Hammamizade İsmail Dede Efendi

Bedirhan Öner’in “Muhterem bir zat, Türk Klasik müziğinin kurtarıcısı, hanende ve mevlevi: 19.yüzyılın en büyük bestekârı Hammamizade İsmail Dede Efendi’den kelam edeceğiz.” diyerek tanımladığı yazısı Preminger Kalem Dairesi’nde.


Türk musiki tarihinin önde gelen şahsiyetlerinden olan Dede Efendi, 10 Zilhicce 1191’de yani 9 Ocak 1778 tarihinde İstanbul Şehzadabaşı’nda doğdu. Babası, Akka Kalesi’ni Napolyon Bonapart’a karşı savunmasıyla nam salmış meşhur Cezzar Ahmet Paşa’nın uzun süre mühürdarlığını yapan Süleyman Ağa, annesi de Rukiye Hanım’dır.

Doğumu kurban bayramının ilk gününe rastlaması hasebiyle kendisine İsmail adı verilmiştir. Babasının hamam işletmeciliğiyle meşgul olmasından dolayı “Hammamizade”, Mevleviyye tarikatına mensup olduğundan mütevellit de “İsmail Dede” veya “Dede Efendi” olarak tanınmıştır.


Bir Çınar Yetişiyor

İsmail, ilköğrenimi Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nin bitişiğindeki Çamaşırcı Mektebi’nde tamamlamış ilköğrenimi sonrasında da Defterdarlıkta Başmuhasebe Kalemi’nde kâtip muavini olarak çalışmaya başlamıştır. Öğrenciliği sırasında sesinin güzelliğinden dolayı ilahicibaşı başı seçilmiş, bir merasimde sesinin Anadolu Kesedarı Uncuzade Mehmet Emin Efendi tarafından beğenilmesiyle de ilk musiki derslerini Mehmet Emin Efendi’den almıştır.

Derviş meşrep, tasavvufla ve musikiyle ilgili olan kişilerin muhakkak yolunun düştüğü adeta bir müzik okulu vazifesi gören Yenikapı Mevlevihanesine İsmail’in de yolunun düşmesi de muhakkaktı. Düzenli olarak gittiği Yenikapı Mevlevihanesi’nde Ali Nutki Dede ile kardeşi Abdülbaki Nasır Dede ve o devrin önde gelen hanendelerinden faydalanarak kendini yetiştirmiş. Ney üflemeyi Abdülbaki Dede’den öğrendiği söylenegelmiştir.


Yenikapı Mevlevihanesi – Günümüz

20 yaşına geldiğinde Ali Nutki Dede’ye yani Mevleviliğe intisap (bağlanma) ederek 3 Haziran 1798 tarihinde Dervişlikten “Dede” olmak üzere 1001 günlük çileye soyundu. Mevlevilikte 1001 günlük çile tamamlanmadıkça “Dede” olunamazdı.

Nev – Niyaz

Dergâha yeni gelen derviş adayına Nev-niyaz denilir. Nevniyaz, matbahta 18 basamaklı bir imtihan sürecinden geçecek ve bu süreçte insanlara gönüllü hizmet edecektir. Nefsi terbiye etmek, ahlaken olgunlaşmak… Hepsi bu sürecin bir parçası olup eğer gönlü razı olursa da 1001 günlük çileye girmek üzere Kazancı Dede’ye ikrar verilir. 1001 günlük çileyi tamamlayan Derviş, çile çıkarmış ve artık “Dede” olmuştur. İsmail Efendi de 6 Mart 1802 tarihinde çilesini tamamlayarak “Dede” unvanını aldı. Tarihlerin bu kadar kesin bilinmesin sebebi de şeyhi Ali Nutki Dede’nin yazmış olduğu “Defter-i Dervişan” adlı eserdeki kayıtlardır.

Dede Efendi, çiledeyken bestelediği üslup ve melodik yapı itibariyle farklı olan “Zülfündedir Benim Baht-ı Siyahım” adlı eseriyle musiki çevrelerinde büyük bir yankı uyandırdı. Öyle bir yankı ki dönemin padişahı olan 3.Selim İsmail Dede’yi saraya çağırarak şarkıyı kendisinden dinledikten sonra takdirlerini bildirdi.Bu yıllarda birçok beste icra eden Dede Efendi’nin şöhreti iyice yayılmaya başladı. Bu şöhreti 3.Selim gibi sanatkâr, özellikle musikişinas bir devlet adamının gözünden elbette ki kaçmıyordu. Çok geçmeden tekrardan saraya çağrıldı, haftada iki defa düzenlenen küme fasıllarına hanende olarak katılması istendi, 3.Selim‘in hamiliğinde müziğini burada icra etti.


1802 yılında saray hatunlarından Nazlıfer Hanım’la evlenmesinden sonra bugün de yerinde duran Akbıyık mahallesinde kiraladığı bir eve taşındı. Ayin günleri mevlevihaneye gidip musiki dersleriyle meşgul olan Dede Efendi 1804’te şeyhi Ali Nutki Dede’yi bir yıl sonra da ilk çocuğu Salih’i kaybetti. Oğlunun vefatı üzerine duyduğu üzüntüyü ,“Bir Gonca-femin Yâresi Var Ciğerimde” mısralarıyla başlayan eserinde dile getirdi. 1808’de hamisi 3.Selim, 1810 yılında da ikinci çocuğu Mustafa vefat etti.


Musahib – i Şehriyariler – Müezzinbaşılık

Dede Efendi’nin hamisi 3. Selim’den sonra da sarayla münasebeti gelişerek devam etmiş, Sultan 2. Mahmud devrinde 1812 yılında “Musahib-i Şehriyari”ler (Padişahın sohbet arkadaşları) arasına alınmıştır. Daha sonrasında ise müezzinbaşılığına getirilerek sarayda mevkii olarak hatrı sayılır bir konuma gelmiştir. Kendisine bahşedilen makamın, mevkinin adeta karşılığını verircesine musiki hayatında en verimli dönemini 2.Mahmud devrinde geçirmiştir. Bu dönemde 1824-1839 yılları arasında yedi adet Mevlevi ayini bestelemiş, gittikçe yayılan Batı müziğine Türk musikisiyle karşılık vermiştir. Türk musikisinin ayin, durak, tevşih, savt, ilahi, peşrev, saz semaisi, murabba, semai, şarkı, türkü gibi dini ve din dışı alanlardaki hemen her usulde eser vermiştir. Bestelerinde dikkati çeken en önemli özellik ise klasik üslubun korunmuş olmasıdır.

“Artık bu oyunun tadı kaçtı.”

Sultan Abdülmecid dönemine geldiğimizde Batı müziği artık revaçta olup, Dede Efendi’nin de bu durumdan rahatsızlık duyduğu ve “Artık bu oyunun tadı kaçtı.” şeklinde talebelerine yakındığı söylenir.


Vefatına Doğru

2.Mahmud zamanından beri yerine getirdiği müezzinbaşılık görevine bu dönemde de devam etmesine rağmen sarayda eski samimi havayı bulamayan İsmail Dede, 1842’de saraydan ayrılır. İsteği üzerine Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Ahırkapı civarında bir konak tahsis edilir. Vefat edinceye kadar da yaşantısını talebeleriyle burada geçirmiştir.

Dede Efendi, 1846 yılında talebeleri Dellalzade İsmail ve Mutafzade Ahmet Efendilerle birlikte çıktığı hac yolunda yakalandığı kolera hastalığından kurtulamayarak 29 Kasım 1846 tarihinde Mina’da vefat eder. Cenazesi Mekke’deki Cennetü’l-muallâ’da Hz. Hatice’nin ayakucuna defnedilmiştir.

Hammamizade İsmail Dede Efendi, 68 yıllık ömründe 500’ün üzerinde eser bestelemiş (maalesef ki bu eserlerin çoğu günümüze ulaşamamıştır), yetiştirdiği pek çok talebe ile musikiye yeni bir üslup ve kimlik kazandırmıştır. Hafızasındaki eserlerle geçmişimiz ile geleceğimiz arasında köprü vazifesi görmüş, kendisinden sonra gelen sanatkârları etkileyerek Türk Klasik Müziğinin günümüz nesillerine ulaşmasını sağlayarak kurtarıcımız, muhafızımız olmuştur. Yıllar, rejimler, siyasetçiler her dönem değişmiştir; değişmeyen şey ise halen dilimizde dolanmaya devam eden şarkılar, türkülerdir. Rahmetlinin meşhur eseri “Yine bir gülnihal”i kim bilmez ki?

 

 

Rahmetle, minnetle…

 

Yazar Hakkında

Bedirhan Öner

Tarihe, kültüre, insana meraklı -bu yolda kendince bir meramı olan- bir garip seyyah.

Yorum

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti