Bir İhtimal Daha Var,O Da Ölmek Mi Dersin?

(Ya Da “Hataların Birikmesiyle Neler Olur?”)

Bugünün geleceği belliydi. Başlayalım:

 

Doğal seçilimle evrim. Gelişmemiş toplumların -oku: Amerika- en sevdiği , insanları bölen ve aslında üzerine tartışılması pek bir lüzumsuz olan bir konu. Canını sıkabilirim bugün Sayın Preminger, bence şimdiden okumayı bırakma; çünkü nereden duyduğumu hatırlamadığım bir sözün de dediği gibi: İnsanı zorlayan tartışmalar ileri taşır.

Platypus Ornithorhynchus anatinus

Her Şey Nasıl Başladı?

Nasıl anlatacağımı bilmiyorum Sayın Preminger. Ya konunun aslında korkunç derecede basit olmasından ya da benim cehaletimden bir cümleyle her şeyi toparlayıp yazımı bitiresim var:

“Ölen ölür,kalan sağlar bizimdir.”

 

Bitti Preminger. Tüm hikaye bu kadardı. Yazılmış tonla yazı, yapılmış onlarca, yüzlerce tartışma ve basılmış binlerce “Yaradılış Atlası”… Hepsi şu yukarıda yazdığım cümlede bitiyor. Doğal seçilimin daha basit bir açıklaması belki vardır ama şu an aklıma gelen en güzeli bu Sayın Preminger. Tekrarlayalım:

“Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.”

 

Konuyla çok alakanız yoksa şu an kafanızda bir soru olmalı: “Ne diyor bu adam? Ne ölmesi? Ne alaka? Evrim maymun değil miydi? Neler oluyor Allah Aşkına?!”  Küçük bir düşünce deneyi yapalım, kolay olsun.

maxresdefault

 

Bir sabah uyanıyorsunuz. Çok güzel bir gün. Böyle hava açık,  biraz sıcak ama bunu sorun etmiyorsunuz. Arkadaşlarınızla beraber geziyor, nehirden su içiyorsunuz. Her şey çok güzel. Sadece bir ara ön dişleri olmayan birisini görüyorsunuz ve bu sizi çok üzüyor, yaşamının çok kötü olduğunu, bu yüzden asla bir eş bulamayacağını falan düşünüyorsunuz. Tam böyle çok mutlu bir şekilde geziyorken, içinde gezdiğiniz uzun otların arasından garip iki bacaklı yaratıklar ellerinde sivri bir şeylerle size ve arkadaşlarınıza saldırıyorlar. Siz kaçmaya çalışırken görüyorsunuz ki arkadaşlarınızı öldürüp, dişlerini kesmeye başlamışlar. Evet, efendim siz bir fildiniz ve dişleriniz için saldırıya uğradınız. Peki, şu dişi olmayan fil, ona ne oluyor? Koşup kaçıyor, çok korkmuş fakat bir sorun var. O koşup kaçarken onun peşinden kimse gelmiyor. (Sizse kaçamıyorsanız öldürülüyorsunuz.)

-Dişsiz fil kurtuldu, tamam. Ee?

Evet, dişsiz fil kurtuldu. Peki, avcıların saldırdığı tek sürü müydü bu? Hayır. Muhtemelen bulabildikleri her sürüye saldırıyorlar. Buldukları filleri dişleri için öldürdüklerinden, çoğunlukla dişsiz olan filler yaşamaya devam ediyor. Dişsiz olan filler, dişsiz olan başka fillerle tanışıp, birbirini sevince dişsiz çocuklar yapıyorlar. Sonra bunların sayıları artıyor ve bir bakıyorsunuz ki en başta dişleriyle ünlü olan fillerin büyük kısmı dişsiz doğmaya başlamış.

Anlıyor musunuz Sayın Preminger?

Dış bir baskı elinizdeki tür dahilinde farklı özelliklere sahip bireyleri metaforik bir elekten geçiriyor ve hayatta kalanların özellikleri sonraki nesle aktarılıyor. Bu tekrar tekrar olduğunda en sonunda ilk başladığınız türden o kadar uzaklaşmış oluyorsunuz ki elinizde artık farklı bir tür olmuş oluyor. Bu elek her gün , her dakika her tür için çalışıyor.

Basitlikten Doğan Karmaşa

Şimdi, şu yazımda da bahsettiğim gibi, DNA bir bilgi taşıyıcısı. Yani, canlılık bilgisini taşıyan nadir yapılardan. Dış etmenler  (radyasyon vs. ve  belki epigenetics -lütfen araştırın, ilginç bir dal- ) ve kendi kendinde oluşan hatalarla değişikliğe uğrayabiliyor. Bu değişim canlılar arasında çeşitliliğe sebep olabiliyor. Mesela siz bacağınızdan kanser oluyorsunuz, ben de akdeniz anemisi oluyorum. Ölüyoruz. (Ümit verici bir şey yazmamı bekliyordunuz değil mi? Her şey bu kadar karanlık değil tabii ki.) Ya da hiçbir şey olmuyor, DNA’nız kendisini tamir ediyor -evet,böyle bir yeteneği var- veya mutant hücreyi bağışıklık sisteminiz öldürüyor. Bunun dışındaki ihtimallerde işler ilginçleşebiliyor. Mesela, insanlar üzerinden çok basit bir örnekle açıklayabiliriz bunu. Bundan 20 ila 100 bin yıl önce bir yerlerde birilerinin bir şekilde MC1R adlı genleri hatalı bir şekilde kopyalandı ve ilk kızıl saçlı insan ya da insan grupları ortaya çıktı.(bkz: Şekil A) Ve Orta Çağ’da cadı, vampir vesaire zannedilmelerine rağmen bir şekilde hayatta kalmışlar.

redhead-1123645_960_720
Şekil A. Ölmemeleri bence de iyi olmuş.

Beklenmedik hatalar sizi öldürmek yerine sadece kızıl saçlı da yapabiliyor. Tamam çok iyi de saça gelene kadar bir sürü organ var, “Oğulcan, oğlum bunlar nasıl evrimleşti? Hangi doğal seçilim oğlum?” gibi sorular gelebilir. Çok da hak veririm. Gözü anlatsam ikna olur musunuz?

Göz. Darwin’in “Ben bunu açıklayamam hacı” dediği, yıllarca dünyayı istedikleri gibi görmek isteyen insanların “indirgenemez karmaşıklık”, “abi göz açıklanamaz” , “o bir mucize” falan dediği, “bizim gözümüz varsa planaryalarda neden hala ışık algılayan benek var?” falan gibi sorular sorduğu, hepimizin görmesini sağlayan mucizevi organ. Harbiden, karmaşık bir şey kendisi. Eğer hiç fotoğrafçılıkla alakanız olduysa bilirsiniz odak açıklığı kavramı vardır, sonra koca koca lensleri bir tane görüntüyü düzgün görebilmek için hareket ettirirsiniz falan. Göz bunu kendiliğinden yapabilen bir organ. Düşünün gözün içinde bir lens var ve baktığınız şeyin uzaklığına göre gözünüzün içindeki kaslar o lensin kalınlığını değiştirebiliyor. Aynı zamanda ışığa göre göz bebeğinizin boyutunu değiştiriyor , bunlar deli olaylar. Üstüne üstlük tüm bu karmaşık, kendi kendine ayarlama yapabilen yapı en başta nasıl bir araya geldi?

 

Di mi?

 

 

Her şey zamanla Preminger, her şey zamanla.

 

Gözün Evrimi ( ?)

Öncelikle, kimse tam olarak neyin nasıl başladığını ve nasıl yürüdüğünü bilmiyor, fakat mantıklı bir şekilde bakıldığında olaylar şu şekilde gerçekleşti:

En başta canlıların bazıları bir şekilde ışık algılayabilen hücrelere sahip oldular ve bu hücrelere sahip olmak onlara açık bir şekilde evrimsel avantaj sağladı. Yani düşünürseniz “ışık varken, bir anda ışık kesildiyse, üstümde  avcı var, kaçayım” , “on dakikadır ışık yok,galiba gece oldu, kaçayım” , “üstüme ışık düştü, etrafta besin olabilir” falan gibi ilginç sonuçları olabilir sonuç olarak. (Burada aşırı ilkel bir canlının gelecek planı yaptığını kastetmiyorum tabii ki ama boş vaktinde herhangi bir canlıyı izlemiş olan herkes bilir ki her ne kadar aşırı ilkel de olsa diğer canlıların da takdire şayan bir zekası var, yoksa hayatta kalamazlardı.  ) Wikipedia’ya göre bu ışık algılayan hücreler 40-65 kez farklı canlılarda evrimleşmiş.

Planarya, göz beneği biraz çukurlu olduğundan az da olsa açıyı algılayabiliyor.
Planarya, göz beneği biraz çukurlu olduğundan az da olsa açıyı algılayabiliyor.(Resim Wikipedia’dan)

 

Bu ışık algılayan hücrelerin oluşumu ve hücre grupları haline gelip bir “göz noktası” , ışık algılayan nokta oluşturmasını takip eden evrimsel adımsa “göz çukuru” oluşması. Yani o göz noktasının bir çanak haline gelmesi ve artık gelen ışığın yönünün de algılanabiliyor olması. Şimdi şu soru var, “e nasıl göz çukuru oldu” , onun cevabı çok basit aslında : Bu tarz bir gelişim ne kadar küçük olursa olsun canlının hayatta kalmasına yardımcı oluyor.* Yani öncelikle bir doğrudan bizimkine benzer bir çukurdansa, çok da derin olmayan bir tabak kadar bir çukur bile olsa gelen ışığın yönünü anlayıp ona hareket edilebiliyor sonuçta, sonrasında da adım adım gelişerek gerçekten geniş bir alanı algılayabildiğiniz bir çukura ilerleyebiliyorsunuz. Attığınız her adım hayatta kalmanıza daha fazla yardımcı oluyor bu sayede, çukurlu göz beneğine sahip olmak size büyük bir avantaj sağlıyor.

*:Kaynaktan çeviri

Bir sonraki adım, göz çukurunuzun ön kısmının yavaşça kapanması ve bir iğne deliği kameraya dönüşmesi. Bu sayede ışığı görece odaklayabiliyor ve şekli algılayabiliyorsunuz. Yön algınız çok daha iyi bir hale geliyor, fakat çok iyi bir görüntü oluşturamıyorsunuz. Buna Wikipedia’da verilen örnek Nautilus. Aşağıdaki fotoğrafta da iyi bir şekilde görebiliyorsunuz zaten nasıl bir göz olabildiğini.

800px-nautilus_pompilius_head
Kaynak: Wikipedia

 

Bundan sonraki adımlarda artık gözün önü şeffaf bir yapıyla kaplanıyor, vitreus humor denilen sıvı gözün içini dolduruyor, ikinci bir lens ortaya çıkıyor. Bizim bildiğimiz, her gün bir sürü insanın kullandığı göz ortaya çıkıyor. Günümüzde var olan gelişmiş farklı göz tipleri de var, sineklerin mesela göz yapısı farklı. Bizim gibi iki lens yerine, bir arada bulunan çok sayıda lensi kullanıyorlar.

Wikpedia'daki şema
Wikpedia’dan aşırdığım şema

 

Peki göz gerçekten mükemmel mi? Hayır. Yani 1100 kelimeden sonra, en kısa açıklamasıyla: Hayır. Gözleri 6  numara miyop olan bir insan olarak pek de mükemmel olmadıklarını söyleyebilirim, fakat asıl sorun bu değil. Asıl sorun şu:

gozul

 

4’le işaretli olan kısmı görüyor musunuz? Orası optik sinirlerin çıkış yaptığı nokta, peki orasının en güzel özelliği ne biliyor musunuz? Orası “kör nokta”nız! Evet, oraya düşen tüm ışık verisi kayboluyor. Tüm omurgalılarda bu sorun var. İlginç bir şekilde ahtapotlarda yok bu durum. Doğanın küçük bir şakası işte.

Soldaki omurgalı, sağdakiyse ahtapot gözü
Soldaki omurgalı, sağdakiyse ahtapot gözü

 

Kapanış

Saat 3.58, yine geç kalınmış bir yazıda ucundan evrimden bahsettim. Aşırı dağınık olmuş olabilir, beklenilenden daha ayrıntılı -veya daha az ayrıntılı olmuş olabilir- , yine de kaçınılmaz olanı hatırlamak açısından güzel bir yazı o sanırım. Söylemek istediğim birkaç şey var:

Hücrelerinizde bulunan her gen 3,5 milyar yıllık bir birikimin ürünü. Sizin var olacağınızı bilmeden yaşamış, görece tesadüfen hayatta kalmış, hayatta kaldığı için devam edebilmiş  atalarınızın hepsinin sizi var ettiği noktadasınız. Bunu unutmayın, bunu küçümsemeyin.

 

Hadi bana eyvallah

https://www.youtube.com/watch?v=2at-8ZbjRXs

Yazar Hakkında

Oğulcan Cingiler

Şimdilik:
Bilim sever, safsatacı* bir safsata düşmanı ve sarkastik bir arkadaş.
(*:Hatasız kul olmaz.)

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti