Bir Otto Preminger Sinemuayenesi: Altın Kollu Adam

Enes Altınok bu kez sizler için sitemize adını veren Otto Preminger’in 31. ölüm yıl dönümü anısına yönetmenin Altın Kollu Adam filmini muayene ediyor.


Merhaba Premingerler,

Eskisi kadar sık yazmasak da bu hafta, ismini bize dolaylı olarak armağan eden Avusturya kökenli Amerikalı yönetmen Otto Preminger’in 31. ölüm yıl dönümü nedeniyle kendisiyle bütünleşen filmlerden biri olan 1955 yapımı The Man With the Golden Arm (Altın Kollu Adam) filminin Sinemuayenesi ile karşınızdayız.

Engelleri Aşan Altın Kollu Adam: Teşhis Öncesi

Öncelikle filmin adında geçen “golden arm” kavramı, İngilizcede eroin bağımlılığı ile bağdaşacak şekilde deyim niyetine kullanılır. Bunu belirmekte fayda var; çünkü “Altın Kollu Adam” diye çevrilince, insanlık hali olarak somut bir şekilde “altın kolu” gözlerimiz arayabilir. Aslına bakılırsa İngilizce deyimlerle haşır neşir olanlar daha başlığından bile filmin hangi konuyu ele aldığını çözebilirler.

Bunun yanı sıra The Man With the Golden Arm, 1949 yılında Nelson Algren tarafından aynı isimle yazılmış bir romandan uyarlanmıştır. Roman da film de kabataslak bir şekilde, II. Dünya Savaşı gazisi bir adamın uyuşturucu bağımlılığı ve bağımlılığın çevresine olan etkisini inceler.

Romanın film hakları, romanın çıktığı aynı yılda aktör John Garfield tarafından -ki baş rolde kendisini öngörüyordu- satın alınmış fakat 1952’de ölünce Otto Preminger, Garfield’ın varislerinden filmin haklarını satın almış. Gelin görün ki Preminger, PCA (Production Code Authority) kurulundan onay alamadığı halde filmin çalışmaları için kolları sıvar.

Başta Marlon Brando’ya Frankie rolü için teklif götürülse de Brando kabul etmez. Onun yerine On the Waterfront (Rıhtımlar Üzerinde) filminde Brando’ya baş rolü kaptıran Frank Sinatra, baş rolü alır ve kadroda Eleanor Parker, Kim Novak, Darren McGavin ve Robert Strauss gibi oyuncular da bulunmaktadır. Walter Newman ile Lewis Meltzer tarafından senaryoya uyarlanmış, müzikleri Elmer Bernstein tarafından bestelenmiş ve afişiyle jeneriği Saul Bass tarafından tasarlanmıştır.

İşlenen “uyuşturucu bağımlılığı” teması, zamanında tabu olduğu için sansür kurulundan geçemediği halde, Aralık 1955 tarihinde -birkaç sinema salon zincirlerinin protestosuna rağmen- gösterime girer ve basında, film camiasında geniş yankılar uyandırır.

Aldığı olumlu eleştirilere karşı, belki de işlediği temadan ötürü gişede aynı başarıyı gösteremeyen Altın Kollu Adam; 1955 Oscarları’nda üç farklı dalda aday olmaya hak kazanabilmiştir: En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Sanat Yönetmenliği-Set Dekorasyonu (Siyah-Beyaz) ve En İyi Müzik.

Lafı fazla uzatmadan sinemuayenemize başlayalım!

Frankie’nin İkilemi

Frankie, hapisten çıktıktan sonra Chicago’da yaşadığı mahallesine davuluyla geri döner. Arkadaşı Serçe, sokak köpekleri satmaktadır. Önceden kumar oynamak için ticaret yaptığı Schwiefka ile Frankie’yle eskiden uyuşturucu alışverişi yapan Louie, Frankie’nin gelişini art niyetlerini uygulamak için kollamışlardır.

Eşi Zosh ise, yıllar önce araba kazasından dolayı tekerlekli sandalyeye mahkum kalmış -aslında iyileştiğini Frankie’nin kendisini terk etmemesi için saklamıştır- ve Frankie, eşinin iyileşmesi için baterist olmayı kafasına koymuştur; fakat karısı Zosh, Frankie’nin iyi bir baterist olmadığını düşünür. Yine de birkaç blok uzağında oturan eski sevgilisi Molly, Frankie’nin şansını denemesi gerektiğini düşünür.


İşler Frankie’nin istediği gibi gitmez. Hapishanede kurtulduğu madde bağımlılığı, her ne kadar Frankie dış dünyada da madde bağımlılığına bulaşmak isemese de, Louie’nin onu evine çağırmasıyla geri gelir. Bir yandan da kendini yeniden kumara vermeye başlar. Yani aslında, hapishanede bıraktığını düşündüğü alışkanlıklar onu asla bırakmamıştır.

Madde bağımlılığı, önce arkadaşı Molly, daha sonra kendi akli dengesini kaybetmesine neden olmuştur. Peki bu alışkanlığından nasıl kurtulacaktır? Öncelikle, Molly ile barıştıktan sonra Molly’nin dairesinde kilitli kalarak; ardından Louie’nin ölümü ve karısı Zosh’ın intiharıyla, nihayetinde ise Molly ile, yaşadığı Chicago’daki mahalleden ayrılmasıyla hem bağımlılığını hem de önceki hayatını arkasında bırakmasıyla kurtulacaktır.

 Maymunlar Asla Ölmez, Sadece Tetikte Bekler

Altın Kollu Adam’da Louie’nin sarf ettiği bir replik vardır: “Maymun asla ölmez, torbacı. Maymun asla ölmez. Onu başından savsan bile, bir köşede saklanır. Tetikte bekler.” Aslında burada bahsedilen “Maymun”, Frankie’nin içindeki madde bağımlısıdır. Frankie, bağımlılığı hapishanede başından savsa Louie sayesinde kendini yeniden göstermiştir; çünkü Frankie’nin artık sığınabileceği başka bir liman yoktur. Karısı tekerlekli sahnede, kendisi sürekli hayallerinin suya düşüşünü seyretmektedir, çevresi köhneleşmiştir. Haliyle kendisine huzur veren, sağlığını bozsa da teselliyi uyuşturucuda bulur ve içindeki maymunu çıkarmıştır.

Filmin doruk noktasında Frankie, Molly’nin kendisini dairesinde kilitlemesini rica eder. Böylece kendi aklınca hem bağımlılıkla baş edebilir hem de kendisini arayan polislerden kurtulmuş olur. Frankie, başlarda durumu idare etse bile oda onun üzerine gelmektedir. Üst açı ve genel plandan, Frankie’nin nasıl da bağımlılığının kölesi olduğunu ve dairede madde bulunmadığı için kendini bir köşeden öbür köşeye atar.

İçindeki maymun ise; Molly’nin Frankie’ye toz şeker vermesiyle çözülmeye ve Zosh’ın kendini balkondan atmasıyla parçalara ayrılmaya, nihayetinde de Frankie ile Molly’nin geçmişi arkalarında bırakmak istemeleriyle de yok olur. Yani maymun, parçalanıp yok olduğu için efendisinin içinde yeniden tezahür edemeyecektir.

Sonuç

Otto Preminger sadece tabuları yıkmakla kalmamış; madde bağımlısı birinin baş karakter olduğu ve madde bağımlılığını ilk defa ele alan bir film çekmiştir. 1962 yılına kadar da zamanın çeşitli tabulaşmış konularını çeşitli filmlerinde işlemeye devam etmiştir.

Bunun yanı sıra, her ne kadar da ilk gösteriminde PCA otoritelerinden mühür alamamış olsa da 1961 yılında yeniden gösterimi ve televizyonlarda yayımlanması için PCA’den onay mühürü alabilmiştir.

Son olarak da, roman ile film arasındaki belli başlı farklara değinmek gerekir:

  • Frankie, romanda II. Dünya Savaşı’nda yaralıyken morfin ile tedavi edildiği için morfin bağımlısıdır fakat filmde ise ne savaşa dair anıları açıkça bahsedilir ne de morfin bağımlısıdır. Filmde hangi maddeye bağımlı olduğu açıkça vurgulanmasa da, Frankie kendi deyimine göre “eğlencesine” madde kullanımına başladığını belirtir.
  • Romanda Frankie, yirmili yaşlarında pörsümüş savaş kıyafetleriyle dolaşırken; filmde ona hayat veren Frank Sinatra 40 yaşındadır ve hayat verdiği Frankie, 1950’lerin modasına göre kıyafetler giyer.
  • Louie, romanda Frankie tarafından öldürülmüş olsa da filmde Zosh Louie’yi apartman boşluğuna itmiştir.
  • En vurucu fark ise romanın sonunda Frankie intihar ederken, filmde Zosh ölür ve Frankie ile Molly, hayatlarına devam ederler.

Altın Kollu Adam, özü itibariyle hapisten yeni çıkan madde bağımlısı bireyin dış dünyada bağımlılığına karşı direnememesini ele alan hafif kara film esintileri olan bir Otto Preminger dramıdır.

 

Yazar Hakkında

Enes Altınok

Yılbaşı 1997 yılı geldi çatmıştı; fakat içeride keyifler güzeldi. İki buçuk saat sonra dayanamayıp dünyaya gözlerimi açmışım. Nedeni, meraktan.
Kısacası kitap okumayı, film izlemeyi, müzik dinlemeyi seven ve kronik merak bozukluğuna sahip biriyim. Hayatım Ankara-Bursa-Berlin-İstanbul karesinden ibaret. Üç dilimiz var: Türkçe, Almanca ve İngilizce. Tek kötü yanımız da gereğinden fazla kırılgan olmamız. Onun dışında yazarak daha iyi anlaşan bir hikaye anlatıcısıyım aslında. Sizlerle bu şekilde bağ kurmayı hedefleyen biriyim.

1 Yorum

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti