şehir!

 

Olmayan Mimari

Şu şehirleşmenin güzelliğine bakın!

İstanbul deyince aklına gelen bu değil tabii ki, değil mi Preminger? İstanbul şöyle bir şey çünkü:

Güzel, eski, böyle farklı Fransızca adları olan, güzel akımlardan etkilenilip deli paralar harcanarak yapılmış, Beyoğlu’nda falan olan binalar. Avrupai yerler, falan. Değil mi?

Var onlar da,olmaz olur mu? İstiklal’de gezersen var. Karaköy tarafları olsun, Beşiktaş’ın muhtelif yerleri olsun. Var tabi canım kardeşim benim. Sonra Kadıköy’de de çok güzel, 20. yüzyılın ikinci yarısından kalma apartmanlar görürsün, orada da için ısınır, fakat bunlar ve yeni yapılmaya çalışılan görece eli yüzü düzgün yerler dışında göreceğin şey bu:

Bulanın bulduğu yere yaptığı binalar…Hepsi aynı zevksizlikten çıkmış fakat bu dar sınırlarda bile göze batacak bir düzensizlik oluşturabilen garip yapılar. Bunların arasına böyle bazen bir toplu konut projesi -ki resimde de var- serpiştirilmiş olur. Bazen bunlar biter gökdelenler başlar yollarda (bkz: Şile Otoyolu), fakat her nasılsa, gelişimin simgesi bile sayılabilecek gökdelenler bile düzensiz inşa edilmiştir. Yan yana, düz bir çizgide gitmezler.***

Şimdi birisi çıkıp diyebilir ki: “Mösyö Preminger, siz böyle elalemin evini gömüyorsunuz da, bina yapmak için para lazım,kaynak lazım, nereden bulsun bu insanlar”

Haklı mı? Haklı. Bir soru var yine de: Eski Türk evlerini yapanlar aynı kültürden geliyor.Bu insanlar estetik zevklerini ne ara kaybetti?

Burası Ankara

 

İstanbul

 

Burası da Aydın

Mimariden girince kendimi tutamadım Sayın Preminger, lütfen mazur görün. Hiç anladığım bir konu da değil aslında, sadece etrafında güzel yerler görmeyi dileyen sade bir vatandaşım. Yoksa, İstanbul’un tek sorunu tabii ki bu değil. Bu “beton yığınları” dışında tabii ki trafik, kalabalık, kültürsüz insanlar var. Sonuncusu genel olarak ülkenin problemi zaten. Sokağa tüküren -hatta bunun için önce güzel bol sesli bir çaba harcayıp, sonra devamını getiren-, sıra bekleyemeyen, temizlik kavramıyla henüz tanışmamış olan çok güzel insanlarla beraber yaşıyoruz sonuçta. Bütün bu dertleri çok uzun bir süre tam olarak çözülmeyecek muhtemelen. İnsanlar eğitilmedikçe, kendilerini geliştiremedikçe hayat sadece daha karanlık bir hale gelecek.

 

 

 

 

 

Güzel binalar görün Premingerler!

 

Saygılarımla,

Cingiler.

 

 

 

 

***: Gökdelenlerde haksızlık ettiysem birisi uyarsın, örnek fotoğraf bulamadığım için emin olamadım.

Son Not: 2. Başlık bir tanıdığımın söylediği bir söz, olay şöyle gidiyor: Beşiktaş Çarşı’nın karşısından iskeleye doğru yürüyoruz, Kabataş’a gideceğiz. Ben arkadaşa,şu sözü alıntılıyorum: “Tanrı, yeryüzündeki en güzel ülke olarak Fransa’yı yaratmış. Sonra diğer insanlar kıskanmasınlar diye de Fransızları.”, o da bakıp dedi ki:

“Tanrı, yeryüzündeki en güzel şehir olarak Konstantiniyye’yi yaratmış. Sonra Türkler gelip orayı işgal etmiş.”

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti