“İçim Ürperiyor, Ya Evde Yoksan?”

Oğulcan Cingiler bizim dışımızdakilerin var olup olmadıklarını sorguluyor: Herkes nerede?


Hiç gökyüzü kafanızı karıştırdı mı?

Bir düşünün: Güzel bir gece, gökyüzüne bakıyorsunuz. Yıldızlarla dolu. Güneş gibi. Belki daha küçük, belki daha büyük, kocaman, sıcak plazma topları gökyüzünden size göz kırpıyor. Sanki çok yakınınızdaymışlar gibi fakat milyarlarca kilometre uzaktalar. Bu çelişkili his garip hissetmenize sebep oluyor ama bir yandan da hayran oluyorsunuz. Sonra bakmaya devam ediyorsunuz, bakıyorsunuz ve bakıyorsunuz… Baktıkça huzursuz hissetmeye başlıyorsunuz: Sanki oturmayan, mantıksız bir şey var gibi:

Bir sürü yıldız var.

Gerçekten çok fazla yıldız var.

Bu kadar yıldız varsa, çevresinde gezegenler de olmalı.

Gezegen varsa, Dünya’ya benzeyen gezegenler de olabilir.

Bir dakika.

Eğer öyleyse, bu kadar çok yıldızın içerisinde bir yerlerde yaşam da olabilir. Hem Evren kocaman ve çok yaşlı. 13.8 milyar yaşında, Dünya ise sadece 4.5 milyar yıllık. O zaman…

O zaman…

O ZAMAN HERKES NEREDE?!

Bu tatlı fotoğraf Hubble’ın çekmiş olduğu Ultra Deep Field fotoğrafı.Fotoğrafta 10.000 kadar nesne var ve bunların büyük bir kısmı galaksi. Her biri milyarlarca yıldız içeren,on bin galaksi.Ve olayın en güzel kısmı şu: Bu fotoğraf tüm gökyüzünün sadece 13 milyonda biri kadar bir alanı gösteriyor.

Fermi Paradoksu

Enrico Fermi: Geçmiş yüzyılın en önemli fizikçilerinden.

Yıl 1950, vakit öğle. Enrico Fermi ve iş arkadaşları beraber yemeğe yürürlerken dünyadışı yaşam hakkında konuşmaya başlarlar. Konuşurlar, konuşurlar. Sonra laf lafı açar konu değişir derken bir anda Enrico Bey celallenir: “Herkes nerede?!”

Enrico Bey’in sorusunu masada oturan herkes anlar. Sorun büyüktür. Kocaman bir evren sözkonusudur ve bu kadar geniş bir ihtimaller havuzunda kimseye denk gelinmemiş olması şaşırtıcıdır. Az önceki hesabı düşünün: Kocaman bir evren ve çok uzun bir zaman söz konusu. Yani bu 13.8 milyar yıllık süreçte -ki bilinen en yaşlı yıldız sistemi 12 milyar gibi bir yaşa sahip- herhangi bir yerde yaşam ortaya çıkıp gelişmiş olabilir. Diyeceksiniz ki, “Sadece yaşam yetmez ki, bitkiler de yaşıyor ama gidip uzay mekiği yapmıyorlar.”

Haklısınız fakat verilen sayının büyüklüğü ve zamanın genişliği çok ilginç fikirlere olanak sağlıyor:

Son iki bin yılda teknolojimizin geldiği hali bir hayal edin. Son iki bin değil, son iki yüz ve hatta son yirmi yılı düşünürseniz teknolojinin nasıl bir hızda geliştiğini çok iyi bir şekilde görebilirsiniz: Hızlanarak ve artarak gelişiyor.

Şimdi bir medeniyet hayal edin. Bizden sadece bin yıl önce ortaya çıkmış bir medeniyet. Bizimle eşit zekaya sahip, neredeyse aynı şartlarda ortaya çıkmış, sadece bin yıl erken davranmışlar. Aramızda olacak teknolojik farkı hayal edebiliyor musunuz? Yıldızlarası seyahat, ölümsüzlük, kendi yıldızını enerji kaynağı olarak kullanabilme gibi bizim sadece bilimkurgularda görebileceğimiz teknolojilere ulaşabilirler. Böyle bir teknolojiye ulaşmış medeniyet de arkasında izler bırakır. Yıldızlarından enerji elde etmek için kullandıkları sistemlerin kanıtları olur, eğer ki bu medeniyet bin yıl değil de iki milyon yıl önce ortaya çıkmış olsa galaksi çevresinde kolonileri olur… Bir kanıt olur elbet, fakat yok. Hiçbir şey yok ve bu da ilk soruyu doğuruyor: “Diğer medeniyetler nerede?”

Bu sorunun kesin bir cevabı yok. Bizden gelişmiş uzaylılarla karşılaşana kadar veya başka bir gezegende yok olmuş bir medeniyetin kalıntılarını bulana kadar bir cevap veremeyeceğiz. Yine de ortaya atılmış birçok fikir var, ben sadece birkaç tane belirgin olanı yazacağım:

  • Gelişmiş medeniyeti olan tek tür biziz,

  • Bir nedenden dolayı gelişen medeniyetler yok oluyor,

  • Milli park hipotezi (favorim).

İlk fikirle başlayalım. Bu kadar gelişmiş bir medeniyete sahip olan tek tür biz olabilir miyiz? Evet, tabii ki. Yine de zamanın çokluğu ve uzayın genişliği düşünüldüğünde çok da mantıklı bir fikir olarak gözükmeyebiliyor.

Diğer fikre gelelim: Herhangi bir sebepten dolayı gelişen medeniyetler yok oluyor.

Şimdi. Bu fikrin iki yanı var: Medeniyetler kendi kendilerini yok ediyor olabilir veya bir başka medeniyet gelip onları yok ediyor olabilir. Bunları gözden geçirdiğimizde ilk ihtimalin aslında o kadar da uzak olmadığını görebiliyoruz. Yüksek teknoloji geliştirmiş bir toplum kendisini yapay bir virüs, küresel ısınma, beklenmedik bir yapay zeka felaketi, nükleer savaş gibi sebeplerden dolayı kendisini çok kolay bir şekilde yok edebilir. Benzer bir yok oluşun şu an sınırında olduğumuz ve geçmişte de defalarca yaklaştığımız düşünülürse çok uzak bir ihtimal değil gibi.

İkinci ihtimalse biraz daha korkunç: Bizden milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış ve çok yüksek teknolojiye bir toplum gelişen diğer toplulukları gözlemliyor ve her seferinde bir medeniyet filizlenmeye başlayacak olduğunda gelip yok ediyor. Bir düşünün: O kadar gelişmiş bir medeniyet ki kendi kendini kopyalayabilen makineler yapıp uzaya yollayabiliyor. Bu makineler düştükleri gezegenlerde kendi kopyalarından üretiyor,başka gezegenlere yolluyor. Bu makineler indikleri yerde yaşam var mı diye yıllarca gözlemleyip o gezegenin sakinleri yüksek bir teknoloji geliştirmeye başladığında görevini yerine getirip gezegendeki herkesi öldürüyor. Bu sayede galaksideki tek gelişmiş topluluk olarak geriye sadece bu makineleri yapanlar kalıyor.

Bu iki fikir kısaca Büyük Süzgeç (Great Filter) diye geçiyor. Yani, herhangi bir sebeple belli bir teknolojik sınıra ulaşan medeniyetlerin kendisini yok etmesi. Şimdi diğer fikre geçelim:

Milli Park Hipotezi (Zoo Hypothesis), benim bu konuda en sevdiğim fikirlerden biri. Bu fikre göre çok gelişmiş olan bir medeniyet, bizim belli yerleri koruma altına almamız gibi bizi koruma altına alıyor ve dış temasa kapatıyor bizi. Bu sayede kendi kendimize gelişme ve dışarıdan müdahale olmadan ilerleme şansı yakalamış oluyoruz. Düşük bir ihtimal gibi mi duruyor? Evet. İmkansız mı? Hayır. Koca Evren’de yalnızmışız gibi durmamızın bir sebebi olmalı.

Burada yazdıklarım dışında başka fikirler de var: Belki de hiçbir medeniyet dışarıyla temasa geçmek istemiyordur, başlarına bir şey gelmesinden korkuyorlardır. Belki insanlık çok daha yeni yeni uzayı dinleyecek teknoloji geliştirdiği için kimseye ulaşamamıştır. Hemdışgezegen arayışımızın yeniliği hem de uzayı dinlemeye yeni yeni başladığımız düşünülürse (SETI en fazla 50-60 yıllık bir proje ve uzayı taramada kullandığımız radyo teknolojisiyse yüz yıldan biraz daha eski sadece) bu fikrin geçerliliği kabul edilebilir. Uzaylıları çok yanlış bir şekilde arıyor da olabiliriz: Örneğin, gezegenimize 500 bin ışık yılı ötedeki bir gezegende ortaya çıkmış olan bir akıllı yaşam türü,bundan bir milyon yıl önce radyo teknolojisini geliştirmişse ve birkaç bin yıl gibi bir süre bu teknolojiyi kullanıp sonra bizim sahip olmadığımız daha yeni bir teknolojiye geçmişse, biz onları dinleyip varlıklarından haberdar olmak için çok geç kalmış oluyoruz (500.000 yıl gibi bir gecikme).

SETI teleskopları

 

İç not :

Çok ilginç bir fikir daha var: “Evrim süresince görme, duyma ve hatta sesle yön bulma defalarca ve birbirinden bağımsız olarak gelişmişken bir medeniyet oluşturabilecek zeka sadece bir kez evrimleşti. Belki de zeka evrimde çok da gerekli bir basamak değildir.” Üzerine düşündüğünüzde gerçekçi bir yaklaşım olabileceğini görüyorsunuz, fakat Evren’in büyüklüğü ve sadece içinde bulunduğumuz galaksideki gezegen sayısı bile göz önüne alındığında yine de bir yerlerde akıllı yaşam formları olmalı gibi geliyor.

Sonuç

Evren çok büyük bir yer, çok fazla yıldız ve bu yıldızların çevresinde çok fazla gezegen var. Bu gezegenlerin bir kısmı bizim bildiğimiz karbon temelli yaşamı destekleyebilecek bir konumda fakat buna rağmen kendi gezegenimiz dışında doğru düzgün bir yaşam izine hiçbir yerde rastlayamadık ve insanlar sordu: “Herkes nerede?”

Cevabı kimse bilmiyor. Ki işin en güzel yanı da bu: Bildiğimiz katılaşmış kabuller yerine düşünmek ve cevabı bir gün bulunabilecek sorular sormak.

Zor sorular sizinle olsun.

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti