Aşk Uzakta

Aşk Uzakta

Uzakta bizi bekleyen aşklar vardır. Belki… Kim bilir? Ona nasıl ulaşırız? Hangi yol aranan aşka çıkar? Peki aşkın kimlikleri var mıdır? Ayırır mıyız mesela ”ben müslüman, sen gayrimüslim,” diye? Kimi ayırır kimi de umursamaz kimliği,ismi, cinsi, sıfatı…


Uzak İhtimal’i izlerken buruk bir hale büründüm. Ona ne yapısal bir bakış açısıyla yaklaşabilirim ne de onu eleştiri kalıplarına sokarım. Kabul ediyorum, ben sanırım duygusal bir adamım. Ama ben de böyleyim. Ne yapılır ki buna?

uzak_ihtimal

En güzel şiiri okumak ya da  en güzel müziği dinlemek gibiydi bu filmi izlemek. Yüzüme yayılan bir tebessüm, midemin üst kısmında anlam veremediğim bir acı, alnımı her defasında gözyaşlarımı engellemem için kullanışım… Yerli yapımlara her zaman ayrıcalık tanıdım kalbimde. Onlar benim iklimimden bir dost, sevgili, amca, elini öpmek istediğim bir büyükanne. Bir de İran sineması var. O da komşu canım! O da bizden…

Clara (Görkem Yeltan) ve Beypazarı İmam Hatip’ten mezun Musa’nın (Nadir Sarıbacak) hikayesi gibi başlıyor film. Ama değil. Yaşlı bir sahaf (Ertan Uysal) da ekibimize dahil oluyor. Sahafımız aslında filmin belkemiği bunu daha sonra anlıyoruz.

fft5_mf112535

Kapı komşusu Musa ile Clara. Dip dibe. yan yana, koyun koyuna kalpleri… Musa evli değil, hiç de evlenmemiş. Tophane’de bir camiye müezzinlik yapmaya geldi. Sabah 4 dedi mi kalkar, o açar camiyi, o verir Tophane semalarına ”Allahu Ekber” nidalarını.

Clara gizemli bir kadın. Hikayesini çok sonra öğreniyoruz. Tek bildiğimiz evde yaşlı, hasta bir kadına bakması ve her gün kiliseye gidip, düzenli olarak orada çalışması. Bir gün, bir sebeple Musa peşine takılıyor Clara’nın, kilisede alıyor soluğu. Orada tanışıyor bizim sahafla. Sahaf yanında çalışmasını, ona asistanlık yapmasını istiyor Musa’dan. Gerisi de bu üç dünyalar güzeli karakterin bir şekilde hayatlarının kesişmesiyle devam ediyor  ya da şöyle diyelim ”kesişme çabası” ile. Çünkü kesişmesi ”uzak ihtimal”.

7lsp9z0

”Uzak İhtimal” bir aşk filmi. Çünkü film aşkını itiraf edemiyor. Ee zaten aşk da itiraf edilmedikçe aşk değil midir? İtiraf edince aşk mı kalırmış ortada; dokunduktan sonra tenine, aldıktan sonra tüm alabildiğini karşından hangi aşk kitabında ona aşk demişler? Bakmayın siz ”çok satan” kitapların öyle dediğine. Öyle değil! İyi de dokunduktan sonra kalan ne? Sevgi, merhamet, saygı ve insanlığa yaraşan onlarca sözcük.


Bir de size bir sorum var. Sanat yarıştırılabilir mi?

Yazar Hakkında

İsmet Araç

1997 yılının 6 Ağustos sabahı dünyaya gözlerimi açtım. Müzikle tanışana dek neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bağlamayı elime alıp da aslında müziğin, sanatın çok öte bir şey olduğunu anladığımda nefes almaya başladım. Sonra ''görme'' kavramının aslında hayatı anlamak için en büyük eylem olduğunu anladım ve bir kültür, semiyoloji, sanat macerasına atıldım. Maceram devam etmekte...

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti