Blue Filmi ve Popüler Kültür Üzerine

Popüler kültür Yavuz Çetin’i de mi içine hapsetmeye başlıyor? İlayda Ersalan Blue filmi perspektifinden Yavuz Çetin’e ve günümüzde oluşturulmaya çalışılan algıya dair sert bir yazıyla karşımızda!


İlk aşk: Bir Yavuz Çetin parçası. Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak… Ve hikaye başladı. Sözcüklerin yetemediği yerdeydi Yavuz Çetin. Hikayesi ise onun bana anlattığı kadardı. Yaşadıklarımızsa o yaşıma göre delicesine zamanlardı. Her hikaye gibi o da bitti elbet. İlk olunca tabii daha çok yara alıyorsun. Uzun zaman Yavuz Çetin parçaları dinleyemedim.
Zaman geçti. Araya başka şarkılar ve başka anılar girdi.


Bir gün bir kitapçıya giriyorsun. O şarkıyı duyuyorsun. Kim, diye soruyorsun. Kim açtı bu parçayı. Orada kasada çalışan kızı gösteriyorlar. Hemen gidip tanışıyorum. Yavuz Çetin’i çok seviyor. Ben de seviyorum. Muhabbet etmeye başlıyoruz. Çok mutluyum. Böyle insanları tanıyınca hazine bulmuş gibi hissediyorum.
Bir akşam Birsen Tezer konseri öncesi, arkadaşım bir arkadaşıyla tanıştırıyor. Oturuyoruz tenha bir köşede ve sohbet ederken şarkı dinleyelim aynı zamanda, diyoruz, ne dinleyelim. Yavuz Çetin, diyorum ben. Kız bakakalıyor bana. Yavuz Çetin’i bilir misin sen, diyor. Evet diyorum çok severim. Gözleri doluyor. Yavuz dinleyen insanlar hep çok etkiler beni, diyor ve açıyor. Dinliyoruz, o anı paylaşıyoruz, aynı içimizdeki hissiyatları paylaştığımız gibi.
Yavuzfest’e gidiyoruz yazın. Açık havada ve rahatsız edici bir kalabalık yok. İnsanlar çok rahat. İnsanlar çok doğal. Çimlere yayılmış, şarkıları dinliyorlar. Sahneye bir sanatçı veya bir grup çıkıp her Yavuz Çetin parçası söylediğinde insanlar gözleri dolu dolu tüm kalpleriyle ve seslerini Yavuz’a duyurmak istercesine haykırıyorlar. Evimde gibiyim. Kendimi hiç hissetmediğim kadar iyi hissediyorum. Benimle aynı duyguları paylaşan o insan topluluğunun içinde, tek bir sevginin parçasıyız hepimiz. Tüm bu her şey tek bir adam sayesinde. Onun yaşadıkları, ürettikleri, bize sundukları sayesinde. Biz onu tüketmiyor biz onu yaşıyoruz, yaşatıyoruz.

Blue filminin çıkacağını ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Bu film sayesinde onun hayatı hakkında daha doğru bilgilere sahip olabilecek ve onu daha iyi anlayabilecektim.

Blue film afişi

Film ilkin, film festivalinde gösterildi. Biletler satışa çıktığı andan itibaren iki günde biletler tükendi. Sevindim, Yavuz yalnız değildi. Asıl gösterime çok vardı fakat bir şey dikkatimi çekti. Filmin çok fazla reklamı yapılıyordu. Sürekli ve sürekli. Film gösterime girmeden iki gün önce Rexx’te bir ön gösterim yapıldı. Onu tanıyan ve tanımayan arkadaşlarımla birlikte gittik filme. Film Yavuz dışında Kerim Çaplı, Blue Blues Band ve 90lar dönemi üzerinde de durmuştu. İçimi bir sıkıntı basıyordu. Anlayamıyordum. Film, Yavuz’u elbette daha iyi anlamamı sağladı. Fakat bu o kadar da önemli değildi. Yavuz’un şarkıları zaten onun aynasıydı. Onun hakkında bir şeyleri tam anlamıyla bilmesek de hissedebiliyorduk onu şarkıları sayesinde. Bir boşluk kapladı içimi. Birçok insan filme gidiyor. Ünlü isimler reklamını yapıyor. Türkiye’nin birçok yerinde film gösterime giriyor. Sanki Yavuz Çetin tüm çıplaklığıyla bu insanlara pazarlanıyor. Onu şimdiye kadar tanımamış insanlar, bir anda herkes Yavuz Çetin dinlemeye başlıyor. Sürekli dinliyorlar. Onu anlamıyorlar, anladıklarını sanıyorlar, şarkılarını günden güne tüketip, onu basitleştiriyorlar. “Ay aynı beni anlatıyor baksanaaa,” diyorlar.


Çok büyük bir hüzün içerisindeyim. Bir gün bir yerde biri Yavuz Çetin parçası dinliyor olursa heyecanlanamayacağım çünkü sorduğumda “Filmine gitmiştim. Oradan öğrendim.” cevabından korkuyorum. Mesela bu yaz Yavuzfest’e gitmekten de korkuyorum. Çünkü biliyorum, o rahatsız edici kitle de orada olacak. O sinir bozucu kalabalık. O ruh ölmüş olacak biliyorum. Tüm bunların ticari bir kaygıyla yapılmış olma ihtimali beni çok üzüyor. Yavuz Çetin’in kendi hayatının filminin yapılmasını isteyeceğini de hiç sanmıyorum. Bu kadar büyük bir kitleye ulaşmak gibi bir kaygısı olmamış zaten hayatı boyunca. Üzülüyorum çünkü Yavuz’u aldılar sanki bizden. Hazinemizi aldılar. Anıları olan insanları yok ettiler. Büyük bir yas içerisindeyim.

Yazar Hakkında

İlayda Ersalan

1995 yılının 3 Eylül gününde, yaz mevsiminin bitiminde doğan, hayatı da doğduğu zamanın bıraktığı hissiyat gibi gidişlerle dolu olan, her zaman içinde kocaman bir güneşle yaşayan ve çocukluğundan beri sessiz biri olduğundan kendini ifade etmeyi sanatta bulan biriyim. Bazen kişisel düşüncelerimi bazense kitap, film ve müzik gibi hakkında konuşmak ve bilgi vermek istediğim şeyleri burada paylaşacağım.

Yorum

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

  • 1995 doğumlu birinin Yavuz Çetin’i sahiplenmesini çok anlamlandırabilmiş değilim.

    Belgesel tam da bu yüzden var. Biz iki müzisyenin zaten ne kadar başarılı ve eşsiz olduklarını biliyorduk, daha fazla insan bilsin, daha farklı -gelecek- kuşaklara bir dökümantasyon olarak kalsın diye yani. Yavuz ve Kerim, çok yetenekli hatta belki de dünya klasmanında iki müzisyendi. Çok erken gittiler bu dünyadan. Belki de bu dünya için çok fazlaydılar fakat bir ergen serzenişi tadında olan bu yazı; Yavuz Çetin’i anlamak ve anlamlandırmaktan ziyade “Ya az kişi biliyorduk, şimdi herkes bilecek!!111” tadında olmuş. Ah şu bencillik.

    Belgesel çıkmadan önceki yıllarda birkaç Yavuz Çetin parçasını tesadüfen keşfedip “Ya çok anlamlı :(:(” tripleriyle “Biz önceden biliyorduk!!11” vurgusu yazının önüne öyle geçmiş ki, resmen şu ana kadar bu blogun en kötü yazısı ilan ediyorum kendi nezdimde bu post’u.

    • Recepciğim öncelikle yorumun için teşekkür ederim Preminger adına. İlayda’yı tanıyan biri olarak Yavuz Çetin’in tüm parçalarına hakim olduğunu ve neredeyse kütüphanelik bir bilgi seviyesine sahip olduğunu düşünüyorum.
      Yorumuna saygı duyuyorum ama bir sanatçıyı, bir düşünürü, bir siyasetçiyi ya da bir bilim insanını, şayet belli bir iz bırakmışsa insanlara dokunabilmişse sahiplenmek de gayet doğal.
      Yani görüşüne saygı duyuyorum belki benim görmediğim bir ayrıntıyı gördüğün için böyle yazmışsın ama yine de bir yazıyı en iyi ya da en kötü diye nitelendirmek bana pek doğru gelmiyor. Yanlış anlaşılmasın, kesinlikle şahsına dair bir şey söylemiyorum; fakat ergen serzenişi derken ya da bencillik derken bunu yazının içinde bulduğun başka örneklerle daha fazla açıklama şansın var mıydı?
      Bir de o zaman bu belgeseli izleyip de Çetin ile Çaplı’yı keşfettiklerinde “tesadüfen” keşfetmiş olmuyorlar mı? Sadece “ergen serzenişi” diye nitelendirdiğin için mi yazıyı en kötü olarak nitelendiriyorsun yoksa başka nedenlerin de var mı? Hani burada kimseyi savunmak için yazmıyorum, sadece öğrenmek istediğim için yazdım. Yoksa burada kabalık etmek gibi bir niyetim yok.

  • Yavuzfest’te ‘onlar’ olmayacak.

    Yeni tanışmış insanlar, onunla bu vesileyle buluşmuş olanlar belki..

    Sevdiğin ozanı paylaşma korkun anlaşılır ve güzel şey… ‘Onlar’ da başka yollardan, yıllardan geliyor olabilir çünkü: Tanımadığı ilk kez duyduğu bir müzisyeni özlemiş de olabilir..

    Ve belgesel iyi ki sadece Yavuz değil. İyi ki paylaşılıyor bir sürü hüzün pahasına derdini izleyiciyle paylaşıyor. Bu tip haller kısa bir zaman içinde eriyip gider. Sen kalırsın, senin gibi duyanlar özleyenler orada kalır. Öylesine oraya girenler çekilir gider.

    Cenk Taner sevenlerden biliyorum; orada olmasın, onunla konuşmasın, konserlere gidip, C.T. rockçı değil, bu bizim Kaptan değil diyenlere kadar neler neler.. Bırak nasılsa öyle kalsın. Bir filmle ‘Yavuz’ ve ‘Kaptan’ değişmez çünkü.

    “Şarkı söylemek, müzik yapmak, kitap yazmak… Bunlar hep evrene bir frekans yollamak. O frekanstaki insanlar da sizi bir yerde, bir şekilde buluyor.” demiş C.T.

    Öyle güzel. Olduğu kadar.

  • Yavuz Çetin’ i içerlemiş ona hassas bir gözle bakıp , onun gibi olan ve asıl gerçekleri başlıkta da yazdıkları gibi yüzümüze sertçe vuran kuzu… keşke her naif sanatçıyı seven senin gibi olsa, keşke hepimiz daha bilinçli bakabilsek sanatı ne hale getirdiklerine. Filmi izlemedim henüz, gittiğin zaman bahsetmiştin az cok eleştirilerinden yanılmıyorsam. Ama ben de Yavuz Çetin’i henüz yalnızca şarkılarından tanıyorum, eleştirini okuyunca sana hak verdim fakat populer kültür bu ya filme karşı şimdi daha bir meraklandım.Yinede vakit bulunca izleyeceğim. Ben bu yaz kesin İstanbul’ dayım, onun da dediği gibi bu yaz da İstanbul’ a ait olmuş artık hiç atmayan kalbim 🙂
    Yaniiii tüm festivaller bizimdir, sana katılabildiğim kadar katılacağım. Ne düşünüyorum biliyor musun ? hepimiz her türlü kirlendik, sanat ise ortaya çıkmadan henüz farkında olmasa da kirletilmeyi bekleyen daha doğmamış bir ruhtu. Yavuz Çetin’de filmi çekilmesin istese bile , artık aramızda olmasa da şimdilerde kirletilen bir ruh belli ki. Her şeye rağmen nasıl bir yol ile olursa olsun sonradan laçka veya samimiyetsiz de olsa daha çok kitleye ulaşmayı hak eden bir insan,bu yol bahsettiğin gibi popüler kültüre bulaştırma yöntemi ile bile olsa. Madem bu kadar kirlendik güzel tarafından bakmak geldi içimden, gerçeği görmezden gelmeden elbet.
    Sen yinede Yavuzfest e gitmekten vazgeçme. Belki bana o güzel ortamı yaşatarak küçük bir iyilik yapmış olursun belli mi olur 🙂

    • Ben de eğer senin gibi güzel yönünden bakarsam, belki de bu film izleyenlerin arasından gerçek anlamda birilerine dokunup, o insanlara farklı perspektifler sunarak küçük de olsa hayatlarını iyi anlamda değiştirebilir. Umarım böyle küçük bir topluluk varolur Yavuz sayesinde. 🙂

      • Sinemaya biraz meraklı olanlar için bile yol gösterici bir yazı olmuş . Preminger de yazan birisi olaraktan bu yazının bana birşeyler kattığını söyleyebilirim . Teşekkürler İlayda . Teknoloji emperyalizm ile birlikte klavyeleri silah haline getirmiş gibi gözüküyor .

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti