800 Yıllık Koyun Festivali

8 asırdır süren bir gelenek: Sudan Koyun Atlatma… Hadi gelin Furkan Karabacak’ın kaleminden ve fotoğraflarından bu geleneğe bir göz atalım!

    Geleneğin tohumlarını bir aşk hikayesi ekiyor Anadolu’nun topraklarına…

“Yörük çobanlarından biri ile oymak Bey’inin kızı arasında içten içe yanık bir sevgi vardır. Çoban bu sevgisini açıkça söyleyemez. Zaten uygun olmadıklarından, kendisine verilmeyeceğini de bilir. Bu yüzden çoban, içinde yaşadığı sevgisini kavalıyla sürüsüne anlatır. Zaman geçtikçe kız da çobana karşı sevdalanır. Kavalın büyüleyici sesinden etkilenerek dilini iyice çözer ve kavalın sesiyle anlaşmaya başlarlar.

Günlerden bir gün, sürü dağda hırsızların hücumuna uğrar. Hırsızlar çobanın elini kolunu bağlar, sürüyü alıp gitmek isterler. Fakat sürü bir türlü yerinden kalkmaz. Çoban: ‘Ben kaval çalmazsam sürüm bir yere gitmez, çözün kollarımı ben sürüyü kaldırayım.’ Çobanı çözerler. Kavalını eline alır, başlar yanık yanık öttürmeye. Sürü hemen kalkar, yavaş yavaş yürümeye başlar. Bu arada Bey’in kızı kaval sesini duyar ve tehlikeyi anlayarak hemen köylüye haber verir. Köylüler hep birden sürünün bulunduğu yere giderek, çobanı ve sürüyü kurtarırlar. Sürünün kurtarılmasıyla Bey çobanı daha çok sever. Bu fırsatı değerlendiren Bey, kızını çobana vermemek için olmayacak bir şart koşar: ‘Sürüye 3 gün boyunca hiç su vermeden tuz yalat. Sonra sürüyü Büyük Menderes Nehri’nin kenarına götür. Eğer su içirmeden suyun kenarında bekletirsen ben de sana kızımı vereceğim,’ der.

Çoban çaresiz kabul eder, sürüsünden emindir. Yalnız bir karakoyun var pek heyecanlı, toy; bir tek ondan korkuyor. Sürüye hiç su vermeden üç gün tuz yalatırlar. Çoban sürüyü alır dağdan aşağı dereye doğru sürer. Sürü büyük bir iştahla suya doğru koşarken, çoban birden kavalını çıkarır ve çalmaya başlar. Bunun üzerine sürü olduğu yerde durur. Ancak çobanın korktuğu başına gelir. Karakoyun suya doğru koşmaya devam eder. Bu sırada çoban çaldığı havayı daha da yanıklaştırır. Bu, onun karakoyuna yalvarması, ondan isteğine uymasını istemesidir. Hava hızlanıp yanıklaştıkça karakoyun yavaşlamaya başlar. Durur, bir geriye döner, bir suya bakar. Kavalın sesi ona susuzluğunu unutturur. Geriye sürünün yanına döner. Bu olay karşısında, oba halkı da heyecanlanır. Bey de duygulandırmıştır. “Sözünde durdun. Kızımı sana verdim gitti.” der.

Bu olaylar sırasında karakoyunun emlik kuzusu ölür. Sebebi de susuzluk ve bolca verilen tuzdur. Çoban bu ölüme pek üzülür. İşte bu türküde ve ezgisinde işlenmiştir. Türkü bir yörük çobanının tabiatla nasıl bağ kurduğunun hikayesidir. Ancak yöre çobanları, hem mesleklerine gösterdikleri saygı ve özen, hem de Çoban ile Bey kızının aşklarını ölümsüzleştirmek için yaklaşık 800 yıldır yapılan bir yarışma ile sürülerini boyayıp süsleyerek, Menderes nehrinden karşı kıyıya geçirmektedirler. En hızlı geçen sürü ödüllendirilir.”

Fotoğraf bana aittir.

  Bu efsanenin çöpünü sorduğumuza göre üzümünü yiyebiliriz.

Bugün “Koyun Atlatma Festivali”ni izlemek için Türkiye’nin farklı coğrafyalarından gelen insanlar var. Ben ve değerli dostum İsmet’le birlikte festivali izlemek için Çal’ın Aşağıseyit Köyü’ne gittiğimizde bu kadar köklü bir kültürün lezzetli meyvesinden yiyeceğimizi tahmin etmiyorduk…

Ağustos ayının son haftası ani bir kararla festivale gitmeye karar verdim. Fotoğraflardan koyunları atlarken görmüştüm ve ben de koyunların fotoğraflarını çekmek istiyordum. İsmet ”Ben de gelirim,” dedi.  Çadırı, çantayı, fotoğraf makinelerini hazırlayıp ertesi gün düştük yola. Neyle karşılaşacağımızı bilmeden Çal’a giden dolmuşlardan birine bindik. Dolmuş tam olarak festival alanına gitmediği için belli bir yerden sonra otostop çekip ulaştık festival alanına.

Çadırda konaklayacaklar için çok güzel bir alan ayrılmıştı. Biz çadırı kurarken elinde ikramla gelen Mersin’li aileye ve biz gibi fotoğrafa meraklı Antalyalı Mustafa abiye tekrardan teşekkürlerimi sunuyorum. ”Siz öğrencisiniz, gelin beraber yiyelim,” deyip deyip sofraya davet etmişlerdi.

 

 

Mustafa abi – Fotoğraf: İsmet Araç

Gün maviye çaldığında fotoğraf vakti geldi demektir. Makinelerimizi alıp birkaç fotoğraf çektik ki hem ertesi günkü festivale ön hazırlık yaptık, hem de makineler ortamın havasına alıştı. Hava iyice karardığındaysa meydandaki kıl çadırdan bağlama sesleri havalanmaya başladı. Çok huzurlu bir ortam vardı.  Kıl çadıra gittiğimizde insanlar yörede yetişen üzümlerden yapılma el emeği şaraplardan içip türkü söylüyorlardı. Pamukkale Şarapları’nı duymuşsunuzdur, işte o markanın fabrikası bu ilçedir. Yani Çal… Carrefour’da satılan şaraplara bakınız, Denizli yapımıdır. Ülkemizde yapılan en ünlü Bağ Bozumu şenlikleri Çal’da yapılır. Memleketimi de övdüğüme göre devam edeyim.

O kıl çadırdaki insanların arasında öyle birisi vardı ki derin felsefi sohbetleriyle bizi adeta bizden alıp uzayda dolaştırıp kendimize getirdi. Bu değerli sapienin ismi: Sabih Güzel. Bu kişi hakkında söyleyeceklerim bu kadarla kalsın. Merak edenler Ağustos ayının son haftasında Çal’a buyurup geliniz.

Fotoğraf: İsmet Araç

 

Fotoğraf: İsmet Araç

 Bir “iyi” fotoğraf bir de “güzel” fotoğraf vardır. İyi fotoğraf akılda kalır ömürlük olur, güzel fotoğraf anlık zevk verir içip biter. “Bu senin fotoğraf güzel olmuş,” demişti Sabih abim 🙂 .

Fotoğraf bana aittir.

Koyun çanları kulağımızdan girip gözlerimizden günün ağardığını görüyordum. Ayaz bir Çal şafağında, koca bir seneyi koyun koyuna geçirdikleri çobanlar koyunları sudan beraber geçmek için hazırlıyordu.

Fotoğraf: İsmet Araç

 

Fotoğraf: İsmet Araç

 

Fotoğraf: İsmet Araç

 

Fotoğraf: İsmet Araç

 

Ben, bir kere tutunca bir daha bırakamadığım dostum ve gölgemiz…  Fotoğraf: İsmet Araç

 

Fotoğraf bana aittir.

Yeri gelmişken belirteyim ”Fotoğraf bana aittir.”. Değildir efendim. Tabi fotoğrafları çektim ancak bu fotoğraflar size ulaştıktan sonra artık fotoğraflar size aittir. Siz nasıl görürseniz fotoğraflarım o şekilde sizin olur. ”Fotoğraf bana aittir.” Sadece benim çektiğimi belirtmek için kullandığım bir cümledir. Bundan sonraki fotoğrafları ben çektim. Bu yazı için fotoğraflarını benimle paylaşan İsmet kardeşime de teşekkür ediyorum. İyi seyirler… 🙂

 

Çoban en önde, arkasında lider koyun, en arkada da sürü Büyük Menderes Nehri’ne koşarlar. Kurallara göre nehre ilk önce çoban, sonra lider koyun(başka bir ismi vardı ama unuttum) sonra da sürü girmelidir. Eğer sürü lider koyundan önce girerse çoban kaybetmiş olur. Yani lider koyun gözünü çobandan ayırmayıp çoban suya girer girmez nehre atlamalıdır. Bunu en hızlı en coşkulu yapan koyun ve sürüsü kazanır.

 

Lider koyun

 

ve sürüsü.

 

Fotoğrafçı ordusu

 

Maniler söyleyen amcamız

 

 

Doğadaki çocuk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında

Furkan Karabacak

Doğayı seven bir insan. Gerçek anlamıyla doğaya saygı duyan onu elinden geldiğince koruyan ve fotoğraflarıyla anlatmaya çalışan bir genç. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi'nde coğrafya okuyarak doğa sevgisini akademik düzeyde yaşayan bir öğrenci .

Yorum Yap

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

Preminger Youtube’da

Preminger Instagram’da

Preminger Twitter’da

Preminger’de Dinleti