Darü’s Saltanatü’l Âliyye: İstanbul

Bedirhan Öner, kendi çektiği fotoğraflar eşliğinde İstanbul’un eşsizliğini gözler önüne seriyor. Ama şu dediğini de unutmayın: “İstanbul’u tanımak için ne kadar okursanız okuyun çare yok. O sokakları dolaşmadan, havasını içinize çekmeden, simidini yemeden İstanbul anlaşılamaz, idrak edilemez.”


Aziz İstanbul: Eski deyişle Der-Saadet.

Tarihin her döneminde her şeyiyle ön planda olan güzel şehrim. Başına nice felaketler gelmiş. Depremler, seller, yangınlar, istilalar… Hepsine dayanmış haliyle yıpranmış koca yaşlı şehir. Kimisi “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!”  diyerek sevdiğini övmüş kimisi de aynı şehre “Örtün ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!” diyerekten nefreti kusmuş. İstanbul bu basit örnekler kadar net. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de çok. Ben sevenlerdenim; hatta işi aşka dökenlerden…

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Fotoğraf: Bedirhan Öner

Uzun lafın kısası kimisi şiirler yazmış, kimisi romanlar; kimisi küfür etmiş, kimisi methiyeler dizmiş. Ben bunları yapabilirdim ama bizzat şehrin kalbine işlemek istedim. Sokak sokak dolaştım camilerini, kiliselerini, hanlarını, tepelerini; hala da dolaşıyorum. Elimden geldiğince çok tanımak istiyorum, daha çok işlemek istiyorum kendimi şehre. Üstadın deyişiyle “İstanbul’u tanımadıkça kendimizi bulamayız.”

İstanbul’u tanımak için ne kadar okursanız okuyun çare yok. O sokakları dolaşmadan, havasını içinize çekmeden, simidini yemeden İstanbul anlaşılamaz, idrak edilemez. Sonra da “Burada yaşanmaz,” deyip çekip gidenlerden olursunuz. Her şey den önce içinizde az bir miktar sevgi varsa işiniz çok kolay.

Topkapı’dan Beyazıt’a, Sultanahmet’ten Süleymaniye’ye, Yedikule’den Edirnekapı’ya, Kadırga’dan Kasımpaşa’ya, Eminönü’nden Balat’a, Zeyrek’ten Koca Mustafapaşa’ya… Kısacası Sur İçi’ni gezip görmek, anlamak gerek. Bununla da yetinmeyip sur dışındaki Bilad-ı Selase’yi yani İstanbul’a bağlı üç beldeyi: Eyüp, Galata ve Üsküdar’ı da dolaşırsanız asıl İstanbul’u anlar ve ondan kalan izleri bulursunuz. Üstadın deyişiyle: “İstanbul her süsün, her kumaşın kendisine yaraştığı güzellere benzer. Yeditepe, Haliçle üç deniz…”

İstanbul, medeniyetler ve kültürler başkenti. Her gelen bir parçasını bırakıp öyle gitmiş. Yıllar içerisinde yıpranmış, yıkılmış büyük bir kısmı harap olmuş. Ne yazık ki korunamamış, korunmamış. Çıkarlar uğruna şehrin her yerine mezar taşları dikilmiş. Bizlere düşen bu kadim şehri tanımak ve idrak etmektir. Eskiye özlem duyarak, ah çekerek bir yere varılamaz. “Nerede o eski İstanbul?” lafzaları yerine yaşayan İstanbul’a nazar kılmak gerekir. Mevcut güzellikleri görmek lazım, tabii görmek isteyene…

“Ele geçmezse eğer sevdiğimiz
Çare ne? Eldekini sevmeliyiz!”

Fotoğraf: Bedirhan Öner

Yazar Hakkında

Bedirhan Öner

Tarihe, kültüre, insana meraklı -bu yolda kendince bir meramı olan- bir garip seyyah.

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti