İslam’da Devlet Anlayışı

İslam’da devlet anlayışının temelleri, Hristiyanlıkla arasındaki farklar.

Tek tanrıcılık anlayışının hakim olduğu orta çağ döneminde İslam dünyası yeni bir oluşuma kaynaklık etmekteydi. 7.yüzyılda Arabistan’da ortaya çıkan ve Ortadoğu’ya yayılan İslamiyet hem gönderdiği peygamber hem de kutsal kitabı ile Hıristiyan düzeninden farklı bir siyasi yapıya işaret ediyordu.

İslamiyet, Hıristiyanlığın aksine gelişmiş toplumsal örgütlenmelerin içinde doğmamıştır. Aksine yüzyıllar boyunca kabileler birliği şeklinde bile örgütlenmeyi başaramamış bir Arap Yarımadası’nda ortaya çıkmıştır.

Böyle bir ortamda doğal olarak din ve devlet tek bir kurum halinde örgütlenmiştir. Dolayısıyla İslam topluluğuna dahil olan bir kimse doğrudan siyasal yapının da bir parçası haline geliyordu ve bu nedenle dinsel özerk bir kurumlaşma mevcut değildi.

Hıristiyanlıkta olduğu gibi dinsel özerk bir kurumlaşmanın bulunmamasının sonucu olarak da siyasal iktidar-dinsel iktidar çatışması gerçekleşmemiştir.

İslam devletinde din ve devletin iç içe geçmiş olması, devlet yapısının teokratik olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Ancak bu teokratik yapı Hıristiyan teokrasisinden farklıdır çünkü orada siyasal iktidar, elinde bulundurduğu iktidarını doğrudan ya da papa aracılığıyla Tanrı’dan aldığını ileri sürer. İslamiyet’te ise, tüm iktidarın sahibi Tanrı yani Allah’tır ve hiç kimse bu iktidara ne ortak ne de sahip olabilir.

Sadece tüm Müslümanlar yeryüzünde Tanrı’ya vekillik ederler.

Farabi (temsili)
Orta Çağ İslam Düşünürü

Genel hatlarıyla açıklanan İslam devletinin temel özelliklerini şöyle sıralanabilir;

  • İslamiyet belirli bir yönetim biçimi öngörmemiştir ancak siyasal iktidara genel ve değişmez temel ilkeleri içeren kurallar getirmiştir.

 

  • Tek başına mevcut olan Tanrı egemenliği, siyasal iktidara yani hükümdara değil ümmete verilmiştir. Bu sebeple halife Tanrı’nın değil ümmetin temsilcisidir. Halife egemenliğini doğrudan Tanrı’dan değil halk aracılığıyla almaktadır.

 

  • Ümmet, halifeye egemenliği mutlak bir yetki ile devrederse mutlakiyet, sınırlı bir yetki ile verirse meşruti yönetim söz konusu olur.

 

  • İslam devleti, inanç temelli bir devlet anlayışına sahip olduğu için insanlar arasında, Müslüman ve Müslüman olmayan ayrımı mevcuttur. Gayrimüslimler ise İslam egemenliğini tanıyan ve tanımayan olarak farklı statülere sahiptirler.

 

  • Ülke sınırları konusunda ise İslamiyet bugünkü anlamında belirli bir toprak parçasını ülke olarak kabul etmez. İslamiyet’te ülke, Müslümanların inançlarını açıkça yaşadıkları ve tüm gereklerini yerine getirdikleri alan olarak kabul edilir. Ayrım yapmak gerekirse Müslümanların elinde olan kısma Darülislam, elinde olmayan kısma Darülharp, Müslümanlarla barış halinde olanlara da Darülsulh denmektedir.
İbn-i Rüşd Orta Çağ İslam Düşünürü (temsili)
  • İslam devletini fonksiyonları açısından ele alacak olursak; yasama fonksiyonu Tanrı ve peygambere aittir. İslam’ın kaynakları Kur’an, sünnet, icma ve kıyastır. Yürütme fonksiyonu ise halifeye aittir. Yürütmede halife ve diğer kamu görevlilerinin yetkileri, İslam hukukunun genel kuralları ve maslahatla sınırlıdır. İslam hukukunun esaslarından ayrılması halinde halifeye karşı ümmetin itaat borcunun ortadan kalkacağı ilk İslam halifesi Ebu Bekir tarafından söylenmiştir.

 

  • İslamda özgürlük, kişiye kul olmaktan çıkıp, Tanrı’ya yani Allah’a kul olmakla kazanılır. Başka bir insana tabi olmayan insan özgürdür çünkü iradesini serbestçe kullanabilir.
  • İslam öncesi Arabistan ve Ortadoğu’daki karmaşık siyasi yapıya karşı İslamiyet, güvenli bir toplum yaşamı, insanları birbirine karşı koruyacak, devlet otoritesini güçlendirecek bir düzen oluşturmayı hedeflemektedir. Bu yüzden İslamiyet’in en çok önem verdiği hak ‘’kişisel güvenlik hakkı’’dır. İslamiyet’in ana hedeflerinden birisi, insan yaşamını koruma altına almaktır. Can ve mal dokunulmazlığı, bu dokunulmazlıkların ihlali karşılığında verilecek caydırıcı ağır ceza yaptırımları ile sağlanmak istenmiştir.

 

  • Tüm Müslümanların sadece Tanrı’ya kulluk etmeleri ve başka bir egemen tanımamaları neticesinde eşitlik hakkı ortaya çıkmaktadır. Eşitlik hakkı yasa ve mahkeme önünde tüm Müslümanların eşit olması demektir. Gayrimüslimler bu kapsamda olmayıp, Müslümanların güvencesi altına alınmışlardır.

 

  • Güvenlik ve eşitlik hakkının yanı sıra, konut dokunulmazlığı, çalışma özgürlüğü, suçluların cezalandırılmasını isteme hakkı, ganimet hakkı gibi haklar da İslam devletinin tanıdığı temel hak ve özgürlüklerin arasında yer almaktadır.

 

KAYNAKÇA:

[1]AKAD,DİNÇKOL,BULUT, GENEL KAMU HUKUKU

[2]NİYAZİ, İSLAM DEVLET FELSEFESİ

Yazar Hakkında

Kerim Kurt

Marmara Hukuk Fakültesi öğrencisi.Siyaset bilimi ve Felsefe meraklısı.Araştıran,sorgulayan,düşünen,yazan bir birey..

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti