Hirtenstein Perspektifinden Muhyiddin İbnü’l Arabi

İsmet Araç, Stephen Hirtenstein’in perspektifinden Muhyiddin İbn Arabi’nin yaşamına, düsturlarına bakmaya çalışıyor.


Yeryüzü bugüne kadar birçok filozofa, bilim insanına, şaire, din adamına kapılarını açmıştır. Kimisi dönemler üstü eserler icra edip günümüze dahi ışık tutmuş kimisi de döneminde kalmış, yitip gitmiştir.

İnsanlar vardır, binalar inşa eder, şiirler düzer, en güzel güfteleri terennüm eder. Örneğin Hitchcock, filmler çeker; ertesi sabah uyandığında pencerene konan kuştan bile korkutur seni.  Tanpınar bir yeri tasvir eder; dün gördüğün İstanbul, sayfaların ardında kalmıştır, mana ile bezenmiştir.

Girizgahımı insandan, yeryüzünden, manadan bahsederek yapmaya çalıştım. Çünkü bugün size ilmini, öğretilerini asırlar sonrasına kadar bırakabilmiş bir Şeyhten bahsedeceğim: Muhyiddin İbnü’l Arabi.

Uzun bir süredir Stephen Hirtenstein’in Litera Yayınları’ndan çıkan kitabı Hayatı ve Fikriyatıyla – Muhyiddin İbn Arabi – “Bir Merhamet Abidesi” kitabını okuyor ve gerekli gördüğüm yerlerin altını çiziyordum. Bugün de sizlere İbn Arabi’yi biraz olsun tanımak için Hirtenstein’in perspektifinden altını çizdiğim pasajları sunuyorum.

Hirtenstein’in İbn Arabi Çıkarımları ve İbn Arabi’nin Hayatından Kesitler

“Mesela bir şiirde insanın evrimsel gelişimi kavramına Batı’da anılmaya başlamasından asırlarca önce işaret etmiştir.”

“Günümüzde İslam zannedilen şeylerin pek çoğu bu dinin merkezinde bulunan büyük manevi geleneğin solmuş bir yansımasından başka bir şey değildir.”

“Bir tarihçi “İslam dünyasının öğrenim sürecinin keşfedilme, uyarlanma ve Batılı bilginler tarafından kolonize edilerek uluslar arası eğitim dili olan Latinceye tercümesi yoluyla erişilir hale getirilme süreci, insanlığın entelektüel evriminde önemli dönüm noktalarından biridir.” diye işaret etmiştir. Mooris Spain R. Fletcher, s. 147

“Hangi şekilde olursa olsun kutuplaşma düşüncenin tamamlanmamış bir kipidir.”

“İlahi olanın kendini suretlerde izhar edişinin sebebi olarak İbn Arabi “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim, bu yüzden alemi bilinmek için yarattım.” kutsi hadisini nakletmeyi tercih eder. Gizli hazine isimlerdir ve vücudun belirlenmemiş haldeki imkanlarıdır. Muhabbet bütün yaratışın asli motivasyonudur ve kendini ifadenin bu imkanlarına olan sevgisinden, alemi bir “meydan” olarak bu farklı kipler içerisinde bilinmek için yaratmıştır. İbn Arabi açısından halkiyet (yaratış) görünmeyenin kendisini görünür hale getirmesinden başka bir şey değildir. Halik ve mahluk arasında kalıcı veya geçici bir ayrılık mevcut değildir.

“Eşyayı görmenin bir tek doğru yolu yoktur, fakat yolların her biri bütün evrenin , suret olarak değişen ilke olarak değişmeyen, manaların keşfinde hep taze olan tek bir Nur’un çoklu zuhurları olduğu olgusunu yansıtmaktadır.”

“İbn Arabi’ye göre Kur’an bilfiil yaşayan bir varlık yahut daha net olarak yaşayan varlıklardır. Çünkü her sure ve ayet canlı bir anlam dünyasıdır. Kur’an aynı anlamın çeşitli yönleriyle vahyedildiği “büyük kitap” olan evrene denk düşen aşkın mananın yoğun bir şekilde vahyedilmesidir.”

“Tohumun meyve verebilmesi için tarlanın uygun bir şekilde hazırlanması gerekmektedir.”

“Bir peygamber yahut elçi, uyuyanı uyandırmaya çalışan uyanık birine benzer.”

“El-Üryani’nin yanındaki çıraklığından altı yıl sonra, 1190’da, yirmi dört yaşında iken, İbn Arabi’nin hayatı dramatik bir şekilde değişmiştir. Öncelikle, belki de ilk şeyhinin vefatının sonucu olarak, erkek veya kadın pek çok şeyhle sohbet etmeye başlamıştır. Bunların arasında en dikkat çekenlerden birisi de fakir bir hayat sürdüren, doksanlı yaşlarında ihtiyar bir hanım olan Fatıma bint İbn el-Müsenna’dır.

“İnsan dini gelenek yoluna nasıl gerçekten bağlı olabilir? Bazı uygulamaların yıllar boyunca gözlemlenmesi, onların asli maksatlarına uygunluğunu teyit etmesi için yeterli gelmeyebilir. Bizden öncekilerin hata yapmış olması mümkündür ve işittiğimiz şeyin safiyeti hakkındaki kanaatimiz tam olmadıkça o şeye inanarak takip etmede pek değer yoktur.  Peygamber yahut Allah ehli ile olan mesafemiz fiziksel veya zamansal olarak ne kadar uzaksa, olası sapma ihtimali de o kadar büyük olur ve bu nedenle daha fazla dikkat gösterilmesi zorunludur. İbn Arabi “Haber veren kimsenin kendisini dinleyenlere göre doğru sözlü ve masum olması gereklidir.” demiştir. Zamanımızdan yaklaşık 2000 sene önce gönderilmiş bir nebevi mesajın geçerliliğini kabul etmeyi güç bulan pek çok kişi vardır. Onlar ya mesajın modern zamanlardaki önemini yahut mesajın iletilme yönteminin güvenirliğini sorgulamaktadırlar. “

“Bizim için doğrudan tecrübe ediş ve keşif dışında bu tahakkuk için başka yol yoktur. Tuhaf olan şey ise, bu en yakın olanın, bir şekilde baktığımız en son yer olarak görünmesidir. Büyük Türk sufisi Celaleddin Rumi’nin ifade ettiği gibi “Uçan kuşlar gibiyiz, havayı arayan.”

“Yakınlığın birçok derecesi en derin ve en kompleks ifadesini bütün makamları içine alan yakınlık makamında (makamü’l kurb) bulur. Bu makamı tahakkuk ettiren taife yaklaştırılanlar “mükarrebun” yahut tek olanlar “efrad” olarak adlandırılır. Velayetin bu en üst mertebesi kişinin kendi isteği ile hareket etmekten tamamen kurtulması ile yahut meşhur Çin hakimlerinden Lao Tsu’nun dili ile söylersek “eylemsizlik” ile nitelenmektedir. Eylem üstadın emirlerinin yerine getirilmesinden ibarettir; halis kul kendi başına hareket edecek kuvvete sahip olmadığını bilir. Her şeyi ve kulluğun yolu meşakkatli ve çorak bir arazi gibidir. İbn Arabi burada seyahat eden kişileri deve sürücüleri (rukban) olarak adlandırmaktadır. Deve özellikle Araplara özgü bir binektir, çölün zorluklarına uygundur ve bu yüzden deve binicisi Muhammedi durumun mükemmel bir örneğidir.

“İnsan-ı kamile en yakın gelen bitki türü ağaçtır.”

“Mesela İbn Arabi şiirlerinde “mermer heykeller” imgesine atıf yapmakta ve bunu aklın ve şehvetin ilişik olmadığı ilim çeşidi olarak belirtmekte ve bundan dolayı cansız diye nitelemektedir.” The Tarjuman al-Ashwaq, s.71

Michel Chodkiewicz’in işaret ettiği gibi “İbn Arabi’nin düşüncesi sadece Kur’an hakkında bir tefekkür değildir. Kur’an kendisine o kadar organik bir şekilde bağlanmıştır ki ikisi neredeyse gerçekten ayrılamaz bir haldedir.” An Ocean Without Shore, s. 95

“Kısa süreli ömrümüzün değişen algılarının merkezinde İbn Arabi’nin zaman zaman tecdidi’l –halk fi’l-anat yani yaratılışın her lahza yenilenmesi diye işaret ettiği şey bulunmaktadır. Birbirinin aynı olan iki an yoktur. Şeyhe göre zaman ve mekan bu aralıksız yenilemenin etkilerinden ibarettir ve bizim uzaydaki dışa dönük hareketlerimiz Allah’ın sürekli yaratıcılığının yansımalarından başka bir şey değildir.”

“Kelamın hakikatini idrak etmenin anahtarı sükuttur. Sükut etmeyi bilmiyorsak doğru bir şekilde dinlemeyi ve duymayı da bilmiyoruz demektir.”

“Ümmilik zahiri anlamda anlamda okuma yazma bilmemek olmayıp, ins veya cinin temas etmediği, bütün akli düşünce ve fikirlerden azade olarak Allah’ın elinde bakir toprak halinde bulunmaktadır.”

“İbn Arabi öğretileri sadece yazı dünyasına münhasır kalmamıştır. Mesela yapılan son araştırmalar dünyanın en güzel binası olarak methedilen Tac Mahal’in Fütuhat’ın hesap günü hakkındaki tasvirleri temel alınmak suretiyle dizayn edildiğini göstermiştir.”

İbn Arabi’nin Eserlerinden Kesitler

“Züht, tefviz ve teslim , rıza ve sabır dört önemli hakikattir. Kendisinde bunlar bulunmayan bir kişi Allah yoluna ehil değildir. Zühdün zorunlu hakikati Allah’ın seçtiğini kendi seçtiğine tercih etmen ve yerine getirmendir. Tefviz ve teslim Allah’ın senin için seçtiğine, ister sefa ister cefa olsun, ister hoşuna gitsin ister gitmesin itaatkar bir şekilde teslim olmandır. Bir şeyi hoşlanarak yapmak tefviz ve teslim hallerinden birisi olan rızadır. Sabrın zorunlu hakikati nefsi şikayet etmekten men etmendir. İnleyip duran artık sabırlı değildir; sızlanan kimse şikayet eder. “  Kitabü’l-İnbah, JMIAS XV, s. 18

“İbn Arabi’ye göre saf kulluk makamı kelimenin tam anlamıyla hakiki bir yoksunluktur.”

Bu makama ulaştıktan sonra hiçbir hayvanım, hatta giydiğim bir elbisem bile olmadı.

Giydiğim elbiseyi, bana kullanım izni veren belirli bir şahıstan ödünç alarak giyerdim.

Ne zaman bir şey elde etsem, onu hemen elden çıkarırdım; ya o şeyi (birine) bağışlar

yahut azat edilecek bir şey ise azat ederek ona sahip olmaktan kurtulurdum. Bu durum bende

Allah’a tahsis edilmiş kulluk makamına yerleşmek istediğimde gerçekleşti.  Fütuhat-ı Mekkiyye, I:196

“Evliya dört düşmana yani istek ve arzular, benlik, dünya ve şeytan ile olan cihatlarında yardım ederek işlerini, tevellasını üzerine aldığı kişilerdir.” Fütuhat- Mekkiyye II: 53

“İki arkadaşımla birlikte yaşaması için ona sazlıktan bir kulübe yapmıştık. Derdi ki: “Beni görmeye Gelenler içerisinde hiç kimseyi İbn Arabi kadar takdir etmedim.” Bunun sebebi sorulunca da “Diğerleriniz bana hep kendinizin bir parçasını getiriyorsunuz ve kaygılarla dolu o tarafınızı da burada bırakıyorsunuz, ama İbn Arabi benim için bir teselli oluyor. O bana kendisinin tamamını getiriyor. Ayağa kalktığı zaman tümüyle kalkıyor, oturduğu zaman tümüyle oturuyor ve kendisine ait bir parçayı da başka bir yerde bırakmıyor. Yol ehli insan böyle olmalı. “ Ruhü’l-Kuds, s. 132; Sufis of Andalusia, s. 143

Türbesi Şam şehri dışında Kasiyun Dağı eteğindedir.

‘Kur’an senin kalbine bir kerede topluca nazil olmuştur.’ dediğimizde onu ezberleyip hıfzetmeni kastetmiyoruz. Bizim kastettiğimiz ruhani ve manevi bir husustur. ‘Kur’an sendedir, fakat sen onu bilmiyorsun.’ Demek istiyorum. Çünkü Kur’an bir semaya nazil olduğu zaman, onun nassının ezberlenmiş olması şart değildir. Sonra üzerindeki perden kalktığı oranda, kalbinden sana, yine senden bölümler halinde nazil olur. Ben bunu, yolun başında iken kendimde gözlemledim. Kitabü’l İsfar, s. 20-1

Ben tek hakikat olarak doğmuşum yalnız başıma

Bütün insanlar ise nedenlerin çocuklarıdır.

Fütuhat’ın 11. Bölümünün girişinde yer alan şiir. Fütuhat-ı Mekkiyye, I: 138 ve Osman Yahya , 2:308

 

İsra yolculuğu gecenin örtüsü altında gerçekleşmiştir. Kendisinin ifade ettiği gibi “tüm peygamberlerin isra yolculukları gece meydana gelmiştir; zira gece sır ve örtünme vaktidir” ve gece  aşıkların en çok sevdiği zamandır, çünkü seven ve sevilen ancak o zaman birleşir, sevgili ile halvet gece gerçekleşir. Kitabü’l İsfar, s. 24

İbn Arabi ve Rumi

İfade tarzları farklı gözükse bile İbn Arabi ile Rumi arasında güçlü bir bağlantının bulunduğu konusunda hiç kuşku yoktur. Henri Corbin’in ifade ettiği gibi:

İkisi de ilhamlarını aynı tecelli duygusundan, aynı güzellik özleminden ve aynı aşk esinlenmesinden almaktadır. İkisi de görünen ve görünmeyen, fiziki ve manevi olanın soğrulmasına doğru yönelmişlerdir.” Creative Imagination in the Sufism of Ibn Arabi, s. 70-71

“Rumi’nin tasavvuf şiiri alanındaki büyük eseri Mesnevi’yi yorumlayanların hemen hemen hepsinin İbn Arabi öğretilerinde derin bilgi sahibi oldukları ve bazılarının Rumi’yi anlamak için İbn Arabi’yi öğrenmenin gerekli olduğu kanaatini muhafaza ettiklerini belirtmemiz gerekmektedir.”

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti