Franz ile Hermann: Babaya Sitem

Franz Kafka Babaya Mektup - Kafka Üzerine - Kafka ve Babası - Kafka Yazıları

NOT:Bu yazımı öncelikle Kafka’nın ölümünden sonra eserlerini bize kazandırıp efsanesini yaşatan Max Brod’a, canım anneme, Eren Bahadır Aras, Murat Emrah Kanra, İsmet Araç ve bu duygu yüklü, sitem dolu mektubu kaleme adan Franz Kafka’ya adıyorum.

GİRİZGAH

Kitapsever tüm bireylerin, ilk gençliklerinde uğradıkları duraklardan biri olmuştur Franz Kafka. Basit görünen karmaşık duyguları ve varoluş bunalımını öylesine içten, dobra bir şekilde yazar ki kendini belirsizliğin gölgesinde kalmış tüm insanların sözcüsü olmuştur. Gelin görün ki Franz, bunu hiçbir zaman deneyimleyemedi. Bulunduğu şu mavi gezegende bir an bile olsun varlık göstermek istedi. Sevmek, sevilmek istedi.



f063ed469afd5f76c22f715f54c52e56

Belki de insanoğlunun bencilliğinden ve kıymetini sonradan tanımasından olsa gerek, Kafka’nın değeri 1945’e kadar bilinmedi, yani ölümünden 21 yıl sonra. Kendinden asırla önce yaşayan meslektaşı Cyrano de Bergerac gibi hayatındaki her fırsatı kaçırmıştı. Şanlı bir ölümü bile. Bundan önce, evlenebilecekken babasının tavırlarından  ve kendi duygu durumundan ötürü evliliğin eşiğinden dönmek zorunda kaldı ya da sakin bir hayatı yaşayamadı. Kısacası bir insanın hayatında dileyebileceği en güzel dileklerden mahrum kaldı. Düşüncelerini, zengin anlatımla bezenmiş öykülerini yaşadığı senelerde sınırlı sayıda insana ulaştırabilmiş ve ölümüne yakın zamanlarda Max Brod’dan eserlerini yakmasını istemiştir. Eğer Brod yaksaydı belki bugünkü yazı da var olmayabilirdi yahut en önemlisi Franz Kafka gibi bir değeri tanımayabilirdik.

TUTUNAMAYANIN SİTEMİ

Bu yazıda, Franz Kafka’nın babasına 1919 senesinde yazdığı fakat babasına ulaşmayan mektubunu ele alacağız. Kafka, Kasım 1919’da babasıyla arasındaki buzları eritmek için el yazısıyla 103 sayfayı (daktiloda 45 sayfaya eşdeğer) babasına karşı dobra ve uçları keskin eleştiriler doğrultur ama sanatçı duyarlılığından olacak ki Kafka, mektuba şöyle başlar:

“Çok sevgili babam,

Geçenlerde bir ara, neden senden korktuğumu savunduğumu sormuştun. Her zaman olduğu gibi sana verecek yanıt bulamamıştım; bunun nedeni kısmen sana karşı gerçekten duyduğum korku, kısmen de bu korkuyu gerçekleştirmek için konuşurken aşağı yukarı bile olsa toparlayamayacağım kadar çok ayrıntının gerekiyor olmasıdır…” syf. 1

800px-de_kafka_brief_an_den_vater_001

                                                                                Kafka’nın babasına yazdığı mektubun birinci sayfası, 1919

Aslına bakarsanız Kafka’nın babasına olan öfkesini, sitem dolu hislerini özellikle “Dönüşüm” öyküsünde yahut dolaylı olarak “Dava“da görebilirsiniz. Hermann Kafka (Franz’ın babası), bir Çek Yahudisi bir aileden gelmektedir. Mektupta babasının eğitimsiz, bir kasabın oğlu olduğunu biliyoruz. Karısına karşı her ne kadar da şefkatli olsa da, çocuklarına karşı -belki de Valli hariç, çünkü Hermann’a karısını anımsatıyordu- sert ve acımasız davranıyordu. Özellikle, Franz’ın kız kardeşlerinden Ottla ile -Franz’dan daha şiddetli bir şekilde- çatışma halinde olduğunu öğreniyoruz. Ottla, kendi özgürlüğünü evlenerek ve çoluk çocuğa karışarak edinmiş. Hatta, Franz’ın yapamadığını yaparak hayata tutunabilenlerden olmuştur.

Bu sayfalar süren mektupta Kafka, babasının kendisine karşı zalim ve bencilce davranışlarını, cinsellik, evlilik, aile hayatı ve öz yabancılaşma üzerinden şefkatli fakat derine işleyecek bir şekilde eleştirir. Kafka, her ne kadar da babasına sitem etse de babasının her konuda haklı olduğunu ve kendine yabancılaşmanın, evlenemeyişinin ve yetişkin olamayışının asıl nedeni olarak babasını görür.

Şimdi soracaksınız anne figürü bu ailenin hangi köşesinde ya da noktasında diye. Kafka, annesinin oldukça şefkatli ve anlayışlı fakat babasına karşı körü körüne sadık olduğunu belirtir. Bunun yanı sıra, çocuklarla babanın arasındaki çatışmada annelerinin ortada kaldığını belirtir.

CİNSEL ACAYİPLİKLER ve BABA ZORBALIĞI

hermann

Mektubun ilerleyen sayfalarında Franz, babasından sürekli hakaretler yediğini ve babası gibi sert, güçlü olmadığı için -kısacası babası gibi olmadığı için- babasının psikolojik tacizlerin seneler geçtikçe daha da arttığını belirtir. Babasının dükkanında çalışırken, dükkandaki herhangi bir huzursuzluktan yahut müşterinin memnuniyetsizliğinden Franz sorumlu tutulmuş. Başka bir örnek de babasının sürekli kendini yüceltip çocuklarını sorumsuz, batağa saplanmış ve sürekli kendini haklı görmesidir. Mektupta ilgi çekici ayrıntı, babanın çetin şartlarda yetişmesine rağmen çocukları benzer çetin ortamlara girdiklerinde onları emekleri için övmek yerine sözde sorumsuzluklarından ötürü hoşnutsuzluğunu dile getirmesidir.

İnsan -en azından aklı başında olan- olduğu gibi kabul edilmek ister. Dünyaya kendi gözleriyle bakıp, şapkasını yan çevirip sersemce kahkaha atıp Ay’ı fethetmek ister. Değirmenin pervanelerine çarpıp yükseklere uçmak ister. Asalak bir fidan gibi alabildiğinde yükseklere doğru filizlenmek ister.  Franz, bu olanaklardan mahrum bırakılmış fakat bu olanakları anahtar deliğinden izlemekle yetinmiştir.

Evlenmeyi bir kaçış noktası olarak görür. Babasından kaçmanın bir yolu olarak görmenin yanı sıra, kendisini babasıyla daha  yakınlaştıran bir etmen olarak da görür; çünkü aileye yeni bir fert katılacaktır. Yine de evlenmeyi arzular fakat evlilik girişimleri babası tarafından engellenmiştir. İki defa evlenmenin eşiğinden geldiğini bahşetmiştik. Birinci girişimden aldığı derslerle ikinci girişimine karşı büyük umutlar beslediğini söyler. Gelin görün ki, babasının engeli görülür. Daha çok psikolojik bir engel. Açıkça belirtmese de, Kafka bizi on altı yaşına götürür. Babası, o zamanlarda cinsellik konularında zararlı etkilerden kurtulmak ve cinsel kimliğini keşfetmek için Franz’a açıkça hayat kadınlarına gitmesini öğütler, evlilik için de acele etmemesini söyler; asında Franz’da evliliğin kirli bir iş olduğuna dair bir algı yaratmak ister. Haliyle, bu algı Franz’da peşini bırakmayacak bir suçluluk duygusunu körükler. Muhtemelen, mektup yazılmadan yirmi yıl önceki bu konuşma Franz’ın evlenme girişimlerinin başarıya ulaşmamasının önemli nedenlerinden biridir.

VARLIK GÖSTERME ÇABALARI

Önceki sayfalarda da, kendi varlığını sorguladığını görürüz. Geleneksel erkek ya da Yahudi birey kalıplarına uymadığını anlatır. Ayrıca bunlar da, babasının gözüne girmemesinin nedenlerinden biridir. Düşünsenize, yirminci yüzyılın başındalar. Toplumsal cinsiyet rolleri, henüz derin bir inceleme ve keşfe müsait değil. Farklı hissetmenin, erkek adam olmamanın ayıp olduğu dönemlerde Franz bu yük yaratan varlık gösterme çabalarına da parmak basar:

“… Ancak hiçbir şeyden emin olmadığım için, her an varlığımın yeniden doğrulanmasına ihtiyaç duyduğum için, gerçek anlamda, kuşku barındırmayacak şekilde, tek başıma, yalnızca bizzat açıkça belirlediğim hiçbir şeye sahip olmadığım için, aslında mirastan yoksun bırakılmış bir erkek evlat olduğum için en yakınımdaki şeye, kendi bedenime de güvenim kalmamıştı elbette; boyum uzayıp duruyordu, ama bununla ne yapacağımı bilmiyordum, taşıdığım yük fazla ağırdı ve sırtım kamburlaştı; hareket etmeye hele ki idman yapmaya pek cesaret edemiyordum ve çelimsiz kaldım; hala sahip olduğum her şeye, örneğin sindirim sistemimin iyi çalışmasına mucize gözüyle bakıp şaşırıyordum; bu halim bunu da yitirmeme yetti ve böylelikle her türlü hastalık hastalığının yolu açılmış oldu…” syf. 40

Bu varlık gösterme çabası, okul hayatında başlamış. Derslerinde (matematik hariç) başarılı sayılsa da içini başarısızlık korkusu kaplamış ve akademik başarıyı, varlık gösterme çabasını ödüllendirecek bir başarı olarak görmediğini belirtir. Hayatın ve varlık göstermenin, derslerdeki başarıdan çok ötede bir durum olduğunu vurgular. Haksız da sayılmaz. Akademik başarı hayatımızı doğru kulvarlara sevk etmek için bir çeşit katalizör olabilir; fakat hayatta ilerleme yahut varlığa doğrudan etkisinden söz edemeyiz.

MUSEVİLİK VE BABA

Kafka, babasının göründüğü kadar dindar olmadığını ve dini, çocukları üzerinde -bilhassa Franz’ın üzerinde- bir korku ve ikna aracı olarak kullandığını ayrıca babasının kendi kimliğini, saygınlığını yüceltme aracı olarak kullanıyor. Bu yüzden, inançlara karşı bir set çektiğini dolaylı olarak dile getirir. Özellikle bizim toplumumuzda yabancı olmadığımız bir durumdur, dinin bir korku mekanizması olarak kullanılması. Önce ailede başlar, ardından toplumda genişler. Öte yandan babası Yahudiliği mutlak doğru olarak görür fakat bunun nedeniyse tamamıyla geçmiş yaşantılardan gelen ritüeller; yani derinleşen bir sadakat değil. Yahudiliği bir çeşit statü kalkanı olarak kullanır. Franz ise Yahudiliğe farklı bir pencereden bakmak istemesi, babasında “Yahudiliğe” veya Franz’ın kendisine karşı tiksinti uyandırır.

Özellikle muhafazakar ailelerde, fikir ayrılıkları -bilhassa dine iki farklı yaklaşım- nesiller arasındaki çatışmayı kıvılcımlandıran nedenlerden biridir. Ebeveyne göre onların izlediği yol mutlak yoldur, başka bir yol yoktur. Bütün mesele bu. Her şeyi bir kenara atın, aslında mesela basit: Nesil çatışması.

KURULAMAYAN KÖPRÜ

Sayfalar dolusu siteme rağmen, Kafka içten içe babasıyla arasındaki uçuruma bir köprü inşa etmek ister. Babasına karşı sevgisi mevcudiyetini korumaktadır. Babasına sadece hatalarını gösterip, masumane bir şekilde geçmişe sünger çekip babasının gözüne girmek ister. Amaç çok tanıdık geldi değil mi? Birçok filmde, birçok romanda aynı konu üzerine inşa edilmiş öykülere tanık olduk. Çoğunlukla bir bedel ödeyerek, babayla oğul arasındaki barış köprüsü kurulur. Ne yazık ki Franz Kafka ile babası Hermann Kafka arasında bu köprü hiçbir zaman kurulamayacaktır. Babaya Mektup, muhtemelen tüm zamanların en samimi, sözünü sakınmayan, en yürek burkan itiraf mektuplarından biridir. Bu mektubu okuyunca Kafka’nın eserlerini okurken zihinde önceden var olan boşluklar dolacaktır, eserlerini okurken büyük resmi rahatlıkla görmemizi kolaylaştıracaktır.

 

Ne yazık ki bu mektup babaya ulaşamadı. Mektubun babaya ulaşmaması için anne, Kafka’ya geri vermiştir. Ardından Kafka, mektubu bir daha yeniden yollamadan 1920 yılında yakın arkadaşı Milena Jesenska’ya Advokatenbrief olarak vermiştir.

Kendi görüşümü soracak olursanız, ebeveyn olmak oldukça uğraştırıcı bir görev. Aynı şekilde bir evlat olmak da. Biyolojik olarak herkes anne-baba olma yetkinliğine sahip olsa da, ruhsal açıdan çok az insan bu görevi gerçekten hak ediyordur; çünkü dünyaya getirdikleri çocukları kendi mülkleri sayarak onları metalaştırıp düşünsel anlamda da kendi kopyaları haline getirmek isterler. Ne yazık ki, gerçek hayat böyle işlemiyor. Her birey kendine mahsustur, dünyaya getirilen çocuklar da.

En iyisi çocukların ya da kendi çocuklarınızın hayatını çalmayın. Onlara zorbalık etmeyin, ölçülü davranın. Sevin, sevilin. Eleştirin fakat yapıcı bir şekilde eleştirin. Övün ama şımarıklığa zemin hazırlamayacak şekilde övün. Yeter ki çocuğunuza da birey olduğunu hatırlatacak şekilde değer verin.

Son sözü kendini hiçbir zaman yetişkin hissedemeyen, iletişimsizlik, babasına ve kendine karşı yabancılaşmadan muzdarip Franz Kafka’ya bırakarak bu haftaki yazımızı noktalıyoruz.

“…Yaşam bir sabır oyunundan fazlasıdır; ama bu itirazla ortaya çıkan düzeltmeyle -ki bu düzeltmeyi tek tek ayrıntılarıyla ne anlatabilirim nede anlatmak isterim- bence gerçeği öylesine yakın bir noktaya ulaşıldı ki, bu ikimizi de biraz yatıştırıp yaşamayı ve  ölmeyi kolaylaştırabilir.

Franz”

todesanzeige-deutsch

1924- Kafka ailesinin, Franz Kafka için verdikleri ölüm ilanı. Babası Hermann Kafka, 1931’de; annesi Julie ise 1934’te hayata veda edeceklerdi.

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti