Bir Fincan Kahve ile Okuyunuz!

Gelin olmaya aday kızlarımızı sınava tabii tutmaktan, uyku açmaya kadar hayatımızın büyük bir evresinde yer alan kahvenin Mekke’den Fransa’ya uzanan öyküsünü hiç okumuş muydunuz? Bu öyküyü bizlere İsmet Araç kaleme aldı, bir fincan kahve ile…


Kahvenin Öyküsü

Kimimiz her sabahını onunla başlatır kimimiz için yemeklerden sonraların vazgeçilmezidir.
Dedikodulu ortamların yegane aktörü; okeye dördüncü aranan masaların ise daha birincisi bitmeden ikincisi sipariş edilen elemanıdır. Gelin olmaya aday kızları sınava tabii tutmuştur, terletmiştir; köpürmüştür olur olmadık yerde. Unutulduysa hele ki ocakta, intikamını tüm mutfağı batırarak almıştır. Evet, ta içimizden bir arkadaş bu kez yazıma konu olan: Kahve.

Bugüne değin yudum yudum içtiğiniz kahveyi belki de hiç tanıyamamışsınız. Benden size söylemesi yazı bitince; yapın şöyle güzel bir kahve kendinize ve onunla konuşun şimdi okuyacak olduklarınızı, tartışın, dinleyin bir güzel. Bakın aslında size anlatacak neleri varmış…

Hüküm Giymiş Bir İçki

Takribi 1511. Yer Mekke. Bir mahkeme salonu. Buraya kadar her şey normal. Ama mahkeme salonunda bir gariplik hüküm sürmeye başlıyor. Davacı kim? Davacı, Mekke’de ahlakı korumakla görevli yerel vali Kha’ir Beg ve onun topladığı uzmanlardan oluşan bir kurul. Peki ama sorun ne ve kimi yargılıyorlar? Tüm gözler bir suçlu arıyor. Suçlu tüm masumiyetiyle masanın üzerinde duruyor. Evet, suçlu bugün dünya pazarında adından esaslı bir şekilde söz ettiren, uykusuz gecelerimizin yardakçısı kahve. Kha’ir Beg kahvenin İslama uygun olmadığını savunuyor. Tüm gücünü kullanarak yasaklamaya çalışıyor onu. “Sarhoş edici etkisi vardır ve yasaklanmalıdır,” diye bağırıyor mahkeme salonlarında. Kha’ir Beg başarılı olur. Kahveler toplanır, sokaklarda yakılır; kahve satıcıları ve bazı müşterileri ceza olarak dövülür. Ta ki, birkaç ay sonra Kahire’deki üst otoriteler bu kararı geri alıp yürürlükten kaldırana dek.

Kahve suçlu damgasını yıllar sonra bu kez farklı topraklarda yiyecektir… Bu kez mekanımız İngiltere. Anglosaksonların başında II. Charles var. Ama Charles kahve sayesinde açılmış olan kahvehanelerden çok rahatsız. Ona göre orada dönen muhabbetler yüzünden neredeyse tahtı sarsılacak hatta yıkılacak! Charles kararını veriyor. “En iyisi bu kahvehaneleri kapatmak,” diyor. 29 Aralık 1675’te majesteleri yayınladığı bildiri ile kapatılmalarını gerekli ve zorunlu olarak görüyor. Ama bu iş sandığınız kadar kolay değil majesteleri! Sosyal, ticari ve siyasi çevre birden ayaklanıyor. Çünkü çoktan kahvehaneler Londra’nın yaşamın merkezi olmuş oluyor. Sevgili Charles anlıyor bu işin olmayacağını. Belli ki halk bu bildiriyi umursamayacak, böylelikle de hükümetin otoritesi zayıflayacak yavaş yavaş geri alıyor kararını. Ve tabii ki sonunda kahvenin önlenemez başarısına o da boyun eğiyor.

Evet, ne Kha’ir Beg ne de II. Charles dünya piyasasına yön veren içkiyi kendi dönemlerinde önleyemedi. İyi ama neydi kahveyi toplumlara bu kadar bağlayan şey? Neden insanlar onu bu kadar çok sevip ellerinden düşürmediler ve onu ülke savunurmuşcasına savundular?

Kahvenin doğuşu kapsamında birçok efsane vardır. Ama kahve tanelerinden bir içki yapma pratiğini 1400’lü yıllarda Yemen’de yaşayan Sufi alim Muhammed el- Dhabhani ortaya çıkarmıştır. Sufilerce benimsenen kahve ilk zamanlar gece zikirlerinde uykuyu savuşturmak için kullanılmıştır. Kahvenin Yemen’den başlayan yolculuğu önce Hollanda’ya ardından Amerikalı bir hizmetçi sayesinde İngiltere’ye taşınmış ve daha sonra öyle yayılmıştır ki gün gelip de Brezilya dünyanın en büyük kahve tedarikçisi haline gelmiştir. Kime niyet kime kısmet kısacası.

Peni Üniversiteleri

Kahve için işin en ilginç yanı Avrupa topraklarına ayak basınca başlar. 17 yüzyıla değin şarap ve biranın esiri olan, ona tutkuya bağlanan Avrupa toplumları artık bu esaretten çok bunalmıştır. Çünkü bu iki içki de onları işlerinden alıkoymakta ve kendilerini tüm ciddiyetten uzaklaştırmaktadır. Kahve hepsi için bir umut ışığı olmuştur. Kahve, benim tabirimle Avrupa’yı ayıltmıştır. Ama size benden bir not: Kahve alkol sonrası sizi ayıltmıyor. Aksine kandan atılımını yavaşlatıyor. Yani her şey psikolojik bu hayatta!

Ve kahve tüm asaletiyle şarap ve biranın yerini alır. Kahve ucuzdur, herkesin dişine göredir. Londra’nın tüm önemli konuşmaları, konferansları, bilim tartışmaları artık kahvehanelerde yapılmaya başlanır. Öyle büyük profesörler giderler, tartışma yaparlar ki tüm halk onları kahveye verdikleri birkaç peniyle dinleme olanağına sahip olur. Ve artık kahvehanelere “Peni Üniversiteleri” denmeye başlar. Birkaç peniyle bilgin olma şansın doğmuştur 17. yüzyıl Londra’sında. Erkeklerin yoğun ilgisine maruz kalan kahvehaneler eve neredeyse hiç gitmedikleri için tüm ırkı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Enformasyon işçilerinin ellerinden düşmüyordur artık bu esansı yoğun içki. Bırakınız tartışmaları, konferansları;  kahve, günü gelir Bach’ın bir kantına konu olur. O kadar yüce işte belki de şu an içinizi ısıtmakla meşgul olan içki! Perspektifimizi Fransa’ya çevirdiğimizde bir de ne görelim! Fransa’da bir kahvehane: Cafe de Foy. 1789 devrimini harekete geçirmiştir. Tüm ayaklanma naraları orada atılmaya başlanmış, büyümüş ve büyümüştür…

İşte size kahvenin bir o kadar ilginç kısa bir öyküsü… Hayatımızdaki nesnelere gülüp geçmeyelim. Onların en derinine indiğimizde belki de bir devrim çığlığı bizi bekliyordur. Her şey sıradan olamayacak kadar özeldir şu dünyada. Değer vermek ya da vermemek tabii size düşer.

Size bol köpüklü ve sıcacık bir “iyi günler” bırakıyorum. Her yudumunuzda bu tarihsel uzamı hatırlayıp tebessüm etmeniz dileğiyle. İçinizdeki hümanizm hiç eksik olmasın. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

*Tom Standage’in ‘Altı Bardakta Dünya Tarihi’ kitabındaki bilgiler baz alınmıştır.

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti