Eksik Olan Kanatlarımız

Eksik Olan Kanatlarımız

Bu hafta Kıvanç Sezer’in ilk uzun metraj filmi olan Babamın Kanatları’nı izleme şansına eriştim. Bir dert üzerine inşa edilmiş olan bu film, bol ödüllerle taçlandırılmış olsa da maalesef gişede hak ettiği başarıya ulaşamadı. Umuyorum, adalet terazisini şaşırmış olan insanı, öfkeden kuduran toplumları, dini çok yanlış anlamış olan kindarları, ırkı yüzünden hor görülen Berzan’ı, Ahmet’i, John’u anlatan filmler bir gün bu ülkede defalarca izlenir. (Keşke dünyayı daha yaşanabilir kılsak da tüm bu dertleri sadece kurgularda canlandırabilsek.)

Bilindik Bir Hikaye

Filmin ilk planı inşaat işçisi İbrahim’in (Menderes Samancılar) yüzünde açılıyor. Bu plan sanki tüm filmin umudunun, korkularının, telaşesinin habercisi gibi. Ardından İbrahim’in ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğreniyoruz. Dramatik gereksinimi gereği iki çetrefilli yol arasında kalıyor: Yaşam ve Ölüm. Çok tanıdık ve ucuz değil mi ülkemiz için bu iki gereksinim?

Gelin hikayeye biraz daha ayrıntılı bakalım;

Van – Erciş depreminin hemen ardından kızını ve karısını arkasında bırakan İbrahim, İstanbul’a para kazanma umuduyla gelir ve bir inşaatta çalışmaya başlar. Amansız hastalığını öğrenmesi geç olmaz. Emekli olması için 1800 günü doldurmuş olması gereken İbrahim’in 1072 günü dolmuştur. Yani emeklilik parasından gelecek olan ümit kesilir. Şantiyede işçilerin ücretleri ödenmezken, bir de işçi ölümleri, ailelere verilen bir miktar parayla gündemden kaldırılır. İbrahim’in Erciş’te bekleyen sevdiklerine para göndermesi gerekmektedir. Bir yanda kendi derdi bir yanda ekmek derdi derken umudu düşük macerasına bizleri de dahil eder. Kısacası gayet bilindik, ülkemizde yaşanma olanağı yüksek bir hikaye ile karşı karşıyayız.

Sinemada klasik hikayeler her zaman vardır ve tabii önemli olan onların nasıl işlendiğidir. Kıvanç Sezer, Kürt işçisinin perspektifinden bu hikayeyi bizlere anlatmayı tercih etmiş. Seçiminden dolayı kendisini kutluyorum; çünkü gayet özgün bir anlatımı ve samimi bir dili olan yönetmen daha ilk filminden kültler arasına girmeye hazır gözüküyor.

İki Yan Karakter

İbrahim İstanbul’a yalnız gelmemiştir. Yeğeni Yusuf (Musab Ekici) da ona bu yolculukta yoldaşlık etmiş ve inşaatta çalışmaktadır. Yusuf çalışarak üst kademelere çıkabileceğini düşünen, hayallerine inanan ve aşık bir Kürt işçisidir. Daha doğrusu “küpeli” Kürt işçi desek anlam daha iyi oturur. Nedenine geleceğiz! Bir sevdiği vardır Yusuf’un, adı Nihal (Kübra Kip), türbanlı kadın sembolüne karşılık gelen yan karakterimiz. Belki  Kübra’nın hoşuna gider, ilgisini çeker diye takmaktadır küpeyi bizim Yusuf. Bu çifti Kıvanç Sezer’in günümüz iktidarının kodladığı çiftleri göstermek için kullandığını düşünüyorum. Türbanlı kadın, düzene bağlı erkek ve düzene uydukları müddetçe evliliklerinin olabileceğini düşünen bir çift modeli.

Uzaklarda Arama

Kıvanç Sezer bizi Avcılar – Esenyurt şantiyelerine götürüyor. Şantiyelerin boğucu grisine, çıkar kokan katlarına, ruhunu satmış yöneticilerine çıkıyor her yükselen bina. Arada bir plana, sürü halinde kuşlar dahil oluyor ve binaların arasından rüzgar gibi geçiveriyorlar. Yönetmen röportajında çoğunun kurgu dışı olduğunu, o an öyle denk geldiğini belirtmiş. Ne ilginç değil mi ”özgür kuşlar”?

Silüet Seçimi

Filmde en ilgimi çeken unsura geldi şimdi de sıra. Filmde uzun müddet karanlık bir ton hüküm sürüyor. İnşaat işçilerinin yüzlerini seçmekte çok zorlanıyor insan. Peki ama bunun sebebi ne? Film, cevabını bir süre sonra kendisi veriyor. Yöneticinin, arabulucunun, emlakçının sahnelerine geldiğimiz an aydınlanıyor tüm insan yüzleri; açığa seriliyor tüm art niyetleri. Emekçi, bir simgedir. O bir özne değil; bir direnişin sembolüdür. Ondan bir tane yoktur. Binler, on binler karşılık gelir. Hepsi de o onurlu silüete yaraşır.

İşçi ölümlerinin tükendiği, iş kazalarının bu işin fıtratına bağlanmadığı güzel günlere bir selam olsun.

 

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti