Dünyaya Çeyrek Kala: Butimar

Eğer olur da okuma listenizdeki kitap sayısını bir tane daha arttırmak isterseniz bu yazı tam da size göre! Feyza Bengül, Kaan Murat Yanık’ın Butimar kitabı hakkında yazdı.


“Bazı insanlara, bazı kitaplara, bazı şiirlere, bazı rastlantılara ve bazı kaderlere, inanmasanız bile, borçlusunuzdur.” -Umay Umay

Denizin karşısında son anlarını yaşayan tüm Butimar’lara…

İnsanlar kitapları seçmez. Bu büyük bir yanılgı. Hikayeler kendi okurunu kendi seçer. Bunu şiirin ihtiyacı olan kişiye ait oluşuyla karıştırmayın.  Bu, başlı başına bir hikaye. Eğer bir kitap sizin okumanızı istiyorsa okursunuz; er ya da geç. Butimar da öyle kitaplardan. Her okuruyla kati surette bir hikayesi olan ve okunmak için karşımıza çıkan. 2015 Ekiminde Kaan Murat Yanık’ın Butimar’ı Kapı Yayınları’ndan çıkmıştı.

“Aynayı yerine koydu, sakinleşmeye çalıştı. Ceplerinde tütün aradı, bulamadı. Gözlerini yumup çocukken gölde yüzdüğü zamanları hatırlamaya gayret etti. Suyun en dibine inip gökyüzünü öyle izlemeye çalışırdı; iki kat mavi…” (s.347)

Esas hikaye ise 2015’in Nişantaşı’nda hayatla arası iyi olmayan bir psikiyatr ile başlıyor. Modern zamana ve modern zamanın şekillendirdiği insan tipine yöneltilen eleştirilerle hem de. Öyle uzaklarda aramadan, aslında her sabah aynada gördüklerimizle. Gerçek hastanın psikiyatrın ta kendisi olduğunu bilmeden gelen hastaların dünyasına misafir oluyoruz. Bir ara kendimizi akşam vakti bir müzenin bahçesinde padişah kaftanlarıyla dolaşırken buluyoruz. Yahut çarşafa bürünüp Bebek’te tur atıyoruz. Genetik biliminin gücü psikiyatrın kendi rüyalarını tasarlaması için bir kapı aralıyor. Ve “Ben de yapabilir miyim acaba?” sorularını akıllara düşürüyor.

Ve bir anda 20. yüzyılın başlarında o zamanki adıyla Revan, günümüzde Erivan olan Ermenistan’ın başkentinde buluyoruz kendimizi. O dönemlerde sadece Türk-Müslüman olan bir şehir. Aynı zamanda Azeri Türklerinin efsaneleri üzerine kurulu bir arka planı mevcut. Gökdelenlerden, alışveriş merkezlerinden, kalabalık kaldırımlardan sonra rahat bir soluk alıp o soluğu verinceye kadar bitiriyoruz ikinci kısmı. Sarı bir hikaye, yazarın deyişiyle. Derin. Yalnızca Butimar’ın, Yusuf’un ya da Behzad’ın hikayesi değil, senin benim hikayem oluyor bir yerde. İçinde simya da var aşk da. Çarlık Döneminden Bolşevik Devrimi’ne uzanış, Hayyam da var Şems de, Sokrates de var Tolstoy da. Doğu-Batı ve madde-mana çatışması. Ne hayal demeye dil varıyor ne gerçek. Tarihi bir roman değil, tarihi kaleme mürekkep yapıp coğrafyalar üzerine çizilmiş bir tablo. Edebi açıdan bakınca postmodern bir edebiyatın içinde büyülü gerçekçilik damarları.
Bunu Google’a Butimar yazdığınız zaman da okuyabilirsiniz. Ancak ben bunu anlatmak istemiyorum.

Bazen çatılan kaşlarla (geldiğimiz hale) bazen onaylayan gözlerle okunan ilk bölümden sonra tüm büyüyü ve büyülü gerçeği bizzat yaşamaya başlıyorsunuz. Evet, okumak değil yaşamak. Yaşattığı büyü kadar da aslında toplumsal gerçekçi ve natüralist. Görsele dayalı ve ayakları yerde.  Elinden tutup gitmek istediğiniz insanlar da çıkıyor karşınıza, ardınızda bırakıp geri dönmemek üzere gitmek istediğiniz de.

Butimar yanlış çağda yaşayanların hikayesi. Hem karakterleriyle hem yazarıyla hem de okurlarıyla. Bu yüzden bu hikayenin insanları birbirine dört kolla sarılıyor. Bu yüzden yine yazarının bir dizesini yaşatıyor okurlarına:
“Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine. Bunu biliyorum.”

Butimar bittikten aylar sonra bile dinmeyen öfkeler, kırgınlıklar bırakıyor geriye. Bazen olayların geldiği noktaya kızıyoruz ama çoğu zamanda olayları bu noktaya getiren insana. Ancak kendi tahammülsüzlüğümüzü, hatalarımızı, hırslarımızı, faniliğimizi bir karakterin omuzlarına yüklemek çok büyük haksızlık. Eğer gerçekten suçluysa da suçu bize insan olduğumuzu hatırlatması. Vitrinde sergilediğimiz güzel yönlerimizin yanı sıra depoda gizlediklerimizi gün ışığına çıkarması. Sadece vitrindekilerle var olamayacağımızı ve depoda sakladıklarımızı da yok edemeyeceğimizi öğretmesi.

“Bazı şeylerin cevabı gibi ak ya da kara diye açıklanamaz insan. Ruhunun her hücresinde ayrı bir his, birbirine tezat temenniler, umutlar, korkular, kaygılar saklar. Bunun içindir her ruh küfürle imanı, cennetle cehennemi, güzelle çirkini yan yana taşır. Mesele insanın ikisinin ortasında otururken hangisine gönül verdiğidir.” (s.70)

Bir hikayeye niye dört kolla sarıldığımızı anlamayanlar var ve olmaya devam edecek. Teknolojinin gelişmesi, modern zaman algısı, Anadolu şehirlerinin de artık metropolleşmesi gibi kucak dolusu sayabileceğim sebep sonucu gitgide kalabalıklar içinde yalnızlaşıyoruz. Bazen en yakınımızdakileri dahi tanımadığımız fikrine kapılıyoruz. Hiç olmadı mı size de? Böyle bir dönemde bizim elimizden tutup, bizi bizden uzaklaştıran her şeyi arkamızda bırakmamızı sağlayan ve hatta kendimizi hatırlatan bir şey bulduğumuzda onu bırakmamak en insani içgüdü bence.

Ve gel gelelim Butimar’a. Pers mitolojisindeki adıyla Butimar, denize aşık olan ve denizin kuruma ihtimaline karşın bir damla dahi su içmeden, denizin kıyısında susuzluktan ölen bir kuş. Kar yağdığında, müzik sesi duyduğunda ve aşık olduğunda uçamıyor bu kuşlar. Hikayeye ve okurlarına bakarsak hayatta hep bir şeyleri oldurmaya çalışan ama olduramayan ve aslında Butimar’a benzeyen karakterler çıkıyor karşımıza. Haydar Ergülen’in deyişiyle “farklı bir tutunamayanlar anlatısı.”

Vurgu yapılan bir diğer nokta sessizliğin kanatları. Gün geçtikçe dikkatimizi cezbeden psikoloji, bilinçaltı yahut bilinç dışının insan hayatına zuhur eden tarafı.“Gerçekle hayal arasındaki sınırın silikleştiği bir roman,” gibi bir cümle çıkar eğer Butimar’ı araştırmaya başlarsanız. Ve pek de üstünde durmaz, dursanız dahi anlamazsınız okumaya başlayana kadar. Butimar’dan önce Marquez, Borges, Mishima, Sadık Hidayet okumamışsanız, kitabı bitirdiğiniz hafta kütüphanenizde biriktirmeye başlarsınız bu isimleri.

Defalarca kitabı ‘bitirmek’ten bahsettim. Ancak bu teknik anlamda bir bitirmek. Zira 384 sayfalık bu hikaye son sayfasındaki son noktayla bitmiyor. Dahil olacağı birçok rüya bırakıyor ardında.  Kağıt Ev’de insanların kitapların kaderini değiştirebileceği yazıyor ama ben bunun tam tersinin varlığında ısrarcıyım.

“Bir eşya, beni kendim olmaktan alıkoymaya muktedirdir. En çok kitapların içine düştükten sonra, gerçeğe dönmek istemediğim zamanlarda seziyorum bunu.” (s.84)

Bu yazıyı tamamlamanın eşiğine gelmişken Butimar’ımın en çok hırpalanan sayfalarından biri açık masamın üzerinde. Üstüne iki kez kahve damlattığım, vicdan azabımı hafifletsin diye gidip iki tane daha Butimar aldığım sayfa. (Kamu Spotu: Daha sonra itinayla paketlenip, içlerinde güzel mektuplarla hediye edildiler.) Anlamsız gözlerle okumaya devam edenler ve hatta abarttığımı düşünenleriniz olacak. Ama evet, sevince bu şekilde seviyorum. Ve bu sayfada şu yazıyor:
“Kendini bulmakla, kendini anlamayı karıştırma. Aralarında cennetle cehennem arasındaki mesafe kadar bir boşluk var. Ama kendini bulmak  için başkalarına benzeme çalışma sakın. Her şeyin başka bir şeye dönüştüğü bu uğursuz dünyada kendin olarak kalabilmektir mesele…” (s.105)

Bunca zaman kitaplarla ilgili bir yazı yazmayıp, ilk “kitap öneri” yazım olacak olan bu yazı için Butimar’ı seçişimin ve bu yazdığımı da “5 Haziranda yayınlanması gerek” diye diye canım editörümü canından bezdirişimin de elbet bir sebebi var. Butimar şu anda hayatımın merkezinde yer alan dostlarımı kazanmamın ve bugün bu yazıyı Preminger Kalem Dairesi’nde yayınlayabiliyor oluşumun tek vesilesi. Yazarı Kaan Murat Yanık’a bununla birlikte kaçıncı kez teşekkür ettiğimi ve dahi daha ne kadar edeceğimi bilmiyorum. Ancak bu teşekkürümü onun doğum günü olan 5 Haziranda etmemin minik bir doğum günü hediyesi mahiyetinde olmasını umut ediyorum. Dünyaya nice Butimarlar kazandırması ümidiyle…

Yazıyı bitirip iki kere sesli bir kere de içimden okudum. Memnuniyetsizliğimi bastırmaya gayret ediyorum. Ve anlıyorum ki Butimar’ı hangi şekilde anlatırsam anlatayım duyduğum minnet yanında sönük kalacak.

İyisi mi;
“Ben de susayım artık. Hayal ile gerçeğin sınırlarının birbirine karıştığı yerde herkes aynı dili konuşur, susarak.” (s.371)

Yazar Hakkında

Feyza Bengül

Kaybolduğu yerlerde kendini arayan biri. Bkz. Mendel ile Marquez'in kardeş olduğu dünya.*

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti